HABER KIBRIS

Bir “Hisa” Daha! (Çözüm kapısı açılır mı?)

21/04/2017


ads

Eşref Çetinel


Rüzgarı arkamıza aldıktı. Rum tarafı ne BM’lere ne AB’ye açıklamasını yapamayacağı bir töhmetin altına girdiydi. Bırakın müzakereler sürecini; ortada tek fiskelik ilişki de olmasa, “Meclis’inden geçirdiği Enosis plebisitinin okullarda anılması kararını” kimselere izah edemezdi! Sn. Akıncı’nın bu karardan dolayı büyük tepki göstermesi hem haklı hem de meşruydu. Türk tarafı yıllar sonra ilk  kez niçin TC’nin garantisini istediğinin iddiasına ispat çakıyordu.. Nitekim bu son karar Rum-Yunan ikilisinin adadaki asıl hedefinin günü geldiğinde Enosisi gerçekleştirmek olduğunu çakarken,  AB ve BM’ler çevrelerinin de içine şüphe düşüren bir siyasi tasarruf olmuştu!

Sn. Denktaş “alın kararı geri, çekin Enosis plebisitinin okullarda anılması ile müfredat haline getirilmesini, sonra gelin müzakerelere kaldığımız yerden devam edelim” diyordu.

GERİ ADIM: Tutun ki bir ay kadar önce Rum tarafına geri adım attırarak, DİSİ’nin de girişimi ile “okullardaki yıldönümü etkinlikleriyle ilgili yetki Meclis’ten alınarak Eğitim Bakanlığına devredilmesi yönündeki yasa değişikliği önerisi kabul edildiydi!”

Aslında “Enosis” yerli yerinde duruyordu! Değişiklik “Meclisten alınan yetkinin Eğitim Bakanlığına devredilmesiydi!”

Ne var ki bu kadarı bile Sn. Akıncı’lı müzakere heyetimizin büyük bir zafer kazanmış gibi yeniden müzakere masasına dönmesine yetip de arttı!

İşte bu olaydan sonra arkamıza aldığımız siyaset rüzgârı durdu, yelkenler indi ve Türk tarafı deryanın ortasında Rum’un lütfen üfüreceği bir nefeslik havayı bekledi ki yeniden hareket kabiliyeti kazansın! Kısaca Rum geri adım atmadı! Sadece zaman kazanmak istiyordu, onu da müzakereleri takvime bağlamak budalalık ve anlamsızlıktır lafına sardıktan sonra sorunu buzdolabına kilitledi istediğinde açacak!

Bu olay 23 Mart’ta cereyan etti.  Bugün 22  Nisan. Aradan bir ay geçti ve hâlâ müzakereler adına fiskelik hareketlenme olmadı!

NEDEN? Müzakerelerin yeniden önünün açılması için bu kez Rum tarafının bazı adımlar atması isteniyor. Sadece bunlar Sn. Akıncı cephesinden değil,  Türkiye kaynaklı oluyor.           Mesela vatandaşlarına çözüm olasılığında AB müktesebatına uygunluğunca 4 özgürlüğün tanınması!

Mesela Doğu Akdeniz’deki gazın AB’e sevkinin Türkiye üzerinden yapılması!

Rum tarafı bunların hiç birini gündemine bile almıyor, aksine “imkânsız” diyor. (Tabi Cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde oluşun da etkisi var Rum tarafının müzakere safhasında radikal kararlar alması mümkün değil, zaten almıyor da!)

Nitekim   Sn. Akıncı’nın “bari sosyal içerikli görüşmeler yapalım, Güven yaratıcı önlemlere ağırlık verelim” çağrısına da Güney’den yanıt verilmedi bu konuda Aplıç ve Derinya kapıları ile “mobil telefonlar” sorunları hâlâ ortalarda çözümsüzlükleriyle salınan örneklerden!

Buna karşın Sn. Akıncı Enosis plebisiti kararının kaldırılmasına o kadar inandıydı ki “Nisan Mayıs karar ayıdır” dediydi. Nisan gitti gidiyor. Önümüzde Mayıs var. Hadi bakalım bir “hisa” daha belki çözümün kapısı açılır!


       KENDİMİZE ÖZGÜ REFAH. (BİRGÜN ÇOK TERS TEPEBİLİR!)

Önce bir gözlem yapalım: Mesai saatine yakın dakikalardır. Isınmaları için motorları çalıştırılan arabaların homurtuları işitiliyor. Karşı evin gıcırtıyla açılan garaj kapısından önce falan devlet dairesinde çalışan beyefendi çıkıyor bir manevradan sonra uzaklaşıyor.. Ardından bir başka araba ile filan okulda öğretmen karısı çıkıp ayrılıyor. Bir süre sonra üniversite öğrencisi kızları kapının önündeki küçük arabasına biniyor o da ayrılıyor…

Artık hemen her kentte apartmanlaşmanın da getirdiği yoğun iskân olayı ile   her hanede her ailede yaşanan bu “araba” gerçeğine yapışık “hayatlar” üç aşağı beş yukarı böyle bir seyir izlerler!

Ve tabi Devlet dairelerinde veya özel sektörde çalışmanın belgesi ayni zamanda statükonun da  “miarı” araba olur!

Nevi şahsımıza özgü bu yaşam tarzının dışımızdaki ülkelerde bize benzerleri var mıdır bilmiyorum. Bildiğim şudur:

“ÇAPIMIZIN ÜZERİNDE.” Akılla sosyoekonomik veriler diyor ki bu memleket “üretmeden, üretmediği için  ihraç etmeden, dolayısıyle devlet gelirleri  hanesi her zaman boş ve kof tüketime dayalı bir ülkedir! Artı zaten Rum’un sayesinde ekonomik ambargoludur da!

       ÇELİŞKİ: Fakat “tanınmamış, üretimi kısır, ihracatı yok, küçük sanayisi bile gelişmemiş, tarımı ya hey, kurumları çoktan çağın dışına düşmüş zararları ile devletin kamburunda yük olmaktan başka işe yaramayan bu ülkede çalışan nüfusun büyük bölümü üretime katılmadan fakat beterince tüketimi azdırmak için   devlet kademelerinde istihdam edilmiş; her ay perişanlığı fukaralığı kendinden menkul hazineden maaş çekmektedirler!

Dünyada benzeri bir bürokrasi yahut böylesi bir yapısal “istihdam olayı” var mıdır onu da bilmiyoruz! Fakat şunu biliyoruz:

       KKTC’nin siyasi ve sosyoekonomik göstergeleri dikkate alındığında “yaşam standardının  çok daha aşağılarda ve “yoklukla” ifade edilecek düzeyde olması gerekir. Oysa “maşallahımız” vardır, borç harç, mahkemeler mazbatalar derken her kapıda iki üç otomobil, akşamları eğlenceler, yılda bir iki dış ülkeye turlamalar… Kıbrıs Türk halkı tekerliği döndürüyor!

       DİKKAT:  Bu sağlanan   zahiri “refah” tabi ki geçicidir. Bir gün “çözüm oldukta” ve  uluslar arası ilişki ve  müeyyidelerle tanıştığımızda göreceğiz ki “dünya yuvarlığında var olmak böylesi bir sosyal hayatla hiç de mümkün  değildir!”


KISACA TAKILDIĞIM: (SAHİLLERİ YAĞMALAMAYA DEVAM!)                                           Kararı verdik memlekette denize girecek tek karışlık sahil bırakmayacağız. Nitekim geçen yıl önce “sahildeki ormanlık alanın bir bölümünü  temizledilerdi! “Hah dedik buraya da mutlaka ya bir otel yahut bir iki apartman dikerler!” Sağolsunlar utandırmalar! Bu yıl Mağusa’nın Ambelia sahilinde geçen yıl temizledikleri o alanda yeni bir inşaat başlıyor. Fakat gam değil! Sanki Türk’ün ülkede tapulu malı, sahilleri varmış gibi “Rum emlâkidir” dediler! Yağmaya devam!



TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems