HABER KIBRIS

Bir sarı taşı daha düşerken bu kentin

13/02/2017


ads

Ahmet Okan


 Ya bu Lefkoşa?

O çizgi çizgi, kıvrım kıvrım sokakları yüzünüze çizilmişti sanki yaş aldıkça.

Bir sarı taşı daha düşerken bu kentin

Lefkoşa gibi bakıyordunuz, Lefkoşa gibi konuşuyordunuz, Lefkoşa gibi gülüp ağlıyordunuz.

Bir evi yıkıldığında, bir taşı söküldüğünde bu şeherin ve tekmil sokakları tenhalaştığında içiniz tenhalaşır, sanki yüreğinizin taşları sökülürdü doğrusu ben de öyle olurum Doktor…

………………………………………………………………………………………………. 

Hep böyle olur.

Bir an gelir çekip gidersiniz elleriniz ve çeneniz bağlı yüzünüzü “kıble”ye döndürürler sağ omzunuza yatırırlar sizi ortalık kapkaranlık.

Kelimeler dağılır, bütün biriktirdiğiniz sözcükler paramparça, duvarda asılı bir fotoğraf yarı bir tebessümle kalır hayata ki her baktığınızda hıçkırıklar ne fayda…

Dağlara bulutlar düşer an gelir dağılır, pencereye konan kuş da öyle, telaşla çekip gider gözleriniz ardına düşse ne fayda…

Halbuki hayat hep sürecekmiş gibiydi daha çok işler vardı yapılacak.

Koltuk takımlarını değiştirmeyi düşünürdünüz belki de perdeleri yenilmeyi.

Hatta sıkılmıştınız televizyonunun karşısında aynı yerde oturmaktan ilk fırsatta değiştirecektiniz yerinizi.

Bir düğün davetiyesini saklamış, not da etmiştiniz unutursunuz diye mutlaka gidecektiniz bir yaz akşamı.

Attığınız bir mesaja yanıt gelmemişti hatta merak içindeydiniz.

Okuduğunuz kitabın kaçıncı sayfasındaydınız kanadını kırmıştınız hafiften komodine bırakırken.

Şimdi kim okuyacak o kitabı?

Ya o bahar akşamları?

En sevdiğiniz mevsimdi kim sevmez ki bir köy meyhanesinde Münir Nurettin çalarken çilingir sofrasında demlenmeyi?

Yine o meyhaneye gidecek eski Bolşevik hikayeleri anlatarak eski dostların kulaklarını çınlatacaktınız…

Ya bu Lefkoşa?

O çizgi çizgi, kıvrım kıvrım sokakları yüzünüze çizilmişti sanki yaş aldıkça.

Lefkoşa gibi bakıyordunuz, Lefkoşa gibi konuşuyordunuz, Lefkoşa gibi gülüp ağlıyordunuz.

Bir evi yıkıldığında, bir taşı söküldüğünde bu şeherin ve tekmil sokakları tenhalaştığında içiniz tenhalaşır, sanki yüreğinizin taşları sökülürdü doğrusu ben de öyle olurum Doktor…

Böyle olur hep.

Dünya halidir derler.

Kalıverir her şey orta yerde siz çekip giderken.

Hangi kelime, hangi cümle, hangi kitap, hangi kavga, hangi aşk peşinizden koşacak bilemem…

Hoşça kal demeye bile dilim varmıyor Doktor…

Belki de artık yapılmayacak iş yoktu.

Uzatıp ayaklarınızı çekip yatacaktınız güneşin altında, bazen bir ağacın altında gölgelenerek sırtınız topraktayken işte, anasını bu dünyanın diyerekten.

Ne olacaktı sanki bir sınır kapısı daha açıldığında,

Ne olacaktı görüşmeler sürdüğünde,

Ne olacaktı bu partilerin durumu,

Nereye savrulacaktı daha bu memleket?

Gailesiz günler de lazımdı insana belki alıp başınızı gidecektiniz az biraz buralardan biraz St. Petersburg, biraz Paris.

Beyaz gecelerinde üşürken o şehirlerin yanınızdan gelip geçenlerin kimler olduğunu bilmeden, geniş caddelerinde bir koltuğa yaslanarak biraz çav bella biraz dönülmez akşamın ufkundayız’ı mırıldanacaktınız.

Ama doğrusunu söylemek lazım nere giderseniz gidiniz yüreğinizde taşırsınız memleketi özlemek var sonunda.

Bu durumlarda geberesiye özlersiniz o kahve sohbetlerini,

O Sarayönü gürültüsünü,

O yaz mevsimlerinde hisarlarında esen serin akşam rüzgarlarını.

Geberesiye özlersiniz kerpiç evlerin arasında yürürken bir sokaktan bir sokağa girip çıkmayı, o sarı taşlara dokunmayı.

Ve ara sıra bir Lüzinyan duvarının dibinde dostlarla buluşup ev yemekleri yiyerek muhabbet etmeyi.

Özlersiniz işte, Aras’tada, Bandabuliya’da, Girne Caddesinde bir boydan bir boya yürümeyi,

Hisarlarına çıkıp bir efkalipto ağacının altında oturmayı,

Sonra biraz Ledra’ya uzanarak gumbarolarla selamlaşmayı,

Bir layıkon kahve içerek keyfi çatmayı,

Uyarsa gagobedria’da dağlardan gelen suyun sesine kulak asmayı.

Hani içindeyken anasına avradına sövüp saydığınız bu memleketin dışındayken anlarsınız kıymetini ki memleket sevdası dedikleri bu olsa gerek…

Sen de çekip gidince Doktor,

Bir sarı taşı daha düşer bu kadim şehrin adım gibi eminim…

Kelimeler dağılır siz gittiğinizde hiç söylenmemiş, hiç yazılmamış, hiç düşünülmemiş gibi.

Halbuki her şey ne kadar önemli gelir insana bu berbat hayatta yaşarken.

Sırasında eşinizden dostunuzdan olursunuz bir söz uğruna.

Hangi kelime düşecek peşinize siz giderken, hangi kavga, hangi aşk?

Ama yaşarken düşünmüyor insan bunları elbette normaldir dünya hali işte.

Kim bilir hayat yaratılan değerlerin hapsinde geçer fakat kim bunun farkında?

Diyeceğim,

Her bir yıldız kaydığında bir de insan mı çekip gider bu hayattan,

Yoksa her bir insan göç ettiğinde bir yıldız mı kayar aynı anda?

Yıldızla insan arasında bir bağlantı var mı usta?

Ama bildiğim şudur Doktor:

Lefkoşa sensiz sahibini arayan çaresiz bir kedi yavrusu gibi kalacak o daracık sokaklarda çığlık çığlığa.

Ne kadar Haşmet Muzaffer Gürkan’sız kalmışsa,

O kadar yalnız kalacak sensiz bu şehir…



TAGS: Ahmet Okan
MANŞETLER

HK Ahmet Okan

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems