HABER KIBRIS

''Dağlarına bahar gelmiş memleketimin!''

06/03/2017


ads

Halil Paşa


Bu yıl 14’ncüsü düzenlenen ve Kansere karşı farkındalık yaratmak için gerçekleştirilen “Orkide Yürüyüşü” müthişti. Katılmayanlar çok şey kaybetti mi? Evet kaybetti.

Neden?

Bir kere bu coğrafyada her zaman bu kadar çok çeşit insanı bir araya getirmek hem kolay değil, hem de doğa bu kadar dingin ve canlı, iklim de uzun bir yürüyüş için daima bu kadar elverişli olmaz adanın insanına. 

Köyde otobüslerden indiğimiz anda 74 öncesi Rumların yerleştiği köy olan Kozanöy’ü (74 öncesi ismi “Larnaka Lapitosu”) yine o sakin havasında, sanki birilerini beklerken buldum. Köyün girişindeki yıkık birkaç eve, uzakta yamaçta Çan kulesiyle Agios Dimitrianos Kilisesinin hal- harabına rağmen, yeşil, kır çiçeklerinin örtü olduğu ovaları ve dağları, sağda solda boy vermeye başlayan kır çiçekleriyle, baharın o baş döndürücü kokusu vardı havada.

Köy meydanında davul zurna eşliğinde, sponsor firmanın dağıttığı kırmızı balonlar ve kırmızı T’Shirtlerle başlayan gülen yüzlü insanların yürüyüşü, ince uzun bir kırmızı şerit olup dağların yolunu tuttu.

Nazım Hikmetin “Şeyh Bedrettin Destanı” şiirinde, Zülfü Livanelli’nin yorumu gibi;

“çıktık dağlara-dağlara”,

“aştık dağları-dağları…” 

Pek çok arkadaşımla buluştum. Ve benim gibi başka yürüyüşçüler de uzun zamandır göremedikleri kendi arkadaşlarıyla hasret giderip yürürken laflama fırsatı yakaladılar.  

Köyden çıkıp da yokuş yukarı yirmi dakika yol aldıktan sonra, Güney batıda, Beşparmağın alçak tepeleri arasına saklanmış Panagia Manastırı tüm görkemiyle ortaya çıktı.

Onun uzağında bir küçük plato üzerinde Gambilli köyü göründü.

En uzakta da zirvesinde güneşin altında parlayan beyaz karlarıyla Trodos dağları.

Altımızdaki geniş ova, yeşil bir halıyla örtünmüştü.

Böyle serin bir havada, böyle müthiş bir manzarada kim yürümezdi ki?

Ahmet Arif şiirleriyle-türkülerin buluştuğu o “Dağlarına bahar gelmiş memleketim” diye bağır çağır bir daha göremeyeceğimiz ama hiçbir zaman da unutamayacağımız üniversite günlerini; kuşağımdan şimdi kim hatırlamazdı ki?

Yazmış olayım. Yol üzerinde iki noktada, hem su-meyve suyu-sandviç satış stantları açılmış ve hem de seyyar tuvaletler konmuştu. Hani insanlar rahat yürüsün diye de iyi bir organizasyon vardı.

Az gittik uz gittik. Kızıl çam ormanları arasında, serin ve temiz havayı ciğerlerimize çeke-çeke,  kah derin sohbetlere dalarak, kah doğayı, kah kendimizi fotoğraflayarak dağlarımızın doruklarına vardık. İnsan yürüdüğü, havasını soluduğu, koruduğu oranda severmiş yurdunu.

Bugün yürüyen herkeste de bu aidiyet duygusu ve coğrafyayı sevmekle malul bir yurt sevgisi vardı!. Ya da bana öyle geldi.

İnişe geçmezden önce, yavrusunu emzirmekte olan siyah bir at, bu dağlarda en çok yılda birkaç kez böyle insan kalabalığı görmüş olacak, büyük bir dikkatle izledi kendisini izleyen kalabalığı…

Burada hava da, ağaçlar da, ova da, bitkiler de orman da kirlenmemişti. Böyle bir coğrafyada insan aklı nasıl kirlenebilirdi ki?

En çok da çocuk arabalarıyla birlikte yürüyen genç anne ve babaları sevdim.

Ve çocuk arabalarının birisinde derin ve renkli rüyalarda bir çocuk olmanın o anda müthiş keyifli olabileceğini düşünmüştüm…

"Hepimiz el ele Kanser sana güle güle".

Galiba en çok da bunu beceremedik bu adada... Planlı bir şekilde organize olmayı yani. Korumayı çevremizi... Yakınımızda yamaçlarda dağ çiçekleri, uzakta lacivert bir deniz, denizin ötesinde karlı dağlarıyla Toroslar kıpırdanır gibi oldu ve sanki göz kırptı bir ara. Ya da oksijen başıma vurdu ve öyle gözüktü bana.

Rüya fazla uzun sürmedi. Aşağıya, Vasilya'ya yaklaştığımızda insanoğlunun doğaya yapabileceği tahribat da ağır-ağır ortaya çıkmaya başladı. Yine de mavi kapılı hani o tamir-restore edilmiş evler "teselli ikramiyesi" gibiydi ya…

Ama bir taş binanın ön cephesinden delinip de fırlayan soba borusu, muhteşem manzaralı yıkık dökük kaderine terk edilmiş o güzelim taş evler ve aşağıda köyün meydanında, diğerlerinin aynısı o "erkek atın üzerinde kondurulup" “erkek hormonlarıyla coşmuş bir kahramanlık” zihniyetini beslemekten başka bir işe yaramayan bu yerleştirilmeye çalışılan kültürle…

Çok mu kötümserim?

Yine de bugün benim ve dostlarımın mutlu günlerimizden biriydi. Bunu yüzlerinden okudum. İyi bakın fotoğraflara siz de göreceksiniz...

Bugün bu yürüyüş, yürüyüşe katılan insanların yüzlerindeki tebessüm, beni çevre ve doğa için, yurdum için, casinolaşmayı, beş yıldızlı otellerle denizi işgal ederek kirletmeyi, hasılı betonlaşarak doğanın yüzünü gözünü bozmayı ekonomik ve sosyal kalkınma sanan kafalara karşı ümitlenmemi sağladı ya…

14’üncü Orkide festivali her bakımdan sağlığa faydalı bir yürüyüş oldu.

Emeği geçenleri kutlarım…

GAMBİLLİ

Bir gün önce de Gambillideydik. Panayır vardı. Köy meydanında pek çok stand. Artık köylülerimiz birşeyler üretiyor. Bu açıdan bu panayırlar bu yönüyle iyi. Pek çoğu köy dışına göçüp gitmiş Gambillililerin buluşması etkileyici oldu benim için; ki bu da panayırlarımızın küçük bir adada yaşıyor olsak da uzun zaman bir birini yeterince göremeyen insanların buluştuğu mekanlar olması açısından önemli bir işi başardığını gösteriyor.

Uzun zamandır tatlarını özlediğim kuru üzüm ve ıspanaktan yapılmış Diliftiye, kaymak yağlı sıcak gatmere, kurutulmuş üzüm sucuğuna, köy çöreğine, pastelliyle kavuştum.

Meydanda genç müzisyenler, hatta amatör ve halktan seslere verilen sahne fırsatı ve nihayet yerli zivaniya müthişti.

İkinci Dünya Savaşına katılan Kıbrıslı Türklerden Gambillili Mehmet Reis meydanın baş köşesindeydi. Yine meydanın girişinde Rotsa Atölyesinde has be has Gambillili Mustafa Hastürk dostumun sergilediği resimleri müthişti.

Kıbrıs'ın Deniz Gezmiş'i 78 kuşağından yoldaşımız Mehmet Ömer'in adı, meydanın köşesinden başlayıp Mirtu istikametine uzanan sokağa verilmişti. Dönüş yolunda Mehmet Ömer sokağını takip ederek tam köyden çıkacakken kenarda asılı ışığa saptık. Mehmet'in kardeşi Şener ve ODTÜ'lü dostlarımızı gecenin karanlığında soğuk ve açık havada bir uzun mangal sohbetinde bulduk.

ODTÜ’lüler gece yarısına kadar oturduk.

Ne müthiş bir hafta sonuydu.

Ben bu hafta sonu yurdumu, Kıbrısımı, insanımı coğrafyamı bir kez daha sevdim…

  



TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems