HABER KIBRIS

Evler genişledi gönüller daraldı

24/01/2017


ads

Perihan Şahin Bal


Bir varmış, bir yokmuş…

Diye başlayan bir dolu masallar dinledik büyürken hepimiz.

Tıpkı o masallarda olduğu gibi bizler de bugün aynı çelişkideyiz eskilerimizle, şimdilerimizin arasında.

Annelerimizden, anneannelerimizden, büyük büyük annelerimizden, dedelerimizden hep dinleriz;

Çocuklarını nasıl zorluklar içinde büyüttüklerini, ne yokluklar ne sıkıntılar çektiklerini.

Eskiden iki-üç gelin, kayınvalide aynı evde hatta bugünkü evlerden çok daha küçük evlerde yaşayabiliyorlarmış.

Birbirlerine ve birbirlerinin çocuklarına, sıkıntılar kendinden kaynaklanmasa da, sırf hatır vefa uğruna katlanılırmış.

Amcası, yengesi, dayısı, halası, teyzesi, eniştesi çocuğa sevdiği ölçüde, emeği kadar kızarmış, Severmiş, düşünürmüş kendi çocuğu gibi. Gücenmeler olmazmış, olsa da uzun sürdürülmezmiş.

Evleri de iki göz bir odaymış. Evin tüm eşyası bireysel eşyalarının yanında, yere serilen kilim, birkaç minder, birkaç çift yastık, yorgan,kap kacak, perde, somya, çanaklık, küçük bir tel dolabı,belki bir de radyo…

Evler küçücük, minicikmiş ama yürekler, umutlar kocamanmış.

Avlusunda domates, biber, soğan, tere ekermiş anneler. Seneye de kendi tohumunu kendileri tedarik edermiş.

Sokaklar darmış ama birbirine selam veren yayası çokmuş…

Akasyalar ve şakayıkların güzelliği, turunç ve portakal çiçeğinin kokusu baharı müjdelermiş o eski sokaklara…

Komşular azmış ama özmüş. Herkes herkesi tanır, herkes diğerinin sevincine katılır, üzüntüsünde de

yanında olurmuş…

Çamaşırlar komşularla birlikte elde yıkanırmış. Yumuşatıcı bilinmez elenmiş küle defne yaprağı atılır, onunla durulanırmış.

Ekmekler evde beraber yapılır, içine de mısır unu veya patates katılırmış. Kokusu her yeri kaplar, nasibi olan gelir yermiş…

Turşular kurulur, kurutmalar kurutulur, ev makarnaları kesilirmiş tüm komşularla imece yaparak.

Sebzeler meyveler türlü türlü kokarmış.

Domates domates gibi,şeftali şeftali gibiymiş…

Hormon nedir, organiklik nedir bilinmezmiş. O zamanlar her gıda doğalmış zaten. Nergisin, sümbülün kokusu kırlardaki gibi pazar yerini de kaplarmış.

Pişen yemeklerin kokusu sokak başından duyulur;

-Bugün Ayşe teyze pırasa yaptı.

- Nermin teyze kereviz yaptı, denilebilirmiş.

Karşı komşuanne kuru fasulye yapmış, canı çeken gider yermiş.

Çoğu kadın da elinde tabak komşulara yaptığı yemeği tattırmadan içi rahat etmezmiş.

Akşamları bozacının sesi, sabah sütçünün sesi duyulmazsa bir eksiklik hissedilirmiş.

At arabaları sokakta taksicilik yaparmış. Durumu biraz daha iyi olanlar ise faytonla gidermiş iskeleye.

Yırtıklar yamanır, sökükler dikilirmiş. Kırılan kalpler onarılır, yapılan hatalar düzeltilirmiş. Büyük sözü dinlenir, küçükler hep korunurmuş…

Okula herkes yaya gider gelir, okul servisi yok denecek kadar azmış. Çünkü kötülük ve tehlike de yokmuş bugünkü kadar.

Denize gidemezlerse, derelerde veya sulama kanaletlerinde yüzerlermiş, çocuklar…

Ne tıp bu kadar ileri ne de hastalıklar bu kadar çokmuş, organ mafyası diye bir şey hiç yokmuş.

Savaşlar bile daha onurlu daha şerefliymiş.

‘’Tüfek icat edildi, mertlik bozuldu!’’

İnsan insana ağır gelir oldu!

Yokluk varmış ama dostlukla güven de varmış…

Kredi kartları yokmuş. Stres, taksitler ve borçlarda şimdiki kadar yokmuş.

Konfeksiyon ürünleri bu kadar çeşitli ve bol değilmiş, her anne çocuklarının kıyafetlerini diken kendi evinin terzisiymiş…

Telefonlar, televizyon, bilgisayar, Facebook, Twitter, mesajlaşma da yokmuş ama gece sohbetleri varmış. Kapı önünde yakan toplar, çelik çomaklar oynanırmış, radyodan arkası yarınlar dinlenirmiş.

Kasetler varmış, CD’ler yokmuş.

Şimdi sadece kredi kartları ekstresinin ve elektrik su faturasının geldiği posta kutularımıza özel ve samimi mektuplar, kartlar gelirmiş. Evin posta kutusunun bir ruhu varmış o zamanlar.

Nadiren otuz altılık filmlere poz verilirmiş. Objektife gülümsemeseler de poz verenler mutlu insanlarmış. Şimdiki gibi gülümseyen ama mutsuz insanlar değillermiş!

Martıların uçtuğunu fark edermiş insanlar…

Çamurun rengini, toprağın kokusunu bilirmiş boş arsalarda top oynayan, bilye çarpıştıran çocuklar.

Nergisin kokusunu, karanfilin büklümünü, lalenin rengini, erik ağacının çiçeğini, bilirmiş zamanın gençleri.

Patatesin toprakta, kabağın yerde; kirazın, cevizin ağaçta yetiştiğini,

Atla eşeği, kazla ördeği ayırt edebilirmiş zamanın çocukları.

Büyük küçüğe sevgiyi, küçük büyüğe saygıyı esirgemezmiş,

İnsanlar birbirine güvenir, kapılarına kilit takmazlarmış.

Her gece ya misafir gelir ya da misafirliğe gidilirmiş.Çağrılmadan, haber verilmeden, çat kapı!

Kış gecelerinin muhabbetleri uzar gidermiş. Kestaneler pişer, mısırlar patlarmış…

Eskiler cefa ile, yokluk ile yaşamış. Şimdi ise sefa ile bolluk içindeyiz…

Eskiler mutluymuş. Şimdiki toplumlar mutsuz, kardeş kardeşten bihaber!

Peki, ne oldu bize?



O küçük evler büyüdü büyüdü, villa oldu, dubleksler oldu. İçindeki eşyaları, o yıllarda tahayyül bile edilemezdi…

Peki, yüreklere ne oldu?



Onlarda çoğaldı mı mal mülk gibi? Evler gibi büyüdü mü?

Çok yazık ki…

Mal mülk çoğaldıkça sevgiler, paylaşımlar azaldı.

Evler büyüdü;yürekler, gönüller daraldı…

Evler büyüdükçe şehirler de büyüdü. Şehirler büyüdükçe insanlar uzaklaştı birbirinden.

O koca koca evlerde, iki üç kişi yaşar oldu. Karı koca ve çocuklar. Kardeş, anne, baba bile habersiz gelemez oldu. Çok az misafirler alınır oldu o ‘’kocaman’’ evlere.

Ev sahibinin seçtiği ölçüde. Müsait olduğu derece de. İsteği doğrultusunda.

Nerde kaldı çat kapılar?



Ne değiştirdi özlemlerimizi?



Daha rahat, daha kaliteli yaşama hevesi mi?



Daha fazla para kazanma hırsımı?



Zaman mı? Çağa uyum mu?



Sebep…?



Sebebi belki hepsi…

Belki de sebebin hiç bir önemi yok!

Lakin o yıllar daha sadeymiş, daha insanmışız, daha yaşanılır bir dünyaymış. Bir başka özlemmiş o günler…

Keşke şimdiki konforlu yaşamla, bollukla eskilerdeki dostluk, komşuluk, sevgi, saygı, güven, özlemler, özlenenler bir arada olabilseydi!

Ne güzel bir dünya olurdu şu dünya!



Özlemle…Evler genişledi, gönüller daraldı 



TAGS:
MANŞETLER

HK Perihan Şahin Bal

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems