HABER KIBRIS

Bu Adakuzeyinde Siyasette Kaybedenin Yoldaşıdır Umut

30/12/2017


ads
ads

Halil Paşa


GİRNE İNİSİYATİFİ SEÇİM SONRASINA HAZIR

Geçtiğimiz hafta Girne İnisyatifi yeni yıl için Belediye meydanında halka açık küçük bir kutlama düzenledi. Duyarlı vatandaşlarımız geldi. İnisiyatifin gönülden destekçileri azı telefonla, çoğu facebooka attıkları “like” ile, Girne İnisiyatife ve mücadelesine sempatilerini sundular.

Meydana gelen vatandaş minik kâğıtçıkları üzerine;  yeni yılda Girne’de görmek istedikleri şeyleri yazdı. Bu dilek notçukları Girne Belediyesi ve Şehircilik Dairesine bir hediye paketi içerisinde sunuldu. Seçimler bitsin yeni hükümet kurulsun, vatandaşın Girne ile ilgili dilek notlarını kim Eğitim Bakanı olursa ona vereceğiz.

Yani Girne İnisiyatifi seçim sonrasına hazır!...

YURDUNU SEVMEK

Girne İnisiyatifi, vatandaşın dilek ve temennilerini iletmek için Şehircilik ve Planlama Dairesi Müdürü sn. Türkmen ile dairenin emektarlarından Ali arkadaşa bu notları mantinli bir hediye paketi içerisinde sundu. Bir gün sonra da vatandaşın Girne ile ilgili beklentilerini, Girne Belediye başkanı Nidai Güngördü’ye ilettik.

Bunları devletin kuruluşları yapması gerekirdi. Biz yaptık. Gönüllü olarak. Çünkü bu şehri gerçekten önemsiyoruz. Tevazuya da gerek yok!

Yurdunu sevmek böyle bir şey çünkü!

BECERİKSİZLİK, CİDDİYETSİZLİK VE YASA TANIMAZLIK 

Ama bizzat Girne Belediye Başkanından duyduk ki bir müsteşar; “dök da bir şey olmaz” diye cesaretlendirdiği beş yıldızlı otelin molozlarıyla kalakalmış Girne’nin içine edilen en güzel koyunda. Halbuki görevi, yaptığının tam tersini emrediyor!. Otel sahibi molozları kaldırmak için belediyeye müracaat etmiş. Halbuki nakliyat şirketi ilgili otelin sahibinden parayı, molozu gidip 50 km. uzaktaki yere dökecek şekilde tahsil etmiş. Nakilyat şirketi de müsteşar da Kıbrıslı. Şimdi Girne Belediyesi vatandaştan aldığı vergiyle otelin molozunu mu kaldıracak?

Demem o ki, bu adanın kuzeyyarısının bu kadar kötü yönetilip Girne’nin kokmaya ve yaşam kalitesinin düşmeye başlamasının en büyük nedenlerinden birisi de biziz…

Biz KIBRISLITÜRKLERİZ.

Bu basit olaydaki gibi, beceriksizliğimiz, ciddiyetsizliğimiz, açgözlülüğümüzden kaynaklı yasa tanımazlığımız.

İYİ Kİ GÜNEYİ DE FETHETMEMİŞİZ!.

Geçtiğimiz Pazar günü ziyaret ettiğim “Kalavason” ve “Dohni” köyleri, daha önce birkaç kez gezip gördüğüm Trodos’taki “Galopanaya” köyü gibi “agrotourism” ile öne çıkmış. Köyün tek ve iki katlı evleri restore edilmiş. Yüz yıllık taş binaları ve daracık yolları tamir edilip korunmuş. Hiçbir yerde ek bir inşaat ya da yol genişletmesi yok. Köyde o daracık sokakların yolları bile ortasından çizilmiş.  Trafik işaretlerini ve turizm mekanlarını gösteren tabelalar yerleştirilmiş. Köyün sokakları da meydanı da tertemiz. Hani “bal dök da yala”! Köyü ziyaret edecekler için geniş mi geniş park yeri de düşünülmüş. Engelliler için de ayrı kahverengi çizgiyle yürüyüş güzergahı ve yine engelli araba park yerleri düzenlenmiş.

Gömeçler ve ısırgan otlarıyla, müzeye çevrilen maden ocakları, baraj için seyir yeri, beton değmemiş toprak yürüyüş patikaları ve bisiklet yollarının bulunduğu, maki bitki örtüsüyle kaplı yemyeşil tepeleriyle her iki köy de; 19 ve 20’nci yüzyılı hatırlatmıyor, yaşatıyor da.

Köy evlerinin pek çoğu eski eşyalarla döşenerek turistlerin kalacağı şekilde düzenlenmiş. Son yıllarda gerek Kalavason, gerekse Dohni köylüleri turizmden hatırı sayılır gelir elde ediyorlar. Hem de bina dikmeden çok büyük yatırımlara girmeden.

Ne Yunan mafyası var, ne de kumarhane için arazi yağması ve beton ormanı!

İnsan bu köyleri görünce “iyi ki de 1974’de Güneyi de fethetmemişiz!” diye düşünmekten kendini alamıyor.

ZEYTİNLİK DE “AGROTOURİSM” KÖYÜ OLABİLİRDİ, AMA…

Zeytinlik köyü de bir “agrotourism” merkezi olabilirdi. Ama bir yıldır köyde ağır ağır zeytin ağaçları sökülüyor. İki katlı sıkışık hiçbir özelliği olmayan beton bloklarla kaplanıyor tarlalar.  Zeytinlik İnisiyatifi; “Yurt yapılmasın, köyün demografik yapısı bozulmasın” dedi ya. “Sermayedar” basınca parayı, vermiş uçsuz bucaksız tarlasını Kıbrıslı. Yakında o beton bloklar öğrencilerle dolacak. Kuş cıvıltılarının yerini, odalardan yükselen arabesk şarkılar alacak! Öğrencileri taşıyan ithal ikinci el otobüslerden çıkan gürültülerin, arabaların ve öğrenci kavgalarının sesini bastırmak için, hoca hoparlörün sesini, namaz davetini duyursun diye daha da açacak..

Ve arka fonda keman eşliğinde yanık bir ses gürleyecek: “batsın bu dünya!”

“Agroturizm???” O da kimmiş? “Bitsin bu rüya…”

Ne doğa, ne tarih, ne kültür ve ne de demografik yapı ne de kişiliklerini düşünen var köylerimizin…

Değil mi ki şimdi öğrenciyi söğüşleme zamanı.

Secde eyleyip şükredermiş gibi vecit eylerken Tanrıya,

Vatan millet ve bayrak aşkıyla coşkuyla şükran çekeceğiz Anadoluya…

Bizim de becerimiz bu yönde gelişmiş!

SEÇİMLER VE BOYKOT ÜZERİNE…

Seçimlerde sandığa gitmeyecekleri, kendim dahil ikna etmeye çalışıyorum…

Şimdilik ne kendimi, ne de boykot etmeye niyetlileri ikna etmekte pek başarılı olamadım.

Zaten önceki makalelerimde birkaç kez sorduğum sorulara yanıt almış da değilim.

Hatırlatmakta fayda var:

1.Adaylar milletvekili seçilmeleri halinde, milletvekilliği dışında mevcut işlerini de sürdürecekler mi? Başta mecliste en çok temsil edilen doktorlar olmak üzere, mimar-mühendis ve iş adamları ikinci işlerine devam etmeyip, yalnızca halkın vekili yani hizmet edeni mi olacaklar? Yoksa mesleki işlerinden maddi kazanç sağlamak için yorulmaya, zeka ve enerjilerinin bir kısmını da özel işlerine ayırıp harcamaya devam mı edecekler?

2.Tarıma teşvikin düzenlenmesi (büyük üreticilere değil, küçük üreticiye teşvik ve takibi), kuraklık tazminatı (riske giremeyecek çiftçi devletten para beklemesin), fahiş emeklilik maaşı (aile başı 10 bin tl’nin üzerine çıkmayacak şekilde emekli maaşında anayasal düzenleme), turizmi teşvikin düzenlenmesi, (casino ve beş yıldızlı müşterilere sıfır teşvik, butik oteller için yeni düzenleme; kumarhaneli-otellere vergi muafiyetine son)) özel okul ve üniversitelere devlet kesesinde yapılan katkıların sıfırlanması, kalkınma bankasından özele verilen borçların takibi (özele ödemediği ilk borcuna karşılık ikinci borcu veren siyasi ya da bürokrat ve yetkililere ceza),  düğün, sünnet, yemek ve kokteyllere gönderilen çelenklerden, yurt dışına yapılan seyahatlerde don çorap yıkamak dahil devlete yaptırılan harcamalardan tasarruf için (don, çorap yıkatanların lüks lokantalarda yiyen vekillerin ve bakanların kendi cebinden ödemesi, şimdiye kadar yapan siyasilerin de teşhir edilmesi kaydıyla) alınacak yasal tedbirler…

3.Vicdani ret, LGBT, sığınma evleri, mülteci hakları, çevre koruma, hayvan haklarının yeniden düzenlenip, takibinin ve yaptırımlarının nasıl icra edileceği?

4.Girne başta olmak üzere, devletin mevcut kalabalık okulların sayısını nasıl düşüreceği, hangi şehirlerde yeni ilk, orta ve lise okulları açacağı ve ne kadar öğretmen istihdam edeceği ve ne kadar çok vatandaşı özel okullara para ödemekten kurtarmayı düşündüğü ve bunu nasıl yapacağı?

5.Siyasal partinin hangi şehirlerde park, yürüyüş yolu koruluk ve orman alanı yapacağı?

6.Belediyelerin yasal zorunluluk olan emlak vergisinin %15’ini eğitime harcamasını nasıl ve ne şekilde denetleyeceği…

7. Tıpkı Güneyde olduğu vatandaşın denize ulaşım hakkını nasıl sağlayacağı?

8.Vadilere, derelere ve dağlara çöp ve moloz dökmeyi nasıl önleyeceği ve dökeni nasıl cezalandıracağı? Daha önce dökenlere ve dere yataklarına müdahale edenlere kirlettikleri çevreyi nasıl temizlettireceği? Bütün bunlara göz yuman, görmezden gelen veya teşvik eden üst düzey devlet görevlilerine veya onlara baskı uygulayan geçmiş vekil ve bakanlardan hesap sorup sormayacakları?

9. Vergiden muaf olan beş yıldızlı kumarhane ve otel sahipleri kimlerdir ve bunları nasıl vergilendirmeyi düşünmektedirler?

10.Girne’de kaçak liman inşa eden, molozunu inşa ettiğini otelin dibine yığıp çevreye zarar veren,  vatandaşın denize giriş hakkını engelleyen, denize pisliğini ve b.kunu akıtanların, bu otel sahipleriyle işbirliği yapan siyasilerin dahi müsteşar ve bürokratın hakkından nasıl geleceği, nasıl hesap sormayı düşündüğü?

11.Girne-Çatalköy’de şu anda bekleyen yüzlerce çok katlı proje vardır. Bu projeler inşa edilirken bu şehirin b.k’a, trafik keşmekeşine, betona, kirliliğe gömülmesini nasıl önleyeceği?

12.Beş yıldızlı kumarhanelerin ve otellerin istihdam ettiği işçilerin yatırımlarını, yerleşimlerini, çocuklarının okul ihtiyaçlarını ve şehre olan sosyal maliyetlerini, vergiden muaf tutmayı akıl ettiğiniz otel sahipleri ile paylaşmayı düşünüp düşünmedikleri?

13.Artık hangi projeye ne kadar yatırım yapmamız gerektiğine de TC Elçiliği, yani ”Türkiye Yardım Heyeti” karar verecek duruma geldi. Peki siz sayın vekil adayı;  bu cemaate hangi projenin gerekli olduğunun kararını bizzat adayı olduğunuz partinin verdiği, projelerinizin tümünün partinizin bir ekonomi politikasının sonucu olarak hayata geçireceğini nasıl garanti ediyorsunuz? Örneğin diyelim ki kuran kursları ve imam hatipler bu topluma dayatıldığında, vatandaşı ahmak yerine koymayıp da “tenis kursu ile kuran kursu birdir” lafzına sığınmayacağınızın (hala özeleştirisi yapılmayan bir olay) garantisi nedir?  

14.Bu ülkenin ülkesel fizik planı yapılmadan ne imar planı, ne üniversite, ne turizm ve ne de ekonomi politikası planlamasının mümkün olamayacağını bildiğiniz halde (belki de pek çok adayın bundan haberi bile yok) adayı olduğunuz siyasal parti önümüzdeki yıllarda nüfus nasıl denetleyecek ve nasıl bir nüfus politikası öngörüyor?

15.Hade size bir soru daha? AKP’nin KKTC Merkez Bankası Başkanına bir şekilde haber uçurmasıyla yabancı paraların üzerindeki en küçük leke ve minik yıpranmalar var diye yerel bankaların da bunları almaması kararının hakkından gelecek kadar yetkili misiniz? Seçilen vekilinizin ve “iktidara” gelecek partinizin, Merkez Bankası başkanına söz geçirecek kadar siyasi yetkeye sahip olduğuna nasıl inandıracaksınız “solun bu mızır boykotçularını?” 

Yer kalmadı. Yoksa yıllardır değiştiremediğimiz Anayasanın 10. maddesinden başlar Kıbrıs Sorununu nasıl kendi irademizle çözeceğimize kadar varırdık…

Ama hakkını da yemeyim.

Ortalığa saçılan hesabındaki paralarının, yönettiği halka hesabını veremeyenlerle, dürüst, temiz, güven veren adaylar arasında farkı görmeyecek kadar da ahmak değildir kimse…

Ama sorun, keşke iyi niyeti, temiz adaylarla sınırlı olsaydı... Kaldı ki bu seçimde ilk defa her parti bu konuda fire vermiş durumda… Çünkü vergi kaçırmak, patron gibi davranmak, faşist olmak, ırkçılık yapmak, rüşvet almak ile suçlanan ve söylentiye bulaşan ve de bu şekilde basında isimleri zikredilerek hedef alınan adaylar ve suçlamaları duymazdan-görmezden gelen partiler de yok değil!

Parti başkanlarından birisi diğerinin hesabını veremediği paralardan gelen kötü koku hakkında yine bağırıyor: “700 binin hesabını vermezse bu seçimlerde de ortada paralar dönecek” mealinde demeçler veriyor…

Üstelik daha önce diğer partiler gibi kendisinin de seçim döneminde rüşvet verip para dağıttığını söylemişti, ama sonuçta bir şey çıkmamıştı.

……………………………………………….

Bu ülkede umut kaybedenin yoldaşıdır. Başka bir işe yaramadığı da fasılalarla yaptığımız “yeni başlangıçlardan”, eskiye dokunmadan “açtığımız yeni sayfalardan” ve her yeni denilen şeyin aslında “eskinin zaman ve mekana uydurulmuş tekrarı” olduğundan bellidir.

Madem kimsenin kimseden hesap sorduğu yok; kimsenin bu ülkenin içine etmekten dolayı hesap verdiği yok; demem o ki; “bu adakuzeyinde siyasette hep kaybedenlerin yoldaşıdır umut.” 

 



TAGS: Bu Adakuzeyinde Siyasette Kaybedenin Yoldaşıdır Umut, halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems