HABER KIBRIS

Başaramadıklarımız! (Ve hâlâ hayal olmayan başarılı gelecek)

10/01/2017

ads

ads

Eşref Çetinel


İnsan aklı geleceği görmeye yetmiyor! Çoğu zaman bir gün sonrasına bile egemen değil!

Kıbrıs sorununa Ankara odaklı siyasi ve ekonomik prespektiften bu düşüncelerle çok baktık. Hepsinde de “boşa harcanmış” zamanlarla iç siyasete kurban edilirken çözümsüz bırakılmış sorunlar vardı!”

Kuzey’de parmaklarını bile oynatmazken, Güney‘deki Rum’un zaman içinde mahvolacağını, eriyip gideceğini, zamanın bizden yana olduğunu iddia edenlerin nutuklarını da çok dinledikti!

Türkiye’den kaydırılan nüfusla Kuzey’i sosyoekonomik yönden kurtaracağını zannedenlere de her yerde ayni sevimsizliğin unsuru olan bürokrasinin basit hesaplarına çok kızdıktı!

Sonunda az biraz kalkınmış da olsak dedik ki “zaman Türk halkının değil, Güney’deki Rum’un kazanımlarıyla” geçti…

NE VAR Kİ: Olan oldu! Zamanı geri götüremeyeceksek bundan sonrası zamanları kazanmak zorundayız… Yoksa bu adayı kaybetmekle kalmayacak, gün gelecek bir zamanlar Açison Planlarıyla emrimize amade kılınan Meis adası benzeri, bize özel bir yerleşim bölgesine göç etmek zorunda kalacağız! Veya ne kadar dayanırız bilmiyorum ama Rum’un egemenliği altında yaşamayı deneyeceğiz..

Tabi ki “hemen” denecek “yarından” söz etmiyorum. Göremeyeceğim kadar uzaklarda da olabilir! Eğer bu adada ve Kuzey topraklarında çok radikal bir “kalıcılığı” topraklarına çakmazsak!

BÜYÜK HATA: Anavatan-Yavruvatan edebiyatı söylemleriyle ambalajlanmış siyaseti sosyoekonomik büyümeyle perçinlenmeyi başaramadık! Tutun ki Barış Harekâtı öncesinden başlayan sorunu bugün de taşıyoruz. Taşıyoruz ki Türkiye’de duyarlı ekonomistlerle tarihçiler olayı görüyor ve bakın İlber Ortaylı gibi “günlük olayları bile tarihle harmanlarken müthiş teşhislerde bulunan bir büyük tarihçi Kıbrıs’la ilgili son makalesini nasıl bitiriyor:

ORTAYLI NE DİYOR: “…Kıbrıs halkı İmparatorluğun bize bıraktığı korumak zorunda olduğumuz azınlığımızdır. Bu konuda seçim şansımızın olmadığı da açıktır. “Kıbrıslı” deyimine, tekrarlayanların kendileri dahi inanmıyor. Hayatın her safhasında bürokrasinin her dalında yaptığımız lüzumsuz masraflar ve ödediğimiz cehalet vergisi ortadayken Kıbrıs adasına verdiğimizin lafını etmek bile mantık dışıdır!”

YILLARDIR SÖYLENEN: İşte Ortaylı’nın o son cümlesidir! Çünkü 1974‘e kadar “anavatan yavruvatan” olduğumuz Türkiye ile sonrasında iki ayrı gayrı ülke olmak bir yana; araya sokuşturulan TC’ye yönelik husumet de hediyesi oldu!”

1974’den sonra Güney’deki Rum’u zaman içinde ancak Kuzey ‘de yaratılacak büyük bir ekonomi ile eritebilirdik! Oysa ne oldu 43 yıllık bu siyasi süreçte? “Türkiye verdiği, yedirdiği, içirdiği oranda bir Kuzey!”

TC’den kaydırılıp araya sokuşturulan “işçi” olmanın ötesinde becerisi olmayan bir nüfus!

Yıllar yılı Mersin gümrüğünü bile aşamayan bir garip ticaret ilişkisi!

Cenevre’de müzakereler devam ediyor! Ne olur ne kalır bilmiyoruz Ancak ekliyoruz: “Rum’un Türkiye’den de kopartılmış Kuzey’e taşınacağı bir çözüm, çözümsüzlükten beter felaketimiz olacaktır! Buna karşın çözümsüz bir ortamda eğer TC-KKTC ilişkileri ekonomik ağırlık kazanırsa, sonucunda Güney’in bile önünde eğileceği bir kalkınma görmek hayal değildir…

 

 

“SİSTEM” TOPLUMUN SOSYOEKONOMİK YAPISINDAN OLUŞTURULMALI

Çözüme hazır mıydık? Hayır! Ya çözümsüzlüğe? Ona da hayır! Tutun ki son bir yıldır kendimizi rölantiye çekmiş, müzakereleri izliyorduk! Araya sıkıştırdığımız bir erken seçim de olmasa KKTC’de yaprak kıpırdamayacaktı!

Bunu icraatlar yönünden henüz erken, fakat beklentiler yönünden çok geç denilen bir konumun açmazına düşen UBP-DP Koalisyon hükümetini şaibe altına sokmak için söylemedim.. Bu Koalisyon hükümetine gelene dek üst üste iki de CTP ağırlıklı Koalisyon hükümeti gerçeği yaşadık, durum vaziyetler farklı değildi..

Çünkü: Dün de yazdık. Devlet “özel sektörün, teknolojik gelişimlerin önünü açamıyor! Henüz yeni yeni Tarım, Turizm, Sanayi’de plan programların uygulanmasına yönelik mastır planları yapmaya başladı. Üstelik bu konuda çalışma “iktidarla” da sınırlı değil. Sonrasında gelip gidecek hükümetlerin de kalındığı yerden devam edecekleri “sistem” iddiasında…

YAZDIĞIMIZ GİBİ Mİ? Doğrusu tam bilmiyorum! Ama öyle olması gerekir diyorum. Çünkü eğer öyle olmazsa “bereket yağdı diye hıyarın kilosu 7-9 TL’ye, patatesinki üç beş TL’ye fırlamaya hep devam eder!” Etin kilosu 40 liraları orsa ederken, sebze meyve pahanın pahasını oluşturur!

Dövize endeksli ticaret nedeniyle TL kullanan vatandaşların ceplerinden çıkan para daha çok artış gösterirken, karşılığında satın alınanlar daha bir azalır!

Öyle bir şey ki “pire ısırdı çık yukarı” oyununa nazire büyüdüğümüzü zannederken istikrarsızlığın içinde boğuluruz!

HÜKÜMET SORUMLUDUR: Önce vurgulayalım ama: “Hükümet alamadığı vergilere nazire hazineyi insafsız ve adaletsiz olan dolaylı vergilerle bile artık dengeleyemediğinden, her ay ödemelerini yapabilmek, açıklarını kapatabilmek için şu veya bu bankalardan borçlanmak zorunda kalmaktadır! Dolayısıyle her devrede kendini zorlayan sistem sorunu, bir kez daha gündeme gelmektedir.

Sorulmalıdır ama: Kime göre sistem? Küçük Amerika olmayacaksak elbette ki KKTC’ye göre! Ki böylesi ülkelerin kitabında “Kooperatifçilik” yazar! Kurumlarda “sosyalizasyonu” yazar! “Kırsaldan kentlere değil, kentlerden kırsala yönelmeyi yazar!.. Kısaca sistem kitaplardan değil, toplumun yapısından çıkar..

KISACA TAKILDIĞIM. (HALKIN PARTİSİ)

Kudret Özersay’lı HP geçen hafta Kuruluş yıldönümünü kutladı. Medyadaki karelik fotoğraflara baktım. İçim ısındı. Kızlı erkekli gencecik insanlar. Üstelik alışık olmadığımız yoğunlukta. Sanırsınız bir siyasi parti değil, eğlenmek için bir araya gelmiş gençler topluluğu..

Bu parti ilk seçimde hiç şüpheniz olmasın barajı da geçer, ortak hükümet kuracak sayıda milletvekili de çıkarır.. Ki hatırıma bir dönemlerin ayni heyecanla toplum katlarına fırtına gibi giren TKP’sini de taktı.

Bir süre önce HP’i o kafamdaki pek çok takıntıdan dolayı eleştirdiydim ama. Sandıktan çıkacak milletvekillerini bile kafalardaki “ideal devleti” yaratma uğruna atıl duruma getirebilme iddiası bile taşıyordu!. Oysa gördüğüm o karelerdeki gençlerin yüzünde “yer açın biz geliyoruz” yazıyordu.. Gerçekten diyorum artık devir gençliğin devri. Açılın, ayrılın, onlar gelsin göreve.. 



TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems