HABER KIBRIS

Bu Değil Sanki

27/12/2017


ads
ads

Ahmet Okan


Sağda solda ayakkabı boyacısı görünmediğine göre,

Bu meslek de Sarayönü’ndeki Rauf amcanın ölümü ile son buldu denebilir…

Bir zamanlar Kiliridis’in de ayakkabı boyacısı Rauf amcaydı.

Nihayetinde bir ekmek teknesiydi ve hayat Sarayönü’nde devam edip giderdi…

Herkesin kendi kendine yettiği yıllardı ki yoksulluktan çok yoksunluk zamanıydı koşullar öyleydi.

Kimse kimsenin malına mülküne göz dikmez, zaten zengini ne kadardı memleketin, bu yüzden görülmeyen ama hissedilen bir eşitlik var gibiydi.

Bu eşitlik, bir dönem herkesin 30 Kıbrıslı Lirası maaş almasından kaynaklanmazdı.

Dediğimiz gibi,

Hırs yoktu, birinin diğerinin önüne geçme diye bir derdi sorunu yoktu, aç gözlülük bilinmezdi pek, biri diğerinin arkasından kuyu kazmazdı, neredeyse herkes herkesi olduğu gibi kabul ederdi.

Böyle olunca hayat da güzel olurdu…

Zengini de yoksulu da aynı sinemalarda, aynı pastanelerde, aynı parklarda, aynı sahillerde buluşurdu…

Nitekim, Sarayönü dediğimiz meydan, memurun da, köylünün de, işçinin de, avukatın, hakimin, seyyar satıcının, esnafın, iş adamının da birlikte paylaştığı; herkesin pabucunu eskittiği merkezi bir yerdi.

Bu nedenle Osman Gezeri de, Çoronik’i de, Karanfilli’yi de herkes tanırdı.

Neredeyse herkes dünyaya oradan bakardı.

Havadisler orada dolaşır, dedikodular oralarda dillendirilir, muhabbetler oralarda koyulaşırdı…

Her dönemin kendine özgü koşulları var kuşkusuz.

Değişen dünya, ağırdan da olsa edinilen kültürleri değişime uğratır doğaldır…

Günümüzde sokağımızdan şişeci geçmiyorsa,

Makas bileyicisi diye bir meslek hafızlardan yok olmuşsa,

İşte,

Hayatın başka şeylere evrilmesindendir…

Bahsettiğimiz yıllarda, doğru söylemek lazım, evet, bir eşitlik hissedilirdi.

Fakat gün gelecek siyaset başka görüşlerle de tanışacak, kendine solcu diyen kesimler eşitlik talep edeceklerdi ki bunlara komünist deniyordu ve yolları Moskovaydı!

O hissedilen eşitlik ortamında bile bu görüşleri lekelemek isteyen siyasiler, “olur mu canım herkesin eşit olması; doktorla çöpçü bir mi?” gibisinden lafazanlıklara başvururlardı.

-Lafazanlıktan çok karalamaydı!-

Şimdi dönüp geriye baktıklarında, sosyalist özellikleri taşıyan bir dönemden geçildiğini teslim etmeyenler yok değildir.

Farkında değillerdi sadece diğerlerini karalarken hepsi bu!

Fakat Marxizm, bir yazarın dediği gibi “kapıyı dıştan değil içten açmaktır” fakat kim bunun farkındaydı.

Belki farkında olanlar vardı, hani kapı içten zorlanmaya başlanınca!

Bu bizim konumuz değil, zaten ne içeriden açılabildi ne dışarıdan!

Refik Durbaş’ın bir yazısından bir anı aktaralım:

Cevat Çapan, Sabahattin Eyuboğlu’nun Ankara’daki evinde yaşanan bir olayı anlatıyor:

Eyüboğlu’nun evinin kapısı her zaman açıktır. Dostları eve istediği zaman giriyor, yiyor içiyor, sohbet ediyorlar.

Bir gün Orhan Veli de eve geliyor, fakat kapı kilitli.

Hemen bir kâğıda şunları yazıyor ve pencereye iliştiriyor:

“Kapılar, pencereler salvetime bigane

Bu değil sanki her gün geldiğimiz devlethane”



TAGS: ahmet okan
MANŞETLER

HK Ahmet Okan

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems