HABER KIBRIS

Evdeki hesabın yarattığı rahatsızlıklar

08/10/2017


ads

Cenk Uzunoğlu


Akıncı, İsviçre sonrası, kendi bilindik çizgisinin ötesine geçerek Rum tarafını suçlayan bir görüntü verdi.

Eleştirilerini, Cumhurbaşkanlığı döneminde bizzat yaşadıklarının etkisinde söylemeye de devam ediyor.

Bu görüntüsü ile toplumun ona geçmişten beri siyaseten karşı olan kesim üzerinde de farklı bir portre çizme şansını yakaladı.  

Kendilerini ‘’milliyetçi’’ diye konumlandıran ama son tahlilde ‘’artık bir anlaşma olsun’’ diyebilecek kesimi kendine yaklaştırmış oldu. En azından tepkilerini çekmek açısından nötr tuttu.

Tabiri caizse bu ‘’sağduyulu milliyetçi’’ kesim söyleyenden ziyade söylenen ve yapılanlara da bakarak oy vermeye çok daha meyilli bir kesimdir. Önümüzdeki seçimlerde ve olası bir referandumda da belirleyici olacak olan kesimdir. UBP ve DP bu kesim üzerinde etkisini kaybetmiştir.

Hatta bu kesimi ‘’bizim yerimize Akıncı konuşsun daha iyi olur’’ noktasına getirdi. Naif bir şekilde ‘’Akıncı bile Rum’un ne mal olduğunu gördü, bizim gibi konuşuyor’’ dedirtti.

Akıncı, iç siyasete yönelik yaptığı bu siyasi manevrayla sağa oy vermeye meyilli kesimin sözcüsü olarak birilerinin ön plana çıkmasını da önlemiş oldu. Müzakereler durmuş olsa da karşısında dağınık bir siyasi yelpazenin oluşmasına zemin hazırladı.

Akıncı, İsviçre sonrası çizdiği bu portre ile kendine herhangi bir seçimde ne olursa olsun oy vermeyecekleri şimdilik susturmuş, gazlarını almış ve kendine karşı bir blokunun oluşmasının önünü almış oldu.

Geniş bir parti tabanı olmayan Akıncı’nın görüşmelerin çökmesinden hemen sonra tereddüt etmeden yürüttüğü siyaset öğreti içeren akılcı bir yaklaşımdı.

Türkiye dış politikasının sıkışmış olmasını da fırsat bilerek son derece tavizkar tutumuna karşın Akıncı’yı Türkiye ile birlikte süreci uyum içerisinde götüren sorumlu, makul bir devlet adamı noktasına da yükseltmiş oldu.

Ortaya çıkan bu görüntü UBP hükümeti üzerinde rahatsızlık yarattığı görüşündeyim. 

Geçtiğimiz hafta Kuzeydeki Rum ve Maronitlere yapılan yardım ile ilgili zamanlama açısından akıldışı kararın yarattığı polemiğin bir ucu da Akıncı’nın içe yönelik siyasetinin ortaya çıkardığı olumlu algıya dayanmaktadır. Bu madalyonun bir yüzüdür.

***

Resmi tamamlamak için diğer yüzüne de bakmakta fayda vardır. Akıncı, İsviçre sonrası Rum tarafına karşı söylemleriyle de ‘’ne olursa olsun ille de anlaşma’’ diyen ve seçimlerde ikinci turda ona oy vermiş bu kesimi de karşısına almış gibi oldu. İsviçre sonrası bu kesimin yoğun eleştirilerine maruz kaldı. Akıncı’ya ‘’sen de Denktaşlaştın’’ dedirtti ki bence hem rahmetli Denktaş’a hem de Akıncı ya bu benzetmeyle ayni anda haksızlık yapılmış oldu!

‘’İlle de anlaşma’’ diyen kesimin Akıncı’ya karşı eleştirileri sağa meyilli olan seçmeni Akıncı’ya olmadığı kadar yakın durmasına yardımcı olan ek bir faktör oldu.

Buradaki hesap ya da ortaya kendiliğinden çıkan sonuç bu ‘’ille de anlaşma’’ kesiminin olası bir referandumda ya da başkanlık seçiminde gidecek başka bir yeri olmadığı tezinden hareketle ortaya çıktı.

***

Akıncı her ne derse desin bundan sonra masaya oturduğunda verdiklerinin üzerine anlaşma için başka ne vereceksiniz, ya da hadi bunu da artık siz kabul edin de bir anlaşma olsun çıkışı ile karşı karşıya kalacaktır.

Müzakere tekniği açısından kim ne derse desin Rum tarafı büyük bir ustalıkla bu oyunu oynamıştır ve oynamaya devam etmektedir.

Seçimlerde de göreceksiniz, Anastasiades ustalıkla uyguladığı bu oyunun karşılığını kendi toplumu nezdinde de alarak müzakere masasına başarı ile gelecektir. Anastasiades zordadır diye ortaya atılan anketlere ve ya tutarsa diye yapılan yorumlara aldanmayın.

2016 son şanstır diyen Akıncı, geçen ayki BM ziyaretinin sonunda ‘’10 yıl sonra anlaşma imkânsız olur, sorun devam ediyorsa çözüm arayışı devam eder’’ diyerek yeni bir sürecin başlangıcını vermiştir.

Bugün bunları söyleyebilecekseydiniz o zaman ‘’2016 sondur’’ demeyecektiniz Sayın Akıncı. Siz bu manevraları yaptıkça belki muhatap olduğunuz dış dünyadan kapı arkasında alkış alıyorsunuz ama masada kaybeden temsil ettiğiniz bu toplum oluyor.

‘’Son şans’’ diyerek uzunca bir süre dilinize doladığınız mantıklı tespitiniz, Rum’un ya da Anastasiades’in son şansı olmadığını yine sizin dolaylı yoldan söylüyor olmanız trajikomik bir durumdur. Sizi bunu ayni anda söyleyen ve yalanlayan konumuna sokar. İç siyasette evdeki hesabı çarşıya uydurmuş gibi olsanız da kredi kartı ile alışveriş yaptığınız için ödeme tarihi geldiğinde ödemeyi yapıp yapamayacağınız meçhuldür.

Görüşmelere tekrar başlama sinyali vererek içine düştüğünüz ve bu toplumu da birlikte içine çektiğiniz durum er ya da geç ortaya çıkacaktır.

Doğanın kanunudur, ne kadar ustalıkla manevra yapılsa gerçekler ertelenebilir ama sonuç kaçınılmazdır.

Endişemiz odur ki ‘’son şans’’ dediğiniz şey çözüm arayışındaki son şans değil, olsa olsa belki de sizin son şansınızdır. Rum’un oyununa dur diyemediğiniz noktada da Kıbrıs Türkünün sizinle yakalayabileceği tarihi şansı değil tarihi şansızlığı olacaktır.



TAGS: Evdeki hesabın yarattığı rahatsızlıklar, cenk uzunoğlu
MANŞETLER

HK Cenk Uzunoğlu

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems