HABER KIBRIS

Azıcık hamile durumu

12/02/2017


ads

Yusuf Kanlı


Kıbrıs’ta ne yapılmak istenmektedir? Bu görüşme sürecinin amacı neyin olamayacağını ispatlamak mı, yoksa bir federal şemsiye altında adanın iki halkının müreffeh bir gelecek kurmasının şartlarını, çerçevesini hazırlamak mı?

Aklınız karışmadı mı?

Öncelikle, kimi kim temsil ediyor, o bile karışmaya başladı. Hani bir Türk bakanın “Bu tutanakları okuyunca hangisi Kıbrıs Türk lideri olduğunu çıkaramadım” demiş ya, vaziyet gerçekten korkunç. Adada Kıbrıs Rum lideri ile bir arkadaşı oturmuşlar sohbet ediyorlar sanki. Mesele Kıbrıs Türk halkının ne istediği değil, Rum taleplerini Kıbrıs Türk halkına nasıl yutturulacağı haline gelmiş. Yazık...

Empati elbette ki güzel şey. “Bir halkın güvenlik ihtiyacı, diğer halkın tehdidi olmamalıdır” yaklaşımı güzel de bir halkın eğlencesi de diğer halkın felaketinin başlangıcı olmamalıdır değil mi?

Ne yapmalı yanı bu adamlar ki uyanalım bu “İlle de çözüm, hemen çözüm” takıntısından?

2014’de iki taraf arasında, BM, ABD, İngiltere ve diğer tüm arabulucuların katkılarıyla büyük kriz önlenmiş, Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar hidrokarbon çalışmalarında moratoryum uygulanması karar alınmış mı? Esasında daha öncesinde de vardı o moratoryum. İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Demetris Hristofyas yoldaşı da yapmıştı öyle bir angajman. Her defasında gün geldi Rum kesimi nanik göstermedi mi? “Kıbrıs meselesi başka, Kıbrıs Cumhuriyeti başka... Hükümet ve egemenlik haklarımızı kimseyle paylaşmayız” demedi mi Nikos Anastasiades? Kıbrıs meselesi ne? Kıbrıs görüşmeleri niye yapılıyor? Egemenliği ve hükümeti paylaşmayacak iseydiniz, neyi görüşüyorsunuz? Hepsi hikaye. Zaten adamlar görüşmüyor, görüşür gibi yapıyor.

Bizde bir kandırmacadır gidiyor. “Dönüşümlü başkanlık olmadan niye harita verdiniz?” diye soruyoruz. Cevap hazır, “Aslında verdiler de açıklamayı en sonda yapacaklar... Sözlü olarak verdiler.” “Yönetime etkin katılım meselesi ne oldu?” diyoruz, “Oldu... Oldu... Açıklama şimdi yapılamıyor ama, en sonunda kabul ettiklerini açıklayacaklar” cevabı geliyor hemen... “Ya garantiler? Adamlar sıfır asker, sıfır Türkiye garantisi’ diyorlar?” Meğer onda da hemfikir olmuşuz. Biliyorlarmış onlar da askersiz, Türk garantisiz ne anlaşma yapılacağını ne de referanduma sunulacağını ama şimdilik halklarına söyleyemiyorlarmış, günü gelince son dakikada bir uzlaşı ilan edilecekmiş. Yani? Eh işte, bir üste kapalı mı olur, uluslararası gücün parçası mı olur, kışlasından çıkarken BM Güvenlik Konseyi’nden emir beklemesi mi gerekir bir kısım şartlarla bu iş de hallolmuş gibiymiş adeta... Yani en azından öyle bir beklenti varmış...

İşte sekiz başlıkta ve onların alt başlıklarında birazcık sorun varmış, hallolursa Kıbrıs sorunu da bitecekmiş... Her şeye rağmen çoooook ümitliymişiz... Falan filan.

Kısacası, bakireymişiz ama azıcık da hamleymişiz... Nasıl oluyor diye sormayın, koskoca Cumhurbaşkanından daha iyi mi bileceksiniz...

Eğer Sayın Cumhurbaşkanı Rum tarafında çözüm istenci görüyor ise, sakın ola Cumhurbaşkanının hep yakın çevresinde dolanan, yediği içtiği ayrı gitmeyen bazı arkadaşların bile “Bu iş buraya kadar denmeli. Rumlar çözüm istencini göstermeli, gösterinceye kadar da görüşmelere ara verilmeli” minvalli sözlerini ciddiye almayın. Tabii bazı ülkelerdeki gibi cumhurbaşkanı ile aynı düşünmeyince ne sizi terörist diye suçlayacaklar ne bir sapkın cemiyete üye olmakla itham edecekler ama yine de dikkatli olmak lazım. Niye yani Rum meclisinde Türklere düşmanlık gösterileri sanki ilk defa oluyormuş gibi davranmanın alemi mi var?

Ne yaptı Temsilciler Meclisi? ELAM denilen itler sürüsüne mensup birkaç sivri akıllı milletvekili 1950 “Enosis” (Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı) plebisitinin yıldönümünün Rum okullarında anılmasıyla ilgili bir tasarı hazırlamışlar. Bu tasarı Demokratik Parti (DİKO) desteğini de almış. 1950 plebisitini öneren ve Kilisenin katısıyla gerçekleştiren AKEL bu sefer utanmış – enteresan, niye utanmışlar anlayamadım – ve karşı çıkmış. Bizim Niko’nun Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) her ne kadar eski EOKA teröristlerinin kurduğu bir parti olsa da “evet” diyememiş, çekimser kalmış. Nihayette Atina’nın kışkırtmasıyla 1974 darbesini yapan EOKA-B teröristlerinin partisi DİKO’nun desteği yetmiş, 16 hayır, 19 evet ile enosis plebisiti yıldönümünün okullarda kutlanması yasası çıkmış.

Zaman her şeyi unutturuyor tabii ki. Şimdi 1950’de yapılan bir plebisitin bugün anılması kararı alınması niye düşmanlık sergileme olarak algılanabilir ki? Karıştıranlar anlayamayanlar olabilir, anlatayım.

Bu plebisit bugün Kıbrıs sorunu diye bahsettiğimiz çetrefil konunun babası durumunda. Makaryos’un Kıbrıs Kilisesi başpiskoposluğuna getirilmesi ardından AKEL’in BM’ye başvurması ve Kıbrıs Kilisesinin de desteğiyle “Adanın Yunanistan’a bağlanması” (Enosis) konusunda bir plebisit yapılmasına karar verildi. 1950’de yapılan referandumda sadece Kıbrıs Rumları oy kullandı ve %96’sı Enosis lehinde oy verdi. 1955’de “Ethniki Organosis Kyprion Agoniston” veya “Kıbrıslıların Millî Mücadele Örgütü” (EOKA) kuruldu. EOKA örgütünün lideri Makaryos, icra başkanı Polikarpos Yorgacis ve askeri lideri ise Kıbrıs asıllı Yunan albayı Georgios Grivas idi. EOKA öncelikle İngiliz yönetimine sonra da Enosis’i reddeden Kıbrıs Türklerine karşı silahlı saldırılara başladı. Bu saldırılar sonrasında ise 1958 yılında EOKA örgütüne karşı mücadele amacıyla Rauf Denktaş, Burhan Nalbantoğlu ve Mustafa Kemal Tanrısevdi tarafından “Türk Mukavemet Teşkilatı” (TMT) kuruldu. Denktaş “Toros” kod adıyla bu örgütün liderliğini üstlendi.

Şüphesiz ki her ne kadar Cumhurbaşkanı Akıncı empati ile konuya yaklaşıp Rumları anlamaya çalışacaksa da Rum meclisinin 1950 plebisitinin okullarda kutlanmasına yönelik karar alınması, Türk düşmanlığını daha da körükleyeceği iki bölgeli, iki toplumlu federasyon kurulmasını amaçlayan görüşmelerinin çıkmaza sürükleneceği aşikardır. Ama bu gelişmeler şaşırttı mı? Şaşırtmamalı...

Bu yasayı Niko efendi veto eder mi? Umarım eder. Ama etse de etmese de Rumların 2017 fikirleriyle 1950 fikirlerinin pek de farklı olmadığını göstermesi açısından durum ibretliktir.

Hani enosis geride kalmıştı? Hani Kıbrıs Türkü artık kendisini emniyette hissetmeli, Türk garantisine ihtiyaç duymamalıydı? Hani AB üyesi Kıbrıs’ta enosis gibi eski hezeyanlara yer yoktu?

ELAM, DİKO, EDEK, Vatandaşlar İttifakı, Dayanışma Hareketi ve Çevreci 19 oyuyla kabul edilen düzenlemeye AKEL milletvekillerinin 16 oyla ret yanıtı vermeleri, 18 oya sahip DİSİ’nin ise çekimser kalması önümüzdeki dönemi şekillendirecek ibretlik bir durumdur.

Bu kararın kınanması yetmez. Öyle “19 oyla da alınsa” falan ifadeleriyle küçümseme yetmez. Bu gençliğe verilen yanlış bir mesaj da değildir. Eğer muhatabınız bu kafadaysa, yalan, yanlış ifadelerle sanki süreçte son aşamaya gelindi havası yaratmak ne doğru ne de yakışan bir tutumdur. Bu saatte Anastasiades’in bu kararı veto etmesi bile durumu kurtarmaz, oylama öncesinde mertçe karşı çıkıp, bugün bu zihniyetin hastalıklı olduğunu açıkça söyleyebilmeliydi.

Dedim ya, hem üç aylık hamile hem de bakire olunmaz... 



TAGS: yusuf kanlı
MANŞETLER

HK Yusuf Kanlı

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems