HABER KIBRIS

Dejavu

28/08/2016


ads

Yusuf Kanlı


Kıbrıs’ta gelişmeleri yakından takip edenler sanki yedi yıl önce yaşananları tekrar yaşar gibi, sanki bir dejavu yaşar gibi, hissetmektedirler.

Unutmadık gerçi ama hatırlamaya çalışalım mı hep beraber ne olmuştu o zamanlar? Görevde 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat vardı. Rum tarafında da Dimitri Hristofyas görevdeydi. Evet, hani o görevi sonunda neredeyse teneke çalınarak makamından kovulan Hristofyas. Bu arkadaşların ikisi de kendilerini “barışa adamış” sosyalist liderlerdi.

“Uzattığım barış eli Rumlar yakalayıncaya kadar uzatılmış kalacak” deklarasyonu olmuştu ya Talat’ın referandumda Rumların Annan planını reddettikleri 24 Nisan 2004 gecesi, işe o anda kaybettik bir önemli imkanı. Madem ki Kıbrıs Türkleri o kadar hevesliydi bu onları hep reddeden Rumlara bir şekilde yamanmayı, o zaman ilave ödünler vererek Rumların “hayır” oyu “evet” yapılmalıydı. Öyle değerlendirdi küçük adadaki büyük oyunun oyun kurucusu ABD’si, İngiltere’si ve dahası...

BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin Temmuz 2006’da adaya ziyareti sırasında AKEL lideri Dimitris Hristofyas’ın ihanetiyle çözüm sağlamadan görevden ayrılan Klerides’in yerine liderlik koltuğuna oturan faşist Tasos Papadopulos ile Talat’ın üzerinde anlaştıkları 6 Temmuz günü karara varılan “ucu açık süreç” işte bu algıyla başladı. 24 Temmuz 2004 Annan planı oylamasında verdikleri “Hayır” oyu nedeniyle dünya kamuoyunda adeta vebalı gibi muamele gören Kıbrıs Rum liderliğine “siz yakalayıncaya kadar barış elim hep uzatılmış kalacak” diyen Talat’ın attığı bir “can simidi” oldu 6 Temmuz 2006 belgesi. “Ucu açık görüşme” süreci öngören ve Kıbrıs Rumlarına Kıbrıs Türkleriyle istedikleri kadar dalga geçmek, hiç bir şekilde çözüme yönelmeden vakit kazanmak şansı verecek şekilde düzenlenmiş berbat bir metindi bu. Maalesef Talat kabul etti hemen.

Papadopulos döneminde bir ilerleme sağlanmadığını herhalde ayrıca belirtmeye gerek yok, zaten öyle bir beklenti de yoktu. Ancak o dönemde Talat’ın ödün vermedeki üstün performansının örnekleri bu gün bile Kıbrıs Türküne ciddi sıkıntılar yaratmaya devam etmektedir.

2008 Şubatında Rum kesiminde başkanlığı Hristofyas kazanınca dünyada “Madem her iki tarafta da barış isteyen ve üstelik sosyalist liderler var, o zaman barış için ciddişans var” algısı yayıldı. Ama gerçek durum o değildi. Talat ne kadar samimi ve biraz da teslimiyet içerisinde çözüm için uğraşıyor ise Hristofyas da o kadar riyakâr, içten pazarlıklı, sahtekar bir tutum içindeydi. Tıpkı 2004 öncesinde Glafkos Klerides’e yaptığı gibi oy gününe kadar Annan planı destekçisi, referandum günü ise “İleride daha güçlü evet diyebilmek için bugün hayır” diyebilecek kadar sahtekar. Tabii o “ileride” kelimesi sonra bir daha hatırlanmadı, Annan planının “öldüğü ve gömüldüğü” ilan edildi Hristofyas tarafından.

Tamam ben de Annan planına karşıydım ama madem ki Kıbrıs Türk halkı büyük ekseriyetle “evet” demişti, madem demokrasilerde halkın dediği olacaktı, o planın yeni süreçte asgari başlama noktası olması, halkın kabul ettiğinden aşağıya gidilmemesi gerekmez miydi?

Mesele kimin talepkâr olduğu, kimin diğer tarafı razı etmek zorunda olduğu algısıyla ilgili. Madem Kıbrıs Türk tarafı talepkâr idi, madem Kıbrıs Türk tarafı acil çözüme ihtiyaç duyuyor idi, o zaman Annan planında Rumların verdiği “hayır” oyunu “evet” yapacak ödünler vermeliydi Türk tarafı. Talat verdikçe verdi, Hristofyas aldıkça talep etti. Tam bir felaket sarmalında “ilerlemeler” ve “yakınlaşmalar” sağlandı. Ne enteresan bugün Akıncı’nın etrafındaki görüşmeci ekibi hemen hemen o gün Talat’ın etrafındaki ekip. Heyet aynı, yaklaşım aynı. Ver kurtul. Ne var ki aldıkça daha istiyor Rum kesmi.

O meşhur “Çapraz oylama” işte bu ekibin marifetiydi. Çok açıkgöz bir öneriydi esasında. İki sosyalist liderin ve partilerinin hep iktidarda kalmaları amacına da hizmet ediyordu, Kıbrıs milleti yaratıp adada Türk kimliğini öldürmeye de. Hristofyas güya bir ara bahsetmiş, Talat “Bizim halk bunu kabul etmez değil mi?” diye sorduğu Başbakan Derviş Eroğlu’nun “Elbette (etmez)” cevabını “Eroğlu da kabul etti” diye Ankara’ya bildirmiş. Bu arada bu arkadaşınız durumu öğrenip yazmış, ve olay patlamış. Önce inkar edildi. Belgeler ortaya konunca bu kez de etrafına 13 maddelik “şekerleme” konulup servis edilmiş. Ne imiş efendim Çapraz Oy ile her iki tarafa da diğerinin liderlik seçiminde %20 etkileme imkanı verilecek, böylece “rotasyon olacak” Cumhurbaşkanlığına gelecek lider ister Türk ister Rum olsun her iki halkın da oyuna sahip olacakmış.

Yesinler. Çok akıllıca. Kıbrıs Türkü sosyalistler hariç hiçbir Rum adaya oy vermez, Kıbrıs Rum halkı da sosyalistler hariç hiçbir Türk adaya oy vermez. Anladınız mı tuzağı? Beyler hep iktidarda olacak, bu arada karma yeni bir millet devşirilecek. Rum tarafı ise cumhurbaşkanlığında rotasyon dahil diğer 13 maddeyi es geçip, çapraz oyu cebine attı.

Talat’ın derdi, giderayak bir başarı sağlamak, önemli bir kazanımla seçimlerde avantaj sağlamaktı. Olmadı. Bu çapraz oy meselesi Talat’ı koltuktan etti sonuçta.

Akıncı da şimdi aynı pozisyonda. Zannediyor ki garantiler, güvenlik, toprak, mülkiyet gibi hassas konularda “adım atar gibi” yaparak Anastasiades’i kandıracak,üçlü zirveye zorlayacak, beşli, yani garantör üç ülkenin – Türkiye, Yunanistan ve İngiltere – de katılacağı Annan planının son evresinde gerçekleştirilen Burgenstock tarzı bir zirveye zorlayabilecek.

Ancak farkında olmadığı her geri adım Rum tarafının kazanımı oluyor ama Rumlar tek adım atmıyor. Bir görüşmede Akıncı’nın Anastasiades’e “Ama sen de adım at, bak ben ne kadar ileri önerilerde bulundum. Artık yeter” dediği zabıtlara geçmiş diye anlatıyor “bilgi alan kaynaklar.” Farkında yani içine düştüğü tuzağın Akıncı.

Zaten İstanbul dönüşü konuşmasında demedi mi geçen gün Rumlar pozisyon değiştirmez ise bu süreç hiçbir yere ulaşmaz diye? Akıncı’nın sözleriyle, "İngiltere'nin Kıbrıs'ta iki üssü var ve garantilerle ilgisini kesmek isteyebilir. Ancak üslerle kesmek istemez. İki üssü olan bir ülke garantilerle ilgilenmeyebilir. Garantilerle Yunanistan'da ilgilenmeyebilir. Çünkü Rum tarafı Kıbrıs'ta nüfus olarak daha büyük olan toplum olarak ortağını dışlamış, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne tek başına sahip çıkmıştır. Oysa ki biz Kıbrıslı Türk halkı, nüfus olarak daha az olan toplum olarak geçmişte büyük mağduriyetler yaşadık. Bu anlamda garantiyi talep eden doğal olarak Kıbrıs Türk halkıdır ve bu güvenceyi Türkiye'nin garantisinde görmektedir. Bu tüm taraflar için anlaşılır olmalıdır. Kıbrıs Rum tarafının garantiler meselesine sadece kendi pencerelerinden bakıp 'asla garanti olmaz, kabul etmeyiz' toptancı yaklaşımı ile bir yere varılamaz” demek lazım. Ama bu sözü havaalanında değil, görüşmelerde vurgulamak lazım.

Yeter mi? Yetmez. Aynı zamanda “etkin ve fiili Türk garantisi” demek lazım. Niye etkin? Yani müdahale hakkı olan. Neden fiili? Çünkü askeri varlığı olan. Bunları diyor mu Akıncı? Nedense hiç bahsetmiyor.

Anastasiades’in tıpkı Hristofyas gibi – ki askeri üsteki patlama nedeniyle aday olamayıp neredeyse kaçtı başkanlık binasından – görüşme sürecinde hiçbir şey vermeden aldıklarını kullanarak bir dönem daha seçilme derdinde. Rum tarafının bir şekilde üçlü ve sonrasında garantörlerin katıldığı beşli görüşmeye gideceğini umut ediyor Akıncı. Görmüyor Anastasiades ve ekibinin yaptığı hakareti. Ne imiş, genel sekreter, Anastasiades ve Akıncı genel kurul çalışmaları sona erdikten sonra ancak 25 Eylül sonrasında görüşebilirlermiş. Niye? Çünkü Anastasiades BM Genel Kuruluna “devlet başkanı” olarak katılacakmış, genel kurul sürdüğü sürece azınlık lideriyle görüşemezmiş. Öyle bir görüşme Akıncı’ın statüsünü yükseltirmiş.

Alçak seni...

İyi niyetle yapılan her öneri bir sonraki süreçte peşinen verdiğimiz ödün ve başlama noktası olmaktadır. Uyanın beyler, bu alçaklığı görün ve durun.

 



TAGS: yusuf kanlı
MANŞETLER

HK Yusuf Kanlı

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems