HABER KIBRIS

Aslında Yok Birbirlerinden Farkı

02/09/2017


ads

Halil Paşa


TALAT KAZANIRKEN, GİRNE KAYBEDİYORDU

Talat’ın başbakanlığında CTP-DP koalisyon hükümeti kurulmuş, Annan Planı referandumu olup bitmişti. Kıbrıs Cumhuriyeti lideri henüz Papaduplos’tu.  Hükümet ortağı iki parti, Kıbrıs Türk Ticaret Odasında (KTTO) sivil toplum örgütü yöneticileri ile geniş kapsamlı bir toplantı organize etmişti. Başbakan Talat, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Raşit Pertev olmak üzere, 2 CTP’den, 2 de DP’den bakanlar yan yana oturmuşlardı. 

Karşılarında da salonu hınca hınç dolduran sivil toplum örgütlerinden onlarca temsilci…

Bir ara Serdar Atai söz aldı ve Başbakan Talat’a şöyle bir soru yöneltti.

“Başbakan Talat referandumla birlikte Kuzeydeki Rum mallarında son aylarda aniden hızlanan inşaat furyasının, Kıbrıs Sorunun çözümünü daha da karmaşıklaştırıp zorlaştıracağını düşünmüyor mu? Bu konuda hükmet ne yapmayı planlıyor?

Talat kükredi:

“Ne demek çözümü zorlaştıracak? Referanduma biz mi hayır dedik? Dahası Papadopulos’u çözüme ikna etmek için, Rum mallarında hızlanan inşaatların bir bakıma Rumları, sorunun çözümüne zorlayacağını düşünüyorum…” Talat o gün bu ve benzeri sözlerle kendisine Atai tarafından yöneltilen bu soruya sinirlenmiş ve adeta Rum mallarına inşaat yapmayı teşvik ettiğini aleni bir biçimde ortaya koymuştu.

Has Der Başkanı Ali Nebih ile birlikte oturuyorduk. O gün Serdar Atai’nin sorusuna, Talat’ın yerinde Denktaş oturuyor olsaydı, aynı cevabı vereceğini söyledik birbirimize… Rumların mallarına “tecavüz” ederek çözüm ve barışı hızlandırmanın hiçbir siyasi ahlaki boyutu olamayacağını düşündük. İnşaat furyasının Kıbrıs Sorunun çözümünü daha da karmaşıklaştırıp, birleşmek, değil aksine ayrılığı kalıcılaştıracağını söyledik. En önemlisi o günlerde Girne’nin bir İmar Planı da yoktu. Bu nedenle kötü Girne’nin ilk adımları da o günlerde atılmış oldu.

Annan Planı referandumu sürecinde CTP kazanıp Talat da başbakan olurken, “çözüme zorlama adına” teşvik edilen bu inşaat furyasının Girne için kötü şehirleşmenin de başlangıcı olacağını kim öngörebilirdi ki?

TALAT ve HRİSTOFYAS LİDER SEÇİLİYOR, ANCAK…

Bir süre sonra Denktaş’ın aday olmadığı seçimleri daha ilk turda Eroğlu’na karşı Talat kazandı. Böylece KKTC  lideri seçildi. Dahası Hristofyas da karşı tarafta seçimi kazanmış ve ada tarihinde ilk defa daha on beş yıl öncesine kadar, adada çözüm ve barış arzusu ile yanıp tutuşan, NATO karşıtı, Sovyetler Birliği komünizminin taraftarı iki eski yoldaş, karşılıklı olarak masaya oturmuşlardı.

BBC’nin, CNN’nin, Türkiye’nin ve daha pek çok dünya basının haber bültenleri, iki eski yoldaştan, artık Kıbrıs’ta çözüme bir adım daha yaklaşıldığından bahsediyordu.

Ne oldu sonuçta?

Talat: “Nefes almamıza bile tahammülleri yok!” diye, neredeyse düşman ilan etti eski yoldaşını.

Eski yoldaşı Hristofyas da altta kalmadı: “Talat Askerin elini öptü!” dedi ve çözümsüzlüğün nedeni olarak, AKP’nin Kıbrıs politikasına teslim olan eski yoldaşını işaret etti.

İki taraf da, önlerindeki seçimlere odaklanıp, oy almak için iç tribünlere oynayıp, milliyetçi söylemlere daha da asılınca; bu kez de bu tür siyasi çıkışlara daha çok yakışan milliyetçi görüşün, sığ düşünceli liderleri öne çıktı.

Hristofyas ve Talat’ın hortlatmayı başardığı Elen ve Türk Milliyetçiliğinin iki temsilcisi Eroğlu ve Ansatasiades seçimleri kazandı.

AKINCI VUKUATLARI, TALATIN DENKTAŞLAMASI, EROĞLU’NUN SEÇİLMESİNE YARAMIŞTI

Akıncı, Annan Planı referandumu sürecinde, Talat gibi, o da Denktaş’a karşı alternatif bir liderdi. Ancak o zamanki partisi TKP, UBP koalisyonundan yeni çıkmıştı ve Bu Memleket Bizim Platform’una (BMBP) girişte bile tereddütlü davranmıştı.

Her ne kadar Akıncı’nın fasulye yemenin gaz yaptığını ve yellenmesi gerektiğini emreden dönemin GKK Komutanı generalin seviyesiz söylemine karşın, “general çizmeyi aştı” çıkışı hanesine artı olarak işlenen bir siyasi algı yaratmışsaydı da, partisi ile UBP koalisyonu döneminde Türkiye ile “ekonomik göç paketinin” ilk versiyonunu savunmak ile ilgili bir vukuatı vardı. Akıncı’nın “Türkiye’nin siyasi baskılarına ve ekonomik paket dayatmalarına boyun eğerek KKTC’yi yaşatma aşkı”, o günlerde sol ile sendika çevrelerinin kendisine olan güvenini sarsmıştı.

Hatta sendikalar Başbakan Eroğlu’nun Başbakan yardımcısı olan Akıncı’nın yer aldığı UBP-TKP koalisyonun hükümetine karşı bir de büyük sendikal miting bile gerçekleştirmişlerdi.

Neyse burada duralım ve Akıncı ve partisinin UBP ile koalisyondan sonra kan kaybetmesine karşın, Annan Planı rüzgarıyla seçilen Talat’ın denenmiş ve milliyetçiliğe savrularak sonuçta Denktaşlaşmış olmasının, Eroğlu’nun seçilmesine yaradığını belirtelim…

AKINCININ DÖNÜŞÜ “MUHTEŞEM” OLDU, AMA YİNE ÇÖZÜM ÇIKMADI

Eroğlu’nun uzun ve ne tüten ne de kokan Cumhurbaşkanlığı serüveninden sonra, dinlenme döneminden çıkan Akıncı Cumhurbaşkanlığı adayı olacağını ilan etmiş ve seçim yarışını erken açmıştı. Sonuçta ikinci turda da olsa seçimleri kazandı ve dönüşü “muhteşem” oldu.

Çünkü aday olurken çözüm ve barış sözü vermişti. Asıl hedefi buydu ve bunun için çalışacaktı.

Yaşananları biliyoruz. Bu konuda Akıncı ile Anastasiades’in uzlaşmazlıkları ya da çözüm için uğraşlarına dair çok şey yazıp söyleyebiliriz.

Ancak TC AB Bakanı Çelik, yürütülen müzakerelerde; “Türk tarafının olumlu yaklaşımına rağmen çözüme ulaşılamadığını, herhangi bir şekilde dondurulmuş ya da askıya alınmış olmadığını söyleyerek, dahası kapsamlı müzakerelerin sona erdiğine vurgu yapması” da işin acı gerçeği. 

Ayrıca TC Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun da aynı mealde söylemleri bilinmeyen değil.

Ancak şu an için görüşmelerin durduğu-donduğu, hatta sona erdiğine dair açıklama yapan, TC hükümeti bakanlarına karşın Akıncı’dan bir ses çıktığı falan yok.

Ona oylarıyla destek veren Kıbrıslı Türkler, hatta pek çok Kıbrıslı Rum…

Akıncı’nın sorunun çözümünde sihirli değneği olduğuna ikna olmuşlardı.

Ama ne olduğunu gördük. Görüşmelerden çözüm değil, kanıksanmış bir çözümsüzlük çıktı. Üstelik de müzakerelerin sona erdiğini Akıncı’dan önce, AKP’li bakanlar açıkladı…

KARŞI TARAFIN SUÇLULUĞUNU KANITLAMA

Ben de pek çok makale yazarı gibi, görüşmelerin sonunda, en çok korkulanın başa gelmemesi, yani karşı tarafı suçlama oyununa dönüşmeyecek bir müzakere yönteminin benimsenmesi için çalışılması gerektiğini yazıp durdum.

Taraflar, hem Akıncı ve hem de Anastasiades, güvenlik ve garantiler konusunu konuşmadan gittiler Crans Montana’ya. Dahası, BM, AB ve diğer ilgili devletlerin ve garantörlerin sorularına verecek net cevapları da yoktu.

Böylece iç ve dış güvenlikten ne anlıyorsunuz ve nasıl sağlamayı düşünüyorsunuz?

Adada olası bir çözüm sonrasında barışı inşa etmek için garantörlerden, BM ve AB’den nasıl bir yardım istiyorsunuz?

Bu tür sorulara net cevaplar üreteceklerine; “masayı kim devirdi?”, “kim suçlu?”, “asıl çözüm istemeyen kim?”…

Birbirlerine suç atma yarışındalar…

MİLLİYETÇİLİK KAZANDIĞI SÜRECE, KIBRIS SORUNU ÇÖZL(E)MEYECEK!

Kıbrıs Sorunun en büyük nedeni, çözümün de en büyük engeli olan milliyetçiliktir.

Elen ve Türk Milliyetçiliği…

Şimdi Akıncı ve ekibinin, “sol” adına ikinci kez düştükleri “blame game” kapanında, Kuzeydeki çözüm ve barış taraftarları, öncekinden de çok kötü bir biçimde ümitsizliğe savrulmuştur.

Türk Milliyetçiliği, yanına aldığı “Kıbrıslı Türk” mikro milliyetçiliğinin de desteğiyle, suçun tamamının “ötekinde”  olduğunu “biz demedik miydi?”  havasında Akıncı’ya destek vererek terennüm ederken…

Siyasette sol-sağ cenah için “ASLINDA YOK BİRBİRLERİNDEN FARKI” sözcüğü de ne yazık ki bugünlerde daha çok rağbet görmekte…



TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems