HABER KIBRIS

En büyük mertebe: (Devlet olmaktır)

07/09/2017


ads

Eşref Çetinel


…Yoksa diyorum, yaza konuşa fikri sabit mi oldum? Öyle ya insanın “inanmaya” ihtiyacı var. İnançsız bir ömür tasavvur etmek, şüpheler, korkular, stresler içinde yaşamak olmalı ki hiçbir insan eşyanın tabiatına zıt böylesi olumsuzluklarla yaşayamaz, çok kısaca çıldırır!

Nitekim eğer kendimize hâlâ  “Kıbrıs Türk Otonom Devleti,”  yahut “Kıbrıs Türk Federe devleti” deyip adada “muhtariyetine” sahip bir azınlık oluşumuzu “varlık nedenimiz” olarak kabul etseydik; biline sonrası süregelen gelen müzakerelerde de başlangıç çitası ayni alçak seviyede kalırdı!

Oysa ağzımız dola dola “devletiz” diyoruz! Tutun ki ilan edildiğinde CTP kanadının karalar bağlayıp matemini tuttuğu ve “gitti elden Kıbrıs Cumhuriyetindeki haklarımız” yakınmasında hünkürdüğü o 1983’deki büyük kararla “bu adada Rumlar kadar biz de  devletiz” dememiş olsaydık; bugün sadece Kıbrıs Cumhuriyetine dönüşün ahkâmlarını değil, azınlık oluşumuza uygun “muhtariyeti” tartışır oldurduk!

HİÇ ANLAMADIK:   Dahası anlamak için çaba sarf etmedik! Nitekim “KKTC’ye uzun yıllar “Denktaş’ın Devleti” dedilerdi! Fakat Talat Cumhurbaşkanı olduğunda  “Talat’ın devleti” demedilerdi! Aksine o devletin sayesinde  müzakere masasına oturup “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı Rum ve Türk devletlerinin birleşmesinden oluşacak iki kurucu devleti tartıştılardı!”

Ne kaybettik peki, kazanmaktan başka? O “devlet inancı” olmasa siyasi yönden bu kadar güçlü olabilir miydik? Nitekim yıllardır o “inancı” yaşarken “var mı devlet gibisi” diyenlerdendim hem de   sosyoekonomik yönden felçli bir devlet olmamıza karşın!

DÜŞMANLIK OLMAZ! Rum tarafı ile bir çözümde buluşmak, adanın sosyoekonomik ve kültürel mirasına sahip çıkarken, enerji paylaşımında bulunmak, turizmde işbirliği yapmak, adanın doğasını korumak için ortak çalışmalar yürütmek, dinlere dillere, ulusal günlere karşılıklı saygı göstermek, sportif temaslarda bulunmak, eğitim ve bilimsel araştırmalarda işbirliğine gitmek…”                       Bu adada çözüm olmasa da olması gereken Türk Rum ilişkilerinin kaçınılmazlığıdır. Fakat bunları gerçekleştirmek için “devlet olmaktan feragat edilmez!” Tam aksine iki eşit devlet olmalı ki bu ilişkiler “devletler düzeyinde” olsun…

AMA YAZIK: Kuzey’deki ayaklarından biri ile akıllarının yarısını Güney’e taşımış bir takım insanlarımızla örgütlerimiz “hangi ekstremist inancın” kulu kölesidirler bilmiyorum ama yat kalk Allah yedi sülalelerinin nemalandığı KKTC’ye sadece hakaretler yağdırmıyor, Güney’de ve Kuzey’de iki toplumlu etkinlik kulpu taktıkları eylemleriyle aşağılayarak  ancak Rum halkı ile birleşirsek adam olacağımızın kapkara propagandasını yapıyorlar! Yazık ama! Var mı dünyada devlet gibisi?


      

DAVUL ZURNA ÇALDILAR YİNE İŞİTMEDİLER!

Yukarıda Devlete  inançtan söz ettik! Bazı insanlarımızla örgütlerimizin “inançsızlığından” yakındık. Ve bir kez daha dedik ki “var mı devlet gibisi!” Şimdi geldi sıra “ama nasıl devlet” sorgulamasına!

Açıkça yazalım: Eğer düşünüp karar verme hatta kendi kaderini tayin etme yeteneği ile aklına sahip “insan”  Allah’ın lutfu ile hep yüksek değerlere sahip bir mahlûkat olsaydı, “devlete”  hiç ihtiyaç olmayacak, insan kendi kendini yönetecek kabiliyette olacaktı.

       Fakat maalesef insan dediğimiz tüm olumlu ve olumsuz unsurlarla harmanlanıp yoğrulurken altta kalanların ezildiği üstte olanların ezdiği, iyiler kötüler, caniler barbarlar, fakirler zenginler, gaddarlar katiller, cahiller okumuşlar… Farklılıklarında ancak bir “otorite” altında düzen kurabilirler ki bir arada ve barış içinde yaşayabilsinler.  İşte o otorite devlettir!

YA BİZİM DEVLET? Bu tatil döneminde İlk kez öğretmenler Sendikaları Eğitim Bakanlığına dolayısıyla Eğitim Bakanı Özdemir Berova’ya bir himmette bulunarak “bak Sn. Bakan” dediler. “Bu yeni ders yılında bazı okulların tamir edilmesi boyanması elden geçirilmesi gerekir. Her yıl tartışma konusu olan sorundur. Okullar öğretmen, müdür, muavin, müfettiş atamaları yapılmadan açılmakta sonra da arbede kopmaktadır! Ne olursunuz bu yıl şu yaz döneminde eksikliklerinizi giderin ki okullar açılırken kafa kafaya toslaşmayalım!”

Ve okullar yine eksiklikleriyle açılıyor haberleri gelmeye başladı!

Dikkatinizi çekerim. Yukarıda “devlet” niçin gereklidir dedimdi.. “Dünyadaki yedi milyar insanın parmak izlerinin bile ayrı gayrı olduğu bir gerçekte o insanları kanunlarla dirlik düzenlik,  iç barışla güvenlik içinde bir homojen yapısallıkta  tutmak için…”

Ne yapıyor Eğitim Bakanlığı onca sendikal uyarılara karşın ama. “Hayır ben okullar açılırken önce sendikalarla kavga edeceğim sonra ders yılına başlayacağım! Eh hayırlısı olsun! Siz görevinizi yapmayın da bakın o sendikalar neler yapar size!..


              KISACA TAKILDIĞIM: (PARA İLE KAYIT SORUNU.)     

Her yıl bir kavga da okullara kayıtları sırasında öğrenci velilerinden  “hibe” adı altında  bir miktar para talep edilmesi:  Tartışmaları bitmedi!                   Doğruya doğru ama. Talep edilmesi yasal olmasa da çoğu okulların ve aile birliklerinin ders yılı başlarken bu “parasal bağışa” büyük ihtiyaçları vardır.

Ancak makul talepler olmalı bir, zorunlu olmamalı iki, “vermem” diyen veliyle tartışılmamalı üç, neden bu “beş on liranın,  istendiği doğru dürüst anlatılabilmeli dört… Kısaca “aman kavga etmeden, hele gazetelerin sendikaların diline hışmına  hiç düşmeden…                                 ***

NOT:  Geçtiğimiz bayram günlerinde (Bayram Sohbetimdir) başlığı altında 1960’lar Kıbrıs Cumhuriyeti dönemine ait yazılarımda  örgütlenmelerden ve Dr. Nalbantoğlu’nun toplumdaki önemli işlevinden söz ederken bir koca yanlış yaptım ve “KC’nin ilk Sağlık Bakanı Dr. Burhan Nalbantoğlu’dur dedim!” Bir okuyucum uyarmasa yanlış kalakalacaktı! Çünkü KC’nin ilk Sağlık Bakanı Rahmetlik Niyazi Manyera’ydı. (Bildiğim halde yanlış yazmışım.)  Burhan Naalbantoğlu ise  KC Temsilciler Meclisi üyesiydi. Düzeltir özür dilerim..



TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems