HABER KIBRIS

Esas tehlike adadan göç

19/02/2017


ads

Cenk Uzunoğlu


‘’Çözümsüzlük çözümdür’’ ya da ‘’ille de anlaşma’’ diyenlere, karşı karşıya

kaldığımız durum tek bir rakam ile anlatılsa bu hangi rakam olabilir diye

düşündüm.

Bu tek rakamın 74’ten sonra özellikle üniversite sonrası geriye

dönmeyenlerin ve adadan göç edenlerin sayısı olduğu kanaatine vardım.

İşsizlik tüm dünyada önemli bir sorundur ama onun bir adım ilerisi sebep

olduğu göçtür.

Bugüne kadar nüfus konusu gündeme geldiğinde yalnızca Kuzeydeki

nüfusun sayısına ve Türkiye’den 74 sonrası göç ederek adaya yerleşenlere

odaklanıldı.

74 sonrası adadan yapılan göçün boyutunu ölçmeye nedense pek rağbet

edilmedi.

Gidenlerden ziyade gelenlerin sayısı üzerinde duruldu.

Hâlbuki nüfus sayımlarında Kıbrıs’tan göç edenlerin sayımı anne ve

babanın veya kardeşin beyanına göre isim yazılarak pekâlâ yapılabilirdi.

Sonrasında da internet üzerinden kimlik numara ve bilgileri girilerek de

sayıma gerek kalmadan güncellenebilirdi.

****

Ada tenhalaşmadığından göçü hissetsek de ölçmediğimiz için boyutunu tam

bilmiyoruz.

Göçün boyutunu Kıbrıs’a belli aralıklarla her geldiğimde doğup büyüdüğüm

sokaklarda, çocukluğumuzda gittiğimiz plajlarda fazlasıyla hissediyorum.

Göçün ada devletlerinin ortak kaderi olduğunu bilsem de etrafımda

gördüğüm insanlara baktıkça yabancılaştığımı hissetmeyi de içime

sindiremiyorum.

Üniversite eğitiminden sonra adaya geri dönmemiş birçok Kıbrıs Türkü de

büyük ihtimal benzeri duygular içindedir.

Kim bilir belki adada olanlar da ayni hissi taşımaktadır.

****

Göç bireysel bir karar gibi gözükse de aslında toplumsal bir yaranın

varlığının göstergesidir.

Varlığını devam ettirip ettirememe mücadelesi veren bir vücutta kan

kaybedilmesine sebep olan açık bir yara gibidir göç.

Etkin bir şekilde müdahale edilmezse doğanın kanunu er ya da geç devreye

girer.

Güneyimizde hala daha iflah olmaz enosis hayalleriyle ağzını açmış bizi

yemek için bekleyen Rum kadar bizi bekleyen gizli ve sinsi tehlike göçtür.

Tehlikedir çünkü Rum’un teşkil ettiği görünen tehlikeye nazaran göç hafife

alınmaktadır. Gündemde bile değildir.

Bundan dolayı günlük siyasetin ötesinde partiler üstü ele alınması gereken

son derece ciddi bir konudur ‘’göç’’.

Genç bir kaynağın, tabiri caizse bir ‘’insan sermayesinin’’, başka ülkelerin

refahına hizmet etmek için doğup büyüdüğü ilk ve orta eğitimini aldığı

topraklardan en verimli olacağı dönemde kopmasıdır göç.

****

Anne ve baba göç ile aileden kopan çocuklarını içlerine gömdükleri büyük

bir buruklukla ‘’gitti kurtuldu’’ diye teselli bulup yorumlamaktadır.

Göçün gerekçesinin en kestirme ifade ediliş şekli de herhalde bu ‘’gitti

kurtuldu’’ cümlesidir.

Bu ifade ediliş şekli ile aslında evlatlarının adadan kopmasının toplumsal bir

kayıp olduğunun farkında olunsa da bir bireysel başarı hikâyesi olarak

görülüp algılanması ile teselli bulunur.

Kapanmayan yaranın olduğu vücutta gelecekle ilgili planlar ancak göçü

durduracak önlemler alınabilirse anlamlıdır.

Hükümet programları ve Türkiye ile yapılan ekonomik ve sosyal içerikli

önlem paketleri esas itibariyle göçün durdurulması üzerine kurgulanması

lazımdır.

İç siyasetteki başarı kriteri de ‘’göçe’’ olan etkisiyle ölçülmelidir.

Partiler bunun yarışı içerisinde seçimlere girmelidir.

İktidarların başarı kriteri içerisinde de göçün hızını azaltma en büyük hedef

olmalıdır.

Detaylarına burada girmeye gerek yok ama araştırılsa eminim BM de ve

diğer dünya örgütlerinde ülkeler bazında göç ile ilgili karşılaştırmalı istatistik

vardır. Buradan hareketle KKTC için de ölçülmesi ve anlaşılması kolay

kriterler ortaya çıkartılabilir. Yeter ki irade ve niyet olsun.

****

Göç ölçümlemesinin toplum nezdinde siyasi başarı kriteri olabildiği ortamda,

ekonomi dışında çözüm üretmemiz gereken konular da kendiliğinden ön

plana çıkacaktır.

Göç sorununa tersten bakıp istihdam dışında kişilerin göç etmesini

zorlaştıracak sebepleri düşünerek yaklaşırsak önceliklerimiz de ortaya çıkar.

Ekonomik açıdan ümit vadedebilmesi ile birlikte kaliteli, ulaşılabilir eğitim ve

sağlık hizmeti alınabilecek, çevresi temiz ve yeşil olan yere göç edilir.

Düşünürseniz bunlar da siyasetin en öncelikli hedefleri olması gerekmiyor

mu?

Yatırımın ve istihdam artışının önündeki bürokratik engeller ile sendikaların

talepleri göçe olacak etki ile birlikte değerlendirilirse toplumsal uzlaşmanın

da ilk adımları atılmış olmaz mı?

Direk ve endirekt vergiler rekabet edilebilecek seviyelere geri çekilebilirse,

bütçe üzerinde ilk anda yapacağı olumsuz etkiye rağmen ‘’göç endeksine’’

olası olumlu etkisi ile birlikte değerlendirilmesi Ankara ile olan ilişkimize

farklı bir hava yaratmaz mı?

Göçü engellemenin bir yolu da ayrıcalıklı ve ulaşılabilir eğitim sunabilmektir.

Akademik içeriği zenginleştirmek adına öğretmen kalitesini artırmak için

maaşlara ve yan haklara yapılacak olan iyileştirmelerle ve eğitimin

sunuşuna yapılacak olan teçhizat yatırımlarının bütçe üzerindeki olumsuz

etkisini de yine ‘’göç ölçümlemesine’’ yapacağı olumlu etkiden dolayı farklı

bir gözle yorumlayamaz mıyız?

Temiz ve yeşil çevreye yönelik büyük bir temizlik ve ağaçlandırma

seferberliğini başlatmanın maliyeti de yine ayni sebepten dolayı farklı bir

bakış açısıyla değerlendirilemez mi?

Farkında mısınız, göçü durdurmak için yapmamız gerekenler aslında

hükümetlerin kaynak aktarımı önceliklerini önem ve etkisine göre belirleme

sıralama listesine dönüştü.

****

Siyasetteki yarış ve en tepedeki hedef ve gösterge adadan göçün hızını

azaltmak üzerine olması gerekmiyor mu?

Ankara’ya ve toplumun tüm kesimlerine adadan göçün oluşturduğu tehlikeyi

anlatabilecek siyasetçi-bürokrat ikilisi yok mu? Bu toplum bunu bu şekilde

ele alıp siyaset ve politika üretecek olanları başının tacı yapmaya hazırdır.

Göçün hızını kesemezsek bugün kendi içimizde ve Rum tarafı ile tartışıp

didiştiğimiz hiçbir şeyin önemi kalmayacaktır.

Rum’un ‘’enosis’’ hayali ile bizi yok etme ya da asimile etme hedefini

Kuzeyde biz yaptığımız ve yapmadıklarımızla kendi kendimize onlar adına

endirekt olarak gerçekleştirmiş olacağız.

Doğanın kanunudur, tesviyenin yeterli olmadığı yerde toptan tasfiye olur.

Ne olduğunu anlamazsınız.

Bu açıdan bakınca aslında yavaş yavaş suyu ısınan tencerenin içindeki

kurbağa gibiyiz.

Rum ‘’enosis’’ deyince kendimize gelip birlik olup tencereden

sıçrayabiliyoruz da göçün etkisini nedense dikkate almayıp suyun yavaş

yavaş ısınmasına aldırış etmiyoruz. 



TAGS: Esas tehlike adadan göç, cenk uzunoğlu
MANŞETLER

HK Cenk Uzunoğlu

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems