HABER KIBRIS

Akıncı haklıdır

26/11/2017


ads
ads

Yusuf Kanlı


Hani “Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir” derler ya, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da çok doğru bir söz söyledi. Cumhurbaşkanı’na göre, müzakereler yeniden başlayacaksa mutlaka bir takvim belirlenmeli, süreç kesinlikle ucu açık olmamalı ve günün sonuna süreç çökerse veya elde sonuç yoksa Kıbrıs Türk tarafının nasıl devam edeceği ortaya konmalıdır.

Cumhurbaşkanının bu sözlerinde büyük haklılık vardır. Her ne kadar Crans Montana görüşmeleri ardından, daha birkaç ay önce, kendi jenerasyonlarının bu işi beceremediğini, federasyon imkanının kalmadığını, ileriki nesillere başarı dilediğini söylese de Akıncı bugün aynı noktada değil. Doğrusu olamaz da. AB’si, ABD’si, AB’den çıkma gayretleri içerisindeki İngiltere’si ve de tabii Türkiye’si ensesinde boza pişirirken “Ben görüşme istemem” demek kolay değil. Ayrıca, Kıbrıs sorunu vardır, çözülmemiştir. Her iki tarafın çözümden beklentisi çok farklı olsa da, mevcut durum ikisince de “kabul edilebilir” olmadığına ve görüşme harici yöntem de düşünülmediğine göre masa elbette ki tekrar kurulacak, yeni gayretler yapılacaktır. Diyelim ki konfederasyon veya kadife boşanma bile olsa arzulanan, görüşmeler yoluyla, karşılıklı acı tavizlerle ve her iki tarafın kabul edebileceği bir çerçeveyle olması şart.

Ancak, onca yaşanandan, Crans Montana’da açıkça Rumların “güç paylaşımı” niyeti olmadığını, federasyon adı altında egemenliğini Kıbrıs Türkü üzerine örtme dışında bir amaç gütmediği belli olduktan sonra hala daha federasyondan bahsetmek abesle iştigaldir. Kimse görüşmeler 5-6 Temmuz akşamı Türk askeri ve Garantiler yüzünden çöktü demesin. Espen Barth Eide ile Nikos Anastasiades arasında Crans Montana ve sürecin değerlendirildiği o son toplantının tutanakları geçti elime geçenlerde. İbretlik bir belge. Arzu eden gazeteci arkadaşlar benimle temasa geçsinler, kıskançlık etmem onlarla da paylaşırım. Bu belgede çok acı gerçekler var. Verilen tavizler, garantilerin nasıl sona erdirileceğinin, askeri varlığın nasıl 650 rakamına indirileceğinin izahı var. Adeta “Merdi kipti şecaat arz ederken sirkatin söylermiş” tarzı sıralıyor BM temsilcisi Eide Türk tarafının pespaye ödünlerini. Anastasiades memnun ama “Yazılı verilmedi ki onlar” itirazıyla niye reddettiğini açıklıyor.

Açıkça görülüyor ki kötü teslim olmuşuz. Hani çok itiraz edilmiş, gerginlik yaşanmıştı ya bir zamanlar “Çözüm dileniyoruz” lafı üzerinden, resmen çözüm dilenmiş, yalvarmış, yakarmışız ama Anastasiades Kıbrıs Türkünü bir kez daha kurtarıp reddetmiş perişanlık belgesi anlamına gelecek bir anlaşmayı imzalamayı.

Rum yönetimi altında “seçkin azınlık” hakları alıp teslim olacağımız süreç ne asker ne de garantiler meselesi nedeniyle çökmemiş. Zaten o iki alanda da net tanımlanmamış bir askeri üs karşılığında cömertçe geri adım atmışız. Peki neden çökmüş? Crans Montana ve sonrasında Anastasiades’in her fırsatta söylediği gibi azınlığın çoğunluğa hükmetmesi olarak yorumladığı “güç paylaşımı” ya da en kaba tarifiyle “dönüşümlü başkanlık” talebi nedeniyle berhava olmuş. Ne diyor Crans Montana’da Anastasiades? “Ben bunu halkıma satamam.”

Bu söz federasyonun neden olamayacağının da altını çiziyor. Türk garantisi olmadan, adada Türk askeri sayısı 1960 seviyesine indirilerek – o da üç başkanlık dönem sonunda yeniden değerlendirme şartıyla – varılacak çözüm Kıbrıs Türkünü kısa zamanda Girit Türkü kaderine taşıyacaksa da Anastasiades ne diyor? Adanın egemenliğini, iktidarı Türklerle paylaşamam, kısa süreli olsa da Türk cumhurbaşkanı kabul edemem.

Akıncı haklı. Yeni süreç olacak ise yeni bir modalite gerekli, ucu açık olmamalı, bir takvim belirlenmeli ve o gün geldiğinde çözüm yoksa veya süreç çökmüşse Kıbrıs Türk tarafının nasıl devam edeceği ortaya konmalıdır. O kadar mı? Hayır. 2004 ve 5-6 Temmuz 2017 gecesi Crans Montana çöküşü açıkça göstermiştir ki federasyon bir hayaldir, gerçekleşemez.

Kıbrıs’ta elbette bir sorun vardır. Ne Kıbrıs Rumu ne de Kıbrıs Türkü mevcut durumdan mutlu değildir. Görüşmelere dönülmelidir. Ancak görüşmeler sadece görüşür olmak için değil, çözüm amaçlı devam etmelidir. Federasyon olamıyor ise, diğer opsiyonlar da vardır. Konfederasyon, AB içinde iki devlet yoluyla endirekt konfederasyon dikkate alınması seçeneklerdir. Kosova modelinden Tayvan modeline kadar başka alternatifler de düşünebiliriz. Federasyona gömülüp kalmamalıyız.

 

KKTC’de oligarklaşma mı başlıyor?

 

İstediği kadar bozuk olsun demokratik yönetimler aynı zamanda şeffaf yönetimlerdir ve sorumluluk kesindir. Yanlışın faturası bir gün ödenir beklentisi her zaman gerçekleşmese de teorik olarak fail belli olduğundan mümkündür. KKTC uzun bir süredir kendine özgü bir demokrasi yaşamaktadır. Sağ cenahta güçlü bir “kral yapıcı” Rauf Denktaş sonra Derviş Eroğlu iradesi, solda ise “ortak akıl” denilen ama aslında “hiç kimsenin sorumlu olmadığı” bir acayip güç odaklanması vardı.

Sanki son aday tespitinde bir gariplik oldu. Mafia benzeri küçük güç odaklarının etkin olduğu eski dönemlerin aksine bu mafia benzeri oluşumların oligarklaşarak, soldaki “ortak akıl” benzeri bir yapılanmayla “sen benim sırtımı ben seninkini kaşıyalım anlayışı gibi bir durum oluştu.

Kim inanırdı Ulusal Birlik Partisi’nde Eroğlu’na yakın adayların listenin en ön sıralarına çıkamayacağını, Taksin Ertuğruloğlu’nun ancak 9’uncu sıradan listeye girebileceğini?

Seçim sistemindeki değişiklik ile seçmenin kafası tamamen karışmış iken, siyasetten ve siyasetçiden hiç görülmemiş şekilde hoşlanılmayan bu yeni durum KKTC iç siyasetinde önemli değişiklere sebep olabilir. Nitekim, solda ve sağda bazı eski tüfekler şimdiden oyun dışı ve tüm partilerin listelerinde çok önemli oranda yenileşme var. Bu da tüm endişelere rağmen gelecek için umut veriyor.



TAGS: Akıncı haklıdır, yusuf kanlı
MANŞETLER

HK Yusuf Kanlı

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems