HABER KIBRIS

Bayram Sohbetimdir: Bu Adadan Bir Celal Hordan Geçti! (2)

04/09/2017


ads

Eşref Çetinel


 RUM TÜRK FARKLARI: Dün 1945’lerle 1960 arasında Türk ve Rum halkları bünyelerinde oluşan “örgütlerden” o yıllardaki söylemi ile “teşkilatlardan” söz ettimdi.

       Rum halkı saflarındaki tüm örgütlenmelerin esasında “Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek hedefi vardı. Yani “Enosis!

Buna karşılık Türk halkı  “liderleri” etrafında toplandıydı. Mesela Dr. Fazıl Küçük ilk ve en büyük “lider” oluşu ile kendini tarihimize kazımış bir politikacıydı.. Hatırlatayım ama: “Rum’ların Enosisi’ne karşılık Türk liderliği ile halkı Türkiye’ye bağlanmaktan söz etmedi. Hem de Allah’ın ayetini okur gibi   “Anavatanımız Türkiye” derken… Buna karşılık Rum halkı ile bir arada yaşayamayacağının mücadelesini de “ya taksim ya ölüm” sloganı ile siyasileştirdiydi..

Bu çok önemli Türk-Rum “ayrıntısına”   bir başka önemli “ayrıntıyı” daha ekleyeyim: Rum’lar tüm mücadelelerini “kiliseden” dolayısıyle “başpiskopos Makarios’tan alıyorlardı…

Türkler, Ecevit’in de söylediği gibi kendilerine “mücahit” mahlasınıarekâtından h

 Yakıştırmalarına karşın, hiçbir devrede “cami çıkışlı” olmadılar. Mücadelelerine “dini” katmadılar.

İki halk arasındaki bu karakteristik farklılıkları anlamaya çalışmadan “birleşik Kıbrıs” lafını dillerine pelesenk edenler, çok boşuna bir çaba sarf ediyorlar! Diyelim ve gelelim 1960 yılına:

****

NALBANTOĞLU ETKİSİ: Ve tabi “Gençlik Teşkilatı! Olay şuydu ve her zamanki gibi kahramanı yine Dr. Burhan Nalbantoğlu’ydu. 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda hem Rum tarafında hem Türk tarafında büyük bir şaşkınlık yaşandı. Şöyle ki:

Bir: EOKA teröründen ve TMT’den çıkılmış iki halk ansızın kendilerini kendilerinin yöneteceği bir “çatma Cumhuriyet” idaresinde bulmuşlardı!

İKİ: O güne kadar sihirli elini üzerimizden çekmeyen, Kıbrıs Türk ve Rum halklarını  ciddiyet ve disiplinle yöneten “İngiliz valisi” ile “komiserleri” artık yoktu ve Kıbrıs halkı kendi yalnızlığı içinde çok şaşkın kalmıştı!

ÜÇ:  İki halk da böyle bir ortak yönetimi  ne  paylaşmaya ne  yönetmeye hazırdı! (Zaten ne Rum tarafı unutmuştu Enosisi ne de buna karşı oluşsan Taksimi unutmuştu Türk halkı!)

Dört: Zaten kısa süre sonra Cumhurbaşkanı Makarios  muzırlık yapmaya başlamış, Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’le dalaşmaları başlamıştı bile!

Tam bu sırada KC’de üç Türk Bakandan biri ve   Sağlık Bakanı olan Dr. Burhan Nalbantoğlu çıkar öne.. (Kendisi Kıbrıs Cumhuriyetini hiç benimsememişti çünkü bizim gibi o da yürüyeceğine inanmıyordu!) TMT’den kalma “militarist” görüşleriyle şöyle düşünür. (Tahminim tabi)

Nasılsa bu Cumhuriyet yürümeyecek sonunda dağılacaktır. Bu nedenle Türk halkını teyakkuzda tutmak, her türlü olasılığa fakat birlik ve beraberlik içinde hazırlamak gerekir…” (Bildiğim Nalbantoğlu ancak bunu düşünürdü diye düşündüm. Tabi o dönemde Nalbantoğlu ayni zamanda Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun da başıydı ve Denktaş’tan sonra 2. Adamdı. Ekleyim: Zaten Nalbantoğlu Denktaş yahut Dr Küçük gibi hiç “birinci adam” yani “tek adam” olmadı hep “TMT’ci ve teşkilatçı” kaldı,  her zaman bir “nefer” gibi çalışmayı yeğledi. Asker olsaydı “Genel Kurmay Başkanlığına kadar yükselir, sonra bir darbe yaparak kendini harcardı çünkü durak durak bilmezdi! Peki Celal Hordan ne zaman çıktı sahneye? Oraya geliyorum:                                                                                         ****

CELAL HORDAN: Adnan Menderes döneminde 1957’lerde “Türkiye Milli Talebe Federasyonu” başkanıydı. Tam da Kıbrıs siyasi sorunun BM’lere taşındığı, Yunanistan’ın  “self determinasyonun (Enosis için)  adada uygulanmasını BM’ler gündemine  getirdiği yıllar!”

Celal Hordan “Türkiye Milli Talebe Federasyonu”nun başkanı bu öneriye karşı çıkar ve  BM’ler Genel Kurulunda reddedilmesi için mücadeleye başlar.. Adada 27-28 Ocak olaylarını da örnekleyerek, “anlaşılmıştır ki Kıbrıs’ta taksimden başka çözüm çaresi yoktur” diyerek  fiilen Kıbrıs siyasi sorununun içinde yer alacak ve dikkatleri  çekecek bir isim haline gelir.

Tabi söylemeye gerek yoktur. O “dikkat” yine Nalbantoğlu tarafından geliştirilerek Denktaş’a ulaştırılır. Nitekim gün gelecek Hordan adı geçtikçe Denktaş şunları söyleyecekti: (Ahmet C. Gazioğlu’nun anlatımından aktarıyorum.)

“Sn. Nalbantoğlu bana Celal Hordanı Gençlik Kolu Başkanı yaptırttı. Ben Celal Hordan’ı tanımazdım. Türkiye’den geldi.. Bir gün aldı bana getirdi. Biz o günlerde Gençlik Teşkilatını kurmuşuz.. Nalbantoğlu (Hordan için)  “organizatördür, geçmişte kendisini Türkiye’den tanırım dedi. Ama Celal Hordan üç ayda üçüncü lider olarak ortaya çıktı! (Belli ki Denktaş’ın Hordan olayına  fena halde canı sıkıldıydı!)

HORDAN FIRTINASI: Hem de ne fırtına! Adam Denktaş’ın dediği gibi kendinden ve Nalbantoğlu’ndan sonra 3. Lider haline geldi. Üç ayda bütün Türk köy ve kasabalarını  gezerek Gençlik Teşkilatı şubelerini kurdu.

Slogan üretti, her gittiği yerde “Tek fikir ve tek vücut” dedi, çizmeden yukarı çıktı…

       “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyası başlattı ne kadar çarşaflı kadın varsa hepsinin çarşaflarını çıkarttırdı! Rumdan bir arşın bez alanı dövdürttü. Kahveleri kapattı kütüphane yapın dedi! Öyle bir terör estirdi ki insanlar birbirleriyle konuşmaya bir yerde toplanmaya korkar oldulardı!.. Sonra silah alacağım diye insanlardan para toplattırdı. Tüm bunlar Menderes’in kulağına gittiğinde şaştı kaldı! Çünkü o Hordan’ın adaya TMT için gittiğini zannediyormuş oysa Hordan sivil darbe yapmış!…                                                                                                ****

(Bir gazete köşesinde o günlerin olayları ancak bu kadar anlatılır hatta “bu anlatımlar yine çok uzun oldu”  diyebilirim! Aslında içinde olduğum “Gençlik Teşkilatını” Hordan’ı  daha önceleri üç beş kez yazdımdı.                   Kısaca bu kez de o yazdıklarımı tek cümlede toplayarak, “ya ben neydim Gençlik Teşkilatında” derseniz,  tam göbeğinde heyamalo çekiyordum derim! Celal Hordan’ı da tanıdıydım yaptıklarına da tanık olduydum..   Mağusa’daki Gençlik Teşkilatı Yönetim kurulunda “mali isşlerden” sorumluydum ve nasıl para yediklerinin tanığı da olduydum. Yanı sıra köylere kasabalara gidip Rum’dan  bir iki arşın kumaş aldı diye yanımızda götürdüğümüz bodigartlara onları nasıl dövdürttüğümüzü de (tabi ben değil!)   Olayları durduracak ne gücüm ne yetkim vardı. Ancak dört beş ay dayanabildim, bir tiyatro eseri sahneledim, bilet paralarını topladım, daha üst yetkililere verdim, “ne olduğu, nereye harcandığı”  defterde hep boş kaldı!  Sonradan Ankara apar topar Hordan’ı geri çağırdı.. Gençlik teşkilatı bir süre daha devam etti..  sonradan Mağusa’da Nalbantoğlu bana başkanlığını teklif etmesine rağmen kabul etmedim… O  “Gençlik Teşkilatı” macerama da hâlâ lanetler okuyorum…



TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems