HABER KIBRIS

Bunlar Daha İyi Günlerimiz!

24/06/2017

Bunlar Daha İyi Günlerimiz!
ads

Halil Paşa


“Bu zamanda duyarlı olan bir insanın huzurlu olması olanaklı mıdır? Bu nedenle sık sık düşünürüm, yaşamın mutlulukları kimi vakit ne değin adaletsizce bölüşülüyor.”

 Savaş ve Barış - Tolstoy

 

VATANDAŞ ÇÖZÜMDEN NE KADAR UMUTLU?

Facebook’ta birisi ortaya bir laf atmış: “Nerden çıktı bu Crans Montana? Hani da Cenevre’de buluşacaklardı?”

Berikisi cevaplıyor: “Buranın çukuleti daha güzelmiş…

Bu soru ve cevap ortalama Kıbrıslıtürkün bu zirveden duyduğu “çözüm umudunu” özetliyor.

Anastasiades ile Akıncı arasında başlayan ve birlikte kahve ve zivaniya sohbetleri ile tiyatro izlemeleri eşliğinde başlayan çözüm lehindeki heyecan durulalı epey zaman oldu.  

Eski heyecan yeniden yükselir mi?

Vatandaşın “çukulet esprisi”, çözümden “dalga geçecek” kadar umutlu olduğunu gösteriyor.

ÇÖZÜM HEYECANI REFERANDUM SONRASI YILLARDA KAYBOLDU

Aslında bugünkü durumun tek suçlusu olarak elbette Anastasiades ile Akıncı’yı göstermek doğru değildir. Çünkü Kıbrıslıtürkler, çözüm için sokaklara döküldüklerinde, ilk darbeyi “Annan Planı Referandumu” ve sonrasında almışlardı.

Annan Planı’na “evet”, AKEL ile Elen Milliyetçilerin “oxi”sine takılınca, aylar ve yıllar geçtikçe çözüm yerine, Kıbrıs Sorunu konusunda Türkiye Dışişlerinin (siz Erdoğan ile AKP’nin okuyun-hp)elini güçlendirdiklerini fark etmişlerdi.

Bu referandum sonrası Kıbrıslıtürkler arasında öyle bir hayal kırıklığı yarattı ki; (CTP hükümetleri ile Talat’ın heyecanı düşürmesinin de önemli katkısı oldu-hp) çözüm heyecanı yüksek o kalabalıklar kısa sürede sırra kadem bastı.

EROĞLU VE İRSEN KÜÇÜK DÖNEMİ

Annan Planı ile kaçırılan çözüm heyecanı ve fırsatı, aradan geçen on küsur yılda Kıbrıslıtürklerin çözüm ve barış ile ilgili umudunu (İrsen Küçük Başbakanlığındaki UBP hükümeti döneminde yapılan birkaç gösteri dışında) hızla azalttı. Eroğlu’nun görüşmeciliğinde “Türkiyeci Milliyetçiler” de nefeslenip toparlandı.

İrsen Küçük’ün başbakanlığında bugünü pek aratmayan “AKP ve Erdoğan ne derse o” siyasetiyle de adanın kuzeyinin “Küçük Türkiye” olması yolunda bir miktar daha mesafe alındı.

GİDİŞAT PEK DE HAYRA ALAMET DEĞİL

Denktaş sonrasında Talat ile başlayan, Eroğlu ile süren ve şimdi Akıncı ile devam eden müzakerelerdeki yeni hava, ne yazık ki her defasında Denktaş dönemindeki gibi bildik “karşılıklı suçlamalarla” ite-kaka, dura-ilerleye devam ediyor.

Talat-Hristofyas güya barışı en çok savunan “iki solcu”  idiler. Heyecanlı başlamış fakat kısa sürede karşılıklı suçlamalara dönüşmüştü.

Eroğlu alışılmış söylemlerin dışına çıkmadı. Zaten müzakereleri kendisinden çok, TC Dışişleri ile uyumlu olarak Özersay yaptı. Böylece çözüm süreci karşılıklı suçlamalar eşliğinde buzdolabına kaldırıldı.

Ne yazık ki; Akıncı ile Ansatasiades müzakerelerinin akıbeti de yukarıdakilere çok yakın.

GİRNE’NİN

Annan Planı sonrasında başta CTP-UBP-DP, özetle sol ve sağ hükümetlerin, nüfusu, kentleri, turizmi, ekonomiyi planlamaktaki acizlikleri de öne çıktı. TC Elçiliğinin arzusu hilafına vatandaşlık vermek kanıksandı. Nüfusun planlanması pilava dönüştü. Kontrolsüz göçler demografik yapımızdaki değişimi ve dönüşümü daha da hızlandırdı. Annan Planı sonrasında Talat’ın başbakanlığı döneminde başlatılan ve Papadopulos’u çözüme zorlamak amacıyla hızlanan inşaat furyasından en çok da Girne nasibini aldı.

İrsen Küçük’ün Başbakanlığı, İlkay Kamil’in de İçişleri Bakanı olduğu dönemde çıkartılan emirnamelerle alt yapısı düşünülmeden artırılan katlarla, bugünkü Girne’nin temelleri atıldı. 

Ülkesel fiziksel planın yokluğunda, Girne’nin imar plansız rastgele kentleşti. Bu trafiğin tıkanmasına, denizin kirlenmesine, kaçak yapıların artmasına, derelerin ve vadilerin inşaat molozları ve çöplerle dolmasına, gece yarılarına kadar süren ses kirliliklerine yol açtı.  

Kime sorsanız ve hatta hangi bakan ve vekille konuşsanız size aşağı yukarı şu cevabı verecektir:

“Girne bitmiştir dostum, bundan sonra iflah da olmaz!”

Bitiren de kendileri ya...

LEFKOŞA VE BELEDİYESİ

Lefkoşa Belediyesi çalışanlarının maaşlarının ödenememesiyle ancak o zaman fark edildi yolsuzluk ve usulsüzlük olayları. İşçilerin günlerce süren gösterileri henüz unutulmuş değil. Görevden alınan başkanın yerine seçilen ne Fellahoğlu’nun kısa başkanlık döneminde, ne de Harmancının belediye başkanı olduğu şu içinde bulunduğumuz zaman diliminde, Lefkoşa, pislikten, trafik keşmekeşinden, kanalizasyon kokulu sokaklarından, alt yapısı hazır olmayan işletmelerinden, kaçak yapılaşmalarından ve belediye de kangrenleşmiş bütçe açığından bir türlü yakasını kurtaramadı.

HESAP SORMAK

Bugünlerde günlük gazetelere yansıyan mide bulandırıcı rüşvet ve yolsuzluklar da yalnızca basında yazıldığı ile kalacak olur ve hiçbirisiyle ilgili hiçbir hukuksal süreç başlatılmazsa eğer, o zaman da “balığın baştan koktuğunu” söylemek mümkün.

Yüksek denetçi Dizdarlı’nın gerek Dışişleri Bakanı gerekse Başbakan ile basına manşet olarak düşen açıklamalarına bakınca, ne yazık ki hukukun hesaba çekmesi gerekenlerin başında, yönetenler, yani mevcut hükümet karşımıza çıkıyor.

Ancak bizde “hesap sormak” ile ilgili bir gelenek var mı? Yok!..

YENİ DURUMLA KARŞI KARŞIYAYIZ

Artık Annan Planı döneminden farklı ve daha kalabalık bir nüfusun ve değişmiş bir demografik yapının sahibiyiz. Haliyle seçmen profilimiz değişti. Camilerin sayısı okullarınkini geçerken, her Cuma camiler dolup taşıyor. Kuran kurslarının da ilk kez yasallaşması planlanmış. Sünniliğin yaşamlarımızdaki görünürlüğü öne çıkmış. Bu arada akışı ve sorunları ağırlaşmış bir trafiğimiz var… Geçmişten çok da çevre ve ses kirliliğinin, daha plansız kentlerin sahibiyiz. Çarpık ve plansız yapılaşmayla, şehirlerimizin görüntü ve siluetleri, Türkiye ve Ortadoğu’nun şehir ve kasabalarına biraz daha benzetilmiş.

Üniversite öğrencisinin gelecek yıl 100 binin üzerine çıkacağı bir döneme giriyoruz. Ancak öğrenci sayısı artarken, rastgele yurt yapımı da hızla artmış. Bu arada hiçbir makam ve kuruluş da, eğitimin kalitesini konu ve dert edinmiş değil.

Yaygınlaşan kumarhanelerin ve bir bakanın eşit ve adil olsun diye aracı olduğunu itiraf ettiği bed ofislerinin cemaatimiz için fayda-maliyet analizi ise ekonomistlerin değil “rüşvetçilerin” yetki ve planlama alanına kaymış durumda.

Uzun lafın kısası bugünlerde adanın Kuzey coğrafyasındaki cemaatin hızla dönüştüğü “yeni bir durum” ile karşı karşıyayız.

BİR İHTİMAL DAHA VAR…

Akıncı ile Anastasiades arasındaki bu zirveden çözüm çıkabileceği ihtimali; “hocanın göle maya çalıp koca gölü yoğurda dönüştürme” olasılığı kadar “yüksek”. Kıbrıslıların önemli bir bölümü bu zirveden de bir çözüm çıkacağına inanmıyor. Bu da çözüm ve barış lehine sokakları ve meydanları doldur(a)madıklarından kolayca belli oluyor.

Fikrim odur ki; “Deve için bir iğne deliğinden geçmek, Kıbrıslıların kendi sorunlarını çözmekten ve Kıbrıslıtürklerin de kendilerini yönetmekten çok daha kolaydır”.

Ve o meşhur şarkıdaki gibi “bir ihtimal daha var…”

“O da…”

artık Kuzeyin anasına bağlanmasının şartlarının hazır!..”  olduğu mudur?

Yaşayıp göreceğiz…



TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems