HABER KIBRIS

Çözüm olmuyor diye diye…

07/12/2017


ads

Eşref Çetinel


Gazeteciliğe başladığım yıllarda “köşemin” üç gediklisi vardı: Makarios ve Rahmetli Dr. Küçük’le Denktaş…

Sonra Denktaş’ın refiki Kleridis’i taşıdıktı köşemize.

Ardından Kiprianu, Vasiliu gelip gittilerdi…

Hristofyas’lar Anastasiadis’ler derken “Film hâlâ vizyonda ayni heyecanlı sahnelerle   devam ediyor. Bu kez beyaz perdede Sn. Akıncı ile Anastasiadis var!

FAKATTT! Bu yarım asırlık sürede adadaki Türk ve Rum halkları bünyeleriyle coğrafyalarında çok büyük  değişimler oldu!

Kuzey-Güney diye ikiye ayrıldık! Güney uluslar arası arenada tüm adanın “devleti” olarak kabul gördü! Kuzey  de-fakto oluşunun kaderini kırıp da “tanınmış bir devlet olmayı başaramadı!”

Rum tarafı devlet oluşunun avantajıyla büyüdü bizse tanınmamışlığın dezavantajlarında kalakaldık! Ve anladık ki çözüm olmazsa hayır yüzü görmeyeceğiz “çözüm da çözüm, çözüm da çözüm” yakarmalarında düştük Rum’un peşine!

O kadar büyük ödünler verdik ki bu yollarda!  “Hep “gömeç girsin ısırgan çıksın” dedik, Rumla birleşik Kıbrıs’ta federal sistemi oluşturmak için “devletimiz” olan KKTC’yi feda ederek müzakere masasından müzakere masalarına koştuk!

EL İNSAF! Biz yıllardır yalvar yakar Rum’un peşinde koşarken, artık yedi ceddimize kadar varlığımıza nüfus etmiş Rum’un eline geçirdiği bu büyük siyasi fırsatı elinin tersi ile iterek Türk tarafının çözüm yakarışlarına olumlu cevap vereceğini mi beklersiniz hâlâ?

Annan  planında, Crant Montana’da beklediğiniz gibi? Ve hâlâ “çözüm olacak umutlarında Anastasiadis’in başkanlık seçimini  kazanıp Türk tarafına, “buyurun masaya, müzakerelere kaldığımız yerden devam edelim” çağrısını yapacağını mı umuyorsunuz?

DENECEK ki “ne yapalım  peki?”  Bir “el insaf” daha çekiyorum: “Her bir buçuk yılda neden erken seçim yapıyoruz?” Çözüm olmadığından mı? Yoksa hâlâ devlet yönetmesini öğrenemeyen koalisyon hükümetlerinin dalaşmalarından dolayı mı?

       ŞİMDİ sadede geleyim: “Çözüm istiyoruz çünkü çözümsüzlük devam ettiği sürece sosyoekonomik yönden istikrara kavuşamayacağımızı, dünya devleti olamayacağımızı  biliyoruz!

Biz biliyoruz da Rum tarafı mı bilmiyor bunu! Nitekim ne diyor?  “Türkiye’nin sütünden kesil, gel gir Üniter Kıbrıs şemsiyesinin altına çözüm olsun!”

Bir daha yazalım: Böyle bir çözümün arkasında mı koşturuyoruz? “Hayır” diyorsanız “KKTC’i tanıtmaya bakın” artık!


“DÖVİZ” VE “PAHALILIK” SORUNU!

Erdoğanlı Türkiye “Cumhuriyet tarihinin” en bunalımlı dönemlerini yaşıyor. Bir sorundan kurtarsa başını, bir adım sonra bir başka sorunun içine düşüyor yahut düşürüyorlar! Kısaca Türkiye “düşe kalka” yol almaya çalışıyor da haliyle bu gidiş bizi de olumsuz etkiliyor.

       Mesela  Zarrab olayından sonra şimdi de Trump Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmasını tanımaya karar verdi meğer seçim kampanyasında varmış bu vaadi!  Erdoğan anında “İsrail’le tüm ilişkileri kesebileceği” uyarısında bulundu, İslam Ülkeleri Teşkilatını toplayacağını söyledi. Söyledi de  o İslam Teşkilatı şimdiye kadar bölgedeki hangi sorunu çözebildi? Kaldı ki  kendi içlerinde vuruşacak kadar birbirlerine düşmanlar!

       Tabi Türkiye içte ve dışta bu sorunlarla boğuşurken hem son on iki yılın en büyük enflasyonu yaşanıyor hem de döviz Türk lirasını fena halde vuruyor!  Tabi biz de  mali ve ekonomik  yönden nasibimizi alıyoruz! Kısaca dövize, pahalılığa yenik düşüyoruz!

Nitekim bir süre önce bu döviz vurgununu “köşeme” taşırken sorunun çok eski olduğunu hatta “paramızı basmaktan, TL’nin üzerine  Kıbrıslılık damgasını vuralım” önerilerine kadar olmayacak çareler üretmeye çalıştığımızı yazdıydım.

Fakat geçtiğimiz günlerde ekonomist Derviş Kemal Deniz bu sorunu deşerken  uzman niteliğiyle şunu vurguluyordu: “Tehlike dövizden fazla enflasyondadır!” “Bugün diyordu Deniz, hep dövizden şikâyet ediyoruz ama Enflasyonun piyasaya getirdiği pahalılığın dövizden daha etkili olduğunu görmemiz gerekir…”

Ancak en çarpıcı vurgulaması “Türk parasından vazgeçmenin fayda sağlamayacağını” söylemiş olması. Bunu duyduğumda sevindim çünkü KKTC’de mali sorunun temelinde Deniz’in de ifade ettiği gibi “devre devre olagelen fakat geçip giden döviz artışları” değil, “pahalılık” dolayısıyle “enflasyon” daha büyük tahripler yapmaktadır!

Nitekim Deniz şunu hatırlatıyor: “Son 2 ay içerisindeki döviz artışlarına baktığımızda yüzde 15-20 civarında  bir yükseliş olduğunu görürüz. Ama 1990’lı ve 2000’li yıllarda yaşadığımız döviz artışları bu artıştan çok daha fazlaydı ki biz yüzde 50’ler yüzde 100’lere varan döviz artışları da gördük!..”

Kısaca döviz artışları gelip geçicidir. Hayat pahalılığı ise sürekli!

       Nedenine gelince:  Çünkü gitgide üretimden kopuyoruz! Kırsal kesimler  boşaldı! Ekim alanları “inşaatlarla” dolmaya başladı! İthalat artarken ihracat geriledi. Hiç unutulmamalıdır:                   Bir ülkenin “ithalatı ihracatından fazlaysa  o ülkede pahalıkla istikrarsızlık hiç sonlanmaz, devlet de asla hayır yüzü görmez!”


KISACA TAKILDIĞIM: (DESTİYİ KIRMADAN HESAP SORUN!)

Dün Havadis gazetesi manşetine çekti. “Eğitim Bakanı yok! Müsteşarı yok! Orta Eğitim Öğretim Dairesi müdürü ile İlköğretim Dairesi müdürü yok! Ayrıca seçim nedeniyle 22 Öğretmen adayı da “izne ayrılacak!”

Kadrolarının tamam olduğu dönemlerde bile başını sorunlardan kaldıramayan, gitgide eğitim kalitesinin düştüğü gerçeklerde heyamalo çeken “eğitimimizin” bu son panaroması her halde tarihe kayıt düşecek ibretlik bir olay olarak anılacaktır!

Ama işte önümüzde seçim! Öyle adayları seçin  ki sapına kadar adam olsunlar… İlle de   mühür vuracaksanız zaten partilisiniz “hesabı” önceden sorun.. Yoksa iktidara geldikten sonra testiyi kırdıklarında kimse o parçaları bütün yapamaz!  Bugüne kadar da hep böyle oldu!



TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems