HABER KIBRIS

Barida

22/02/2017


ads

Bülent Dizdarlı


Sıkıldığım zamanlarda, seyahate çıkmak, oluşan berbat ruh halimi en kolay üstümden ata bildiğim yoldur. Yine böyle bir zamanıma rast geldi “Isparta” gezintim. Bir şekilde atıverdim kendimi adanın dertlerinden uzağa ve üç gün boyunca Torosların bu şirin kentinde kendimi ruhen ve bedenen toparlama şansını buldum.

Oraları gezip görünce de sizlere anlatmak istedim. Biliyorum, okurlarımın çok azı hayatları boyunca Isparta’yı gezip görmek isteğinde olmuştur. Açıkçası bende de kendi kendime böyle bir planlama yapmışlığım yoktu. Ancak bir dost daveti ile başlayan seyahatimi “iyi ki yapmışım” diyor, fazla uzatmadan sizlere Isparta’yı anlatmaya başlıyorum .

Çoğunuzun malumudur. Ercan, Antalya uçuş süresi yaklaşık kırk beş dakikadır. Kara yoluyla Antalya hava alanından yaklaşık bir buçuk saat sonra Isparta’ya ulaşılıyor. Antalya- Isparta yolunun çok rahat olduğunu söyleyeyim. Ormanlar arasında giden ve Toroslara tırmanan yolda gayet rahat bir yolculukla Isparta’ya ulaşılıyor.

Isparta’ya girdiğimiz anda buraları daha önce görmüş hissine kapıldım. Oysa evvelden bu şehirden hiç geçmediğimden, bu topraklara ilk defa geldiğimden emindim. Biraz düşününce buranın coğrafi olarak Bosna –Hersek’in başkenti Saraybosna’ya benzediğini fark ettim. Bana tanıdık gelmesi yıllar önce ziyaret ettiğim ve üzerimde yarattığı etkiden hâlâ kurtulamadığım bu Balkan kentine olan benzerliğindendi.. Isparta da tıpkı Saraybosna gibi, dört tarafı yüksek dağlarla çevrili, çanak bir plato üzerine kurulmuştu. Toros dağları arasında 1050 metre yükseklikte bir düzlükte yer almıştı. Etrafında ki dağlar mevsim gereği karlarla örtülmüştü. Adeta bir çanak görünümündeydi.

Tarih boyunca şehirlerin su kenarlarına ve etrafına kurulduğu malumunuzdur. Isparta’da kendisini ortadan kuzeyden güneye geçen Gökçay etrafında gelişmişti. Dostlarımın bana aktardığına göre, bu günkü şehir nüfusu iki yüz yirmi bin civarlarındaymış. İlçeleri ile bu sayı üç yüz doksan binlere ulaşıyormuş.

Isparta’nın nasıl bir şehir olduğunu anlamak için Türkiye İstatistik Kurumu yaptığı “yaşana bilirlik endeksi” çalışmalarına göz atmamızın gerekli olacağını sanıyorum. Türkiye istatistik kurumunun 2015 ve 2016 yıllarında yaptığı endekse göre Türkiye’nin en yaşanabilir kenti sıralanmasında ilk sırayı Isparta almıştır. Özellikle sağlık, trafik, hava kirliliği ve eğitim alanında ilk sırayı tutması , diğer yedi kriterde ise ilk üç içerisinde bulunmasıyla bu dereceyi almasını sağlamıştır. Gerçekten de şehri gezerken (Allah Nazardan korsun) kendinizi çok emniyette hissediyorsunuz. Geniş caddeleri akan trafiği ile stresi az bir şehir Isparta. En önemlisi ise İnsanların yaşadıkları kenti sevdiklerini ve burada yaşamaktan mutlu olduklarını yüzlerine bakarak dahi anlıyorsunuz.

Selçukluların yıkılması ile Hamidoğulları beyliğinin hüküm sürdüğü alan olduğundan, Cumhuriyet kurulana kadar “Hamid ili” olarak da bilinen Isparta’nın ilk kuruluş ismi “Barida” imiş. Zaman içerisinde bu önce “Baris” daha sonra “İsbarita” olmuş. En son ise Isparta olarak anılmaya başlanmış.

İsparta’da en çok nesi ile meşhurdur diye sorarsanız, hemen “Demirel” ile diye cevap veririm. Nitekim şehrin her tarafında gül motifleri kadar 9.Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’in heykelleri mevcuttur. Rahmetlinin doğum yeri olan ve şehrin otuz dakika uzağındaki İslam köy’de ki Demirel külliye ve müzesi ise mutlaka örülmeye değerdir. Bu müzeyi geçerken bir yandan o dönemi bir kez daha anımsayıp yaşarken, bir yandan da cumhuriyet rejimi sayesinde, Anadolu’nun ücra bir köyünden çıkan çocuğun gün gelip o devletin başına geçme şansını bulmasının önemini hissediyor, bir cumhuriyet çocuğu olmanın kıvancı ile doluyorsunuz. Bu külliye ve müzenin bir başka özelliği ise ileride dönemin tarihini yazmaya niyetlenecek olan araştırmacılara on binlerce fotoğraf ve belge ile destek verecek olmasıdır. Zira Müze müdürü Osman Bey’in bize anlattığına göre Rahmetli Demirel, başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemlerde elinden geçen tüm belgeleri kopyalamış, kendisine verilen küçüklü büyüklü bütün hediyeleri saklamış, binlerce fotoğrafı ve medyada hakkında çıkan yazıyı biriktirmiş, bu müzenin yapılmasının esas temelini atmıştı.

Aile tarafından yapılan Demirel külliyesi gün geçtikçe daha çok önem kazanacak yerli yabancı araştırmacı ve turistlerin ilgisini çekecektir.

Ülke yönetiminde uzun bir döneme ismini yazdıran Demirel, ailesi tarafından yaptırılan muhteşem külliyesi ile tarihte hak ettiği yeri alırken, maalesef devlet hala onun Çalçatepe’de ki mezarını bu gün olmuş yaptırmamıştır. Mezarı yaptıramamayı bırakınız adete göçme noktasına gelmiştir. Anıt Mezar adeta kaderine terk edilmiştir. Demirel’i seversiniz ya da sevmezsiniz. Bunun hiç önemi yoktur. Önemli olan Türkiye Cumhuriyeti’ne Cumhurbaşkanlığı yapmış bir kişinin mezarının bu kadar ihmal edilmesidir. Bu konu benim Isparta gezim sırasında eleştireceğim yegâne konu olmuştur.

Şehir ekonomisi birçok sektöre dayanıyor. Biliyorsunuz Isparta denildi mi akla Gül ve Halı geliyor. Günümüzde gül konusunda artık bir dünya markası oldular. Gül ve gülden yapılmış ,losyon ,parfüm, krem , lokum, vs Isparta damgası taşıyan ürünler, dünyanın her tarafından aranıp soruluyormuş. İç tüketime çok az ayrılıp büyük ölçüde ihraç yapılıyormuş. Nitekim şehir Gül sembolleri ile donatılmış. Bu arada Isparta’ya gülü kazandıran “İsmail Efendi” de unutulmamış. Valiliğin önüne bir kova gülle birlikte birebir heykeli yapılarak tarihteki hakkı verilmiş.

Burada bir parantez açarak Müftüzade İsmai Efendi’den bahsetmek isterim. 1888’de Bulgaristan’ın Kızanlık şehrinde hariciye görevlisi olarak çalıştığı yıllarda Gül Vadisi olarak da bilinen bu kentin doğup büyüdüğü Isparta’ya çok benzediğini fark etmiş. Önce gül ve gülyağı üretimini gözlemleyerek öğrenir. Bulgaristan gül konusunda çok hassas davranmakta ve gül fidanlarının ülke dışına kaçırılıp üretilmesini engellemek için Gül Vadisi’ni koruma altında tutmaktadır. İsmail Efendi bir tek gül fidanını üstünde saklayarak gizlice getirmiş. Getirdiği bir adet gül fidanını önce şehrin Hacı Ayvaz (1935’ten sonra Gülcü) Mahallesi’ndeki evinde önce üretmiş sonra 30 dönümlük arazisinde gülcülüğe başlamış ve Isparta’ya ciddi bir ekonomik değer katmış. Kısacası, İsmail Efendi’de Demirel gibi şehrin en önemli mevkiine heykeli dikilmesine gerçek anlamda hak etmiş.

Şehir ekonomisinde elma ve kiraz çok önemli bir yer tutuyor. Elma üretiminde son iki yıldır Türkiye birincisi olan Isparta, lezzetli kiraz üretiminde de hızla yükseliyor.

Halıcılık ise artık eskisi gibi değil. Bir dönem İran halıları ile yarışan el dokuması Isparta Halı üretimi artık mazisini arar durumdadır. Isparta kaynaklı halıların artık dokuma tezgâhlarından çok fabrikalarda makinelerden çıktığını gözledim. Ispartalı dostlarda bundan duydukları sıkıntıyı sık sık dillendirdiler. Yerel yönetimin el dokuma halıcılığı geleneğini kaybetmemek için açtığı Etnografya müzesinin önemini vurguladılar. Gerçekten de bu müzeyi gezerken özellikle halıcılıkta el örmesi halıları ile marka olmuş “Büyükçam” ailesinin bağışladığı halılar sayesinde bu sanatın ileride tekrar canlanacağını düşünüyorum.

Isparta tam bir üniversite kenti durumundadır. Seksen beş bin öğrencisi ile Süleyman Demirel Üniversitesi gerçekten de şehir ile bütünleşmiştir. Bu öğrenciler bir yandan kaliteli eğitim görürken diğer yandan da şehre ciddi bir katma değer sağlamaktadırlar. Halkta bunun bilincinde. Öğrenciye değer veriyor ve onun yaşamını kolaylaştırmaya çalışıyor. Oradaki arkadaşım şehir öğrenci ilişkisini bana şöyle özetledi. “Öğrenciler bizim velinimetimiz. Düşünün her biri her gün çeyrek domates yese, günde yirmi bin tane tüketiliyor demektir. Bu da bizim ürettiğimizi başka yerlere yollama zahmetine katlanmadan kendi toprağımızda değerlendirmek demektir” . Ne dersiniz? Üniversite adası olma iddiasındaysak buradan almamız gereken ders yok mu?

Tabi Süleyman Demirel Üniversitesi’nin şehre katkısı sadece bu kadarla da kalmıyor. Aldığım bilgiye göre Isparta’ya çocuklarını okutmaya gönderen pek çok aile de bu şehrin rahatlığından etkilenip, burada ev satın alıp kalmaya karar veriyormuş. Bu sayede de inşaat sektörü de gelişiyormuş.

Turizm de Isparta için, yeni yeni gelişen bir sektör. Antalya’nın hemen yanı başında olması ciddi bir ulaşım kolaylığı sağlıyor. Gerek Antalya hava alanı üzerinden gerek direk Isparta hava alanından gelen özellikle uzak doğulu turistler son zamanlarda Eğirdir Gölü etrafına yayılan Eğirdir Kasabasına tercih etmekteymiş. Özellikle yaz aylarında buralar cıvıl cıvıl oluyormuş. Isparta ili sınırları içindeki Eğirdir Gölü, Türkiye’nin ikinci büyük Tatlısu gölüdür. Sazan ve Levreği ile ünlüdür. Ayrıca tüm karayollarının bir kavşağı durumunda bulunuyor. Kış turizmi için müsait dağlarında yapılan tesislerle çok sayıda ziyaretçi şehre gelmeye başlamış. Davraz dağı ve Karlıyayla kayak tesisleri özellikle yerli kayak meraklıları tarafından son zamanlarda çok tercih edilmeye başlanmış.

Bu arada aslında Burdur ili sınırları içinde olan, ancak konumu nedeniyle Isparta’ya daha yakın olan 3000 yıllık Sogolossos Ören Yeri’ni görmek isteyen turistlerinde Isparta’da konaklamayı tercih ettiğini söyleyeyim. Yine turistlerin mutlaka görmek istedikleri yerlerden biri olan Kral Yolu da bu il içinde bulunmaktadır

Yemekleri ise bir başka güzel. Bir kere peynirin envayi çeşidi üretiliyor. Benim favorim “süt damlası” isimli peynir. Çorba olarak Zürbiyet’i öneriyorum. Top tarhana et ve lahanadan yapılan bu çorbayı mutlaka tadınız. Yemeklerinden ise bir numaraya Tirid’e veriyorum. Özel oğlak kaburgasından yapılan tandır benzeyen ama farklı olan kebab adını verdikleri yemeği yemeden Isparta’dan çıkmayın diyorum. Bu arada Eğirdir Gölü kaynaklı levreği es geçmemenizi öneririm.

Bu değerde bir şehrin futbol takımının halen BAL liginde olması ise kabul edilir bir şey değil. Bu durumdan neredeyse tüm Isparta’lılar rahatsızlık duyuyor ve son birkaç yılda yaptıkları yatırımlarla takımlarının hızla yükseleceğine inanıyorlar. Gerçekten de on bin kişilik gece maçları dahi oynanabilecek donanıma sahip , müthiş güzel çim zeminli stadyumu ile takım bu yıl iddialı gidiyormuş. Isparta havası ve alt yapısı nedeniyle bir çok ünlü futbol takımının sezon öncesi kamp yaptığı şehir olarak da övünüyor ve ekonomisine bu yolla da katma değer sağlıyor. Ama bu artık onlara yetmiyor. Gül ve gül yaprağı renkli formaya sahip kendi takımlarını üst liglerde görmek istiyorlar.

Evet dostlar. Kalbimi Isparta’da bıraktım. Hep aynı ve benzer şehirlere gitmekten usandıysanız size çarşısı, tarihi, rahatlığı , temiz havası ve leziz yemekleri ile Türkiye’nin yaşanabilirlik endeksi şampiyonu Isparta’yı öneriyorum. 



TAGS: bülent dizdarlı
MANŞETLER

HK Bülent Dizdarlı

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems