HABER KIBRIS

Dolunayda Otizimlilere Neler Oluyor?

17/07/2017


ads

Perihan Şahin Bal


Otizm…

Bütün dünyada  otizmin dili aynı.

Suskunluğun dili otizm…

İfade zorluğunun dili otizm…

Takıntılarla boğuşmanın dili otizm…

Farklı gelişim göstermenin dili gene otizm.

Ekolali konuşmanın dili de otizm.

Bu tüm dünyada aynı sessizlik,  ayni suskunluk. Aynı mücadele ve benzer gelişmeler.

İzmir’deki otizmli Berna’da, Londra’daki John da, Amerika’daki Sandra da  Hindistan’daki  Saroo da aynı el hareketlerini yapıyor, aynı sesleri  çıkarıyor ve göz göze gelmekten kaçınıyorlar,  benzer tepkileri gösteriyor hepsi sanki aynı eğitimden geçmiş gibi!

Her zaman olduğu gibi o günde otizmli çocuklarımızın gelişimine katkı verecek;

Küçük bir detay yakalayabilir miyiz diye!

Yeni bir gelişme, yeni bir ilaç, yeni bilgiler var mı? diye seminerdeydik.

Genellikle katılımcılar; Otizmli çocuğu olan anne babalar, özel eğitim öğretmenleri, birkaç dede nine, hakkını yemeyelim, bir ikide hala teyze vardı toplantıda.

Otizm bozukluğu olan insanlardaki beyin bağlantıları, sağ ve sol hemisferler karşısında daha çok simetri gösteriyormuş. Ve bu da, beyindeki görevlerin, otizmli olmayan insanlardakinden farklı şekilde bölündüğünü gösteriyormuş.

Otizmi olan genç insanların yeni beyin taramalarına dayanan bu bulgu, neden bir şeyi detaylandırmada doğuştan gelen bir becerinin olduğunu ve bunu ortaya koymadaki başarısızlığı açıklayabilir.

Son zamanlarda bilim ‘’OTİZMLİ İNSANLARIN OLAĞAN DIŞI SİMETRİK BEYNE SAHİP OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI’’ diyor konuşmacı.

Yeni bir çalışmaya göre otizmli bireylerin beyinlerinde nöronların birbirine bağlandığı ve birbirleriyle iletişim kurmasına yarayan sinapsların normalden fazla olduğunu gösteriyormuş.

Daha birçok buna benzer  bilgiler ama yeni bilgi gene yok!

Bizi heyecanlandıran ümit veren bir şey  elimize geçmeden konferansı dinlemeye devam ettik.

Pür dikkat konuşmacıyı dinliyoruz…

Bazı dedikleri  ‘’evet   kesinlikle doğru’’,

Acaba? dediklerimizde var.

Bazılarına ise,

‘’Hadi canım sende, oradan konuşuyorsun birde gel de otizmi 24 saat sürekli yaşa bakalım’’ demek geliyor insanın içinden.

Pratikle teoriğin karmaşası!

Derken seminere ara veriliyor…

Beyaz saten örtülerle örtülmüş yüksek yuvarlak masalara önceden konulmuş kurabiyelerle, stanttan aldığımız kahvelerimizi yudumluyoruz.

Masanın etrafında Türkiye’nin farklı illerinden gelmiş anne babalar bir kaçta ayni okulda çalıştığımız öğretmen arkadaşlar var.

Otizmli çocukların sağlıklı dediğimiz insanlara nazaran hissiyatlarının daha duyarlı olduklarından bahsediyor  Edirne’den  Furkan’ın  annesi Nuray hanım. ‘’Kötülüğü hisseden paratonerlerimiz bizim onlar arkadaşlar’’ diyor.

Enerjilerinin yüksek olduğu konuşuluyor.

Derken dolunayda bu çocukların daha agresif  daha enerjik olduklarını gözlemlediğimizi çoğumuz onaylıyoruz.

Kars’tan bilginin annesi Canan hanım inanılmaz bir öfke nöbetinde olduğundan bahsediyor Bilgi’nin.. Kafasını duvarlara vuracak şekilde bir öfke… Sırf bu yüzden başına kast taktığını söylüyor.

’’ Bizim derdimizi bilmeyenler, neler çektiğimizi görmeyenler, içimizdeki ateşi hissedemeyeler derdim var demesin’’ diyor.

 Çoğumuzun gözü yaşlı!

Manisa’dan Pervin hanımın yanaklarına süzülen yaşlarla oğlunun özellikle dolunayda epileptik nöbetlerin artığını, ellerinden hiçbir şeyin gelmediğini söylüyor.

Her nöbetin çocuğun gelişimini ve almış olduğu eğitimini gerileştirdiğini ve nöbet sonrası inanılmaz bir yorgunluk yaşadığını anlatıyor çaresizce!

Bu duruma İzmir’den sevim ablamızda aynen katıldığını söylüyor. Gökhan’da da benzer şeyler yaşadığını nöbetlerin daha çok dolunaya denk geldiğini belirtiyor.

Umutsuz olmak, çaresi olmayan bir rahatsızlığı evlatlarımızda görmek hepimizin belini büküyor. Umutlarımızı kırıyor.

İzmir’den Huriye  hanım Berke’nin genellikle dolunayda çok hırçın ve asabi olduğunu lakin bu ayki dolunayda birkaç gün önceden uykulu olduğunu bol bol uyuduğunu, bıraksam ayakta uyuyacak diyor.

Derken yine İzmir’den Türkan hanımda Akif’in uykulu günler geçirdiğini söylüyor.

Benim oğlum Cenk’te bu dolunayı uykulu geçiriyor. Bazı dolunayda hiç uyumadığına da tanık oldum.

Dolunayda hepimiz farklı ruh hallerine bürünürüz. Ama bu çocuklarımızın saf enerjiden daha çok etkilendiğini masadaki herkes onaylıyor.

Bu olaya mistik bakanlarda oldu aramızdan. Büyü gibi kötü niyetler daha çok ayın dolunayında yapılırmış. Bu kötü enerjiyi çocuklarımızın hissettikleri konuşuldu minik yuvarlak masa başında.

Çoğu dolunay zamanında otizmli çocuklarımız sıkıntı içindeler, sebepsiz bir öfke halindeler.

Onları telkin etmek çok zordur öyle zamanlarda. Kendine ve çevresine zarar verebilirler.

Bizlerde hemen çocuğu ya duşa sokmakta buluruz çareyi,

Ya da ellerine, ayaklarına, sırtına masaj yaparak rahatlatırız az da olsa.

Dolunay zamanında otizmli çocukların hırçınlığı uzun zamandır aklımı kurcalıyordu.

Bu yazıyı yazmadan önce hem otizmi yaşayan annelerle konuştum.

Hem de yaptığım küçük araştırma sonucunda tüm insanları ilgilendiren çok farklı bir sonuca ulaştım.

Dolunay zamanı ve dolunay oluşumunda ( birkaç gün öncesi) hırçın agresif inanılmaz bir öfke içindeler.

Çoğu çocuğumuz birkaç gün önceden uzun uzun uyuma hallerindeler.

Epilepsi nöbetleri bu zamanda artma gösteriyor…kalp sıkıştırmalarda.

O koskoca okyanusları harekete geçiren dolunay vücudu % 80 su olan insanları da etkiliyor.

Ruh halimizi allak bullak ediyor.

Zaten duygu karmaşası yaşayan otizmli çocuklarımız, bu durumdan fazlasıyla etkileniyorlar.

Bilim adamlarına göre:

Vücuttaki sıvı dengesi bozulmakta, beyindeki düzenli isleyiş aksamakta ve kalp atışı hızlanmaktadır.

Dolunay kadınlara daha fazla etkileniyor. Daha hassas olup, daha çok ağlıyorlar. Doğumlar dolunayda artıyor, migren ve bel ağrıları artıyor.

Özellikle kalp ve şeker hastalarında tehlikeli sonuçlara yol açabilen dolunay, sinir sistemindeki hücrelerin isleyiş düzenini bozduğu için dengesizlikler meydana getiriyor.

Bu günlerde insan bünyesinde meydana gelen değişiklikler ayni zamanda suç oranlarının artmasına da yol açmaktadır.

1993 yılının Ağustos ayındaki dolunay günlerinde, Almanya'daki adam öldürme, cinnet geçirme ve intihar olaylarında önemli artışlar meydana gelmişti.

Araştırmacı Prof. C.P. Thakur'a göre, dolunay günlerinde zehir alma veya zehir verme yoluyla gerçeklesen intihar ve cinayetlerin artış sebebi, insan vücudundaki gelgit dalgalarıdır.

Dolunay sırasında dünya, ay ve güneş ayni doğru üzerinde olduklarından, ayın insan üzerindeki çekim kuvveti artar ve vücuttaki su miktarı yüzde 60'i aşar.

 Bunun yol açtığı bedeni ve ruhi değişmeler ise zehir alma-verme ve suç isleme eğilimini artırır. Araştırmacı, beş yıl içinde üç polis karakoluna bildirilen suçları bilgisayara yükleyip, neticeyi dolunay tarihleriyle karşılaştırarak bu sonuçlara varmıştır.

Dolunay zamanı filmlere de konu olmuştur. Kurt adamlar, kötülükler yapan büyücü rolünde korku filmlerini hep dolunaylı günlerde çekmiş, dolunayla özdeşleşmiştir.

Peygamber efendimiz Muhammed (sav)sağlıkla ilgili bir hadis de ayın 14-15-16 sında kan vermemizi tavsiye eder.

Ayin 14-15-16 si hicri yılda dolunay vaktidir. Ayin dünya üzerindeki çekim kuvveti arttığından kan dolaşımında bir artış oluyor bu da insanları etkiliyor. Bu tarihlerde verilen kan bu hızlanmayı yavaşlatıp bir rahatlama sağlıyor.

Koskoca okyanusları bile kendine çekecek kadar güçlü olan Ay'ın çekim gücü elbette insanın ruhi yapısını da etkileyecek kadar güçlüdür. Tüm insanları etkileyen dolunay, en belirgin özelliği ifade bozukluğu olan otizmli çocuklarımızı da maximum derecede etkilemektedir. Eğer öyle bir etkileşim olmasaydı dünya ile Ay arasında med-cezir denilen olayda hiç olmazdı.

Umarım bilim adamları her geçen gün  hızla artan otizme bir çare bulur..

Dolunayın romantizmini doyasıya yaşamalı…

Ancak insan bünyesini etkileyen etkilerden en az derecede etkilenmek umuduyla.



TAGS: Perihan Bal,
MANŞETLER

HK Perihan Şahin Bal

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems