HABER KIBRIS

Durak Belli, Vakti Gelince İnilecek

09/02/2017


ads

Perihan Şahin Bal


Her canlı

doğar, büyür, yaşar ve ölür. Var oluş kadar, doğmak kadar, ölmek de doğal bir süreçtir.

Her duyguda olduğu gibi, ölümde de yakınlarından biri ölünce anlıyor insan o acıyı, o vahşet, o nankör duyguyu, o zamansız, o habersiz gidişi.

Her ölüm erkendir. Zamansızdır. Yakışıksızdır!

Doğan her canlı ,bir gün ölümü tadacaktır.

Ölüm var yaşarsın görürsün torununu öyle gelir,

Ölüm var daha yeni başlarsın hayata çocuğunu bile göremezsin,

Ölüm var dünyaya gelirkenden gidersin,

Ölüm var yüz yaşı devirsen de istesen de gelmez,

Ölüm var yalnızlık içinde gelir bulur seni,

Ölüm var yüzlerce insanla içersin şahadet şerbetini.

Mukadder bir şekilde kesin olan tek şey ölümdür.

Hayatta her şey belirli gibi görünse de çok belirsizdir. Planlar yaparız saatlik, günlük, haftalık, aylık, yıllık ve ömürlük. O planları hiç uygulayamayabiliriz, buna ömrümüz yetmeyebilir!

Tüm planlarımızı yapıp başka şeyler yapmaya da vaktimiz de kalalabilir. Bunlar hep alnımıza yazılan ömür çizgisi kadardır. Ölüm sinsi yüzünü her an herkese gösterebilir.

Sadece bu dünyalık yaşamamak gerekir…

Hepimiz…

Attığımız adımın niyetinden,

Yediğimiz bir lokma yiyeceğin helalliğinden,

Konuştuğumuz her lafın özünden,

Baktığımız her yerin vebalinden,

Uzattığımız her elin hesabından,

Yaratana olan borçlarımızdan sorumluyuz.

Hepimiz amel defterimizin açıldığı andan itibaren karnelerimizi işletmeye başlattık. O karneye göre cenneti ya da cehennemi hak edeceğiz.

Daha doğarkenden saatlerimiz kurulmuş, yaşamdaki dakika sayısı, nefes sayısı belli aslında…

 

Hayatta adil olan tek şey ölümdür.

Kocaman bir tren, yolcularını almış gideceği istikamete doğru gidiyor…

Tren yaşadığımız dünya.

Yolcular da biz insanlar.

Duraklar bu dünyadan ayrılış noktalarımız.

Hepimizin ineceği duraklar belli.

Trenin içinde bizlerde ileri geri gider geliriz, dünyalığı çok önemsediğimizden.

Çabalarız bir şeyler değişsin diye! Kaderimiz değişsin diye!

Sanki trenin hızını belirleyecek gibi. Koltuğumuzda otursak da tren ayni saatte o durağa varacaktır, oturmayıp ileri geri çarpınsak da…

O durakta inilecek el mahkûm.

Ne gerek fazla tamaha, ne gerek fazla hırsa.

Ne lazım varlığın fazlası, ne lazım kalplerin kırılmasına!

Ölüm acısı farklı farklıdır. Yaşamadan asla bilinmez!

Bir kız çocuğu ölmüş. Annesi yırtınarak ağlıyormuş. Bir arkadaşım eşinin görevi vesilesiyle hiç tanımadığı bu aileye, eşini vekâleten taziye ziyaretinde bulunmuş. Annenin üzüntüsü karşısında o da kahrolmuş. Evine döndüğünde de günlerce üzülmüş. Acılı annenin üzüntüsünü tam olarak anladığını sanmış…

Taa ki…

Kendi 7 yaşındaki kızı yanlış müdahaleden öldüğü güne kadar…

Yaşamadan hiçbir duygu tam olarak anlaşılamaz.

‘’Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar’’, demiş atalarımız…

‘’Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları yaşayanlar anlaşır’’, demiş M.C.Rumi…

Ölümden ölüme de fark var…

Teselli derecesinde de fark var….

Bundan beş yıl önce babamı kaybettim. Mekânı cennet olsun. Babamın vefatından bir hafta sonra Van depremi oldu. Van’dan bizim ilimize de depremzedeler geldiler. Valiliğimiz konuk etti onları. Biz Sivil Toplum Kuruluşlarına da görev verildi. Her misafirhanedeki depremzedelerle ilgilenmemiz istenildi. Daha babamın acısını atlatamadığım o günlerde içlerinden biri dedi ki;

‘’Bir ölüm nedir ki! Biz bir aileden 27 kişiyi yan yana aynı anda toprağa koyduk Erciş’te, hem de

her yaş grubundan’’.

Bu söz bana inanılmaz bir teselli verse de aynı zaman da korkunç bir acı verdi.

Yaşlı dünya yaşlandıkça üzerinde yaşattığı canlıları da çoğalttı. Doğumun çok olduğu kadar ölümlerde çoğaldı. Ölüm çeşitleri de çoğaldı!

Trafik kazaları,

Terör,

Kanser.

Bu üç neden en büyük oranla en baştalar.

Artık bazı ölümler haberli gelir oldu. Kanser illeti!

Önce sinsi sinsi kuşatıyor vücudu. Sonra birden ortaya çıkıyor, veda et eşine dostuna diyor.

Bir ay mı desem iki ay mı desem, yesin, içsin, gezsin hastanız diyorsa doktor!

Eyvahlar olsun! Ölümün davetiyesi gelmiş demektir.

Nerde o hiç ölmeyecek gibi çalışmalarımız?

Nerde kaldı bir öfkeyle kırılan kalpler?

Hani nerde saçma sapan şeylere yaptığımız gururlar, kibirler,

Ya o mendebur cimrilikler?

Hepsi de pişmanlıklar duyulacak vasıflar…

Elde kalan;

yapılan iyilikler, hoş sedalar,

kurulan dostluklar,

yapılan doyumsuz sohbetler,

bayramlar da verilen harçlıklar ve okşanan çocuk başları.

Hiçbir insanın hakkı üzerinde kalmaması,

Hayatın tüm özeti;

‘’iyi insandı ‘’yada

‘’kötü insandı’’, denilmesi kişinin arkasından…

Bu dönüşü olmayan, gidenin dönmediği, haber gönderemediği, selam salamadığı gidişe kırgınız küskünüz.

Lakin ne çare…

Sağlıcakla uzun ömürlere….

Perihan Şahin Bal

05/02/2017

Antalya 



TAGS:
MANŞETLER

HK Perihan Şahin Bal

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems