HABER KIBRIS

“Ey ahali koşun koşun bu o, Kemalimiz geldi!”

13/09/2017


ads

Perihan Şahin Bal


İzmir’in dağlarında çiçekler açar.

Sokaklarında çocuklar oynar.

Gökyüzünde uçurtmalar uçar… Kuşlar uçar.

Körfezinde en büyük gemiler yüzer…

Kordonunda faytonlar gezer…

Kadife kalesinde şanlı bayrağım dalgalanır.

Bel kahvede atamın anıları yaşar.

Çiğdemimiz, boyozumuz  bize özeldir,

Kızlarımız hakikaten güzeldir.

Ödemiş, Bayındır, torbalı tarımda öncüdür.

Çeşme, Dikili, Foça Seferihisar Urla Çandarlı deniziyle güzeldir.

Bergama tıbbın ilk  doğduğu yerdir.

Menemen Kubilay’ın sembolüdür.

Aliağa, Gaziemir, çiğli sanayinin devidir.

Karşıyaka İzmir’in 35 buçuğudur.

Bostanlısıyla, mavi şehriyle…

Kendi başına bir vilayettir.

Konak, Alsancak, Bornova, Bayraklı en merkezi yeridir.

İnsanları bambaşkadır.

Lokma kokusunu üç sokak öteden duyunca;

Kendiliğinden sıraya girerler.

Vapur seferleri çok keyiflidir.

Komşulukları ise,hala çok güzeldir.

İline geleni hemen alırlar arlarına.

İnsandır önemli olan İzmir’de…

Çocuktur önemli, kadındır asıl olan,

Demokrattır insanı…

Özgürdür kadını, özgündür her şeyi!

Bu gün 9 Eylül… Günlerden İzmir.

Bugün gavur ellerinin, elini ayağını yurdumuzdan çektirdiğimiz gündür.

95 yıl önce bugün burada konak meydanında düşmanı denize döktüğümüz gündür.

Bugündür yedi düvene türkün ne olduğunu, kim olduğunu öğrettiğimiz gün.

Yine bugün kurtuluş savaşının bittiği gündür.

Şanlı zaferlerimizin final günüdür.

Bugün Kadife kaleye ve konak hükümet binasına Türk bayrağının dikildiği gündür.

O bayrak sonsuza kadar orada dalgalanacak.

Ona uzanan eller kökünden kırılacak!

Öyle ant içtik o gün!

Biz, Sokullu Mehmet paşanın, Fatih sultan Mehmet’in, Alpaslan’ın torunlarıyız.

Biz Türkler özgürlüğüne çok düşkün bir milletiz.

Canımızı veririz de asla vatanımızdan, toprağımızdan özgürlüğümüzden ödün vermeyiz.

Yıl 1071…

Alpaslan Malazgirt’te Anadolu’nun  kapılarını  araladı…

Başladı Anadolu’daki varlığımız.

Türkiye’mm…

Her ilinin ayrı güzelliği ayrı öyküsü var… Ayrı kurtuluş hikâyeleri!

Yüzyıllardır dünya ülkelerinin gözü üstümüzde.

Hani haksızda sayılmazlar, dünyanın en güzel vatanı bizim yurdumuz Anadolu.

Coğrafyası,

Konumu,

İklimi ve yeryüzü şekliyle yok başka benzerii…

Kolay gelinmedi bu günlere!

Bedeli çoktannn ödendi…

Canlaaa! Kanlaaa!

Taa… yüzyıllar öncesinden… Ve hala ödüyoruz!

Bu hafta İzmir’imin kurtuluş haftası…

Bu yazımda 13 sene bizi de bağrında barındıran İzmir’i anlatarak ahde vefa da bulunmak  istedim.

İzmir’im!!!! Güzel İzmir’im.

Egenin incisi…Nadide İzmir’im…

Burası İzmir!

İzmir  bizim!

İzmir Türklerin.

Burası  Anadolu’mun batı kalesi.

Ama asla idrak edemiyor Bizans çocukları, Bizans’ın  torunları…

Hala gözleri üstümüzde.

Hala Bizans oyunlarıyla tüm Avrupa ülkelerini de etkileme derdindeler; bizi kötüleyerek kumpaslar kurarak..

15 mayıs 1919 da İzmir’imizi işgal ederler bu uslanmaz arsızlar!

Birinci dünya savaşı sonrasıdır hemen o günler…

O gün, gazeteci Hasan Tahsin Kordon boyunda Yunanlılara ilk kurşunu sıkarak tarihe geçer.

Anadolu’nun nerdeyse tamamı düşman askerinin işgali altındadır o günlerde.

Ve güzel İzmir’im 3 sene işgal altında kalmıştır…

İnsan hayatında  en çok gereklilik bağımsızlığıdır.

Nefes almak kadar, yemek içmek kadar önemlidir!

İzmirliler çok iyi bilirler özgürlüğün ne demek olduğunu;

Tıpkı Aydınlılar gidi, tıpkı Afyonlular gibi. Tıpkı Erzurum Kars, Hakkâri Adana Sinoplular gibi

Kıbrıs, Çanakkale, Tekirdağlılar gibi…

İzmirliler çok zor günler yaşamıştır o günlerde.

Hâlbuki öncesinde Rum komşusuyla dost olduğumuzu sanırken, birbirimizin kültürüne çok yakınken!

Onlarca sene beraber yaşamışken!

Biz onların paskalya çörekleri ikramlarını alıp;

Bayram çöreklerimizi, kandil helvamızı, bayram tatlılarımızı, pişilerimizi ikram edip,

Birbirimizin özel günlerine saygıyla katılmışken,

Acılarımıza beraber ağlayıp, sevinçlerimizde de beraber olmuştuk.

Düğün derneklerimizde beraber oynamıştık.

Takii!  Yunanlılar işgal edip düşmanın gerçek yüzü ortaya çıkana kadar.

Ne kadar Yunanlılarla dost gibi olsak ta, komşu olsak ta, Yunanlıların işgaline uğrayan İzmir’de halk önce bocalıyor. Ne tarafa kaçacağını bilemeden…

Köylerimiz yakılıyor yıkılıyor… Çoluk çocuk demeden süngüleyerek katletmişler.

Turgutlu ve Salihli’deki Türklerden tek bir canlı kalmadan, öldürmüşler.

Şimdiki fuar alanını Yunan askeri tamamen yakmışlar!

Atatürk’te o alanı ağaçlandırtıp, o derin öngörüsüyle fuar alanı yapılmasını sağlamış!

Bugünkü fuar kapasitesine yetecek düzeyi o günlerden görmüş.

O günlere ait, gün ışığına çıkmamış binlerce aile öyküleri var.

Ağıtlarıyla, acılarıyla yaşanmış, unutulmuşşş... gitmiş…

Lakin içlerinde öyle bir öykü var ki insanı hayrete düşürüyor…

Bir gün bir arkadaşımla İzmir pasaportta, kordonda kahve içiyoruz.

Tamda tarihi bir evin karşısındaymışız…

Bilmeyen geçer gider önünden… Nerden bilsin?

Arkadaşım canan yerli İzmirli ve başladı o evin hikâyesini anlatmaya…

‘’Bak şu evin duvarındaki şekilleri görüyor musun?’’ dedi.

İki katlı, Marsilya kiremitli, cumbalı, tahta panjurlu, beyaz badanalı, o zamanına göre lüx sayılacak bir yalı. Evin yüksekçe kapısının üstünde şekiller vardı nerdeyse bir asırlık…

Baktım! Önce tam anlayamadım.

Arkadaşımın da yardımıyla şekilleri çözdük.

Kapının  bir yanında melek figüründe bir kadın resmi.

Kapının diğer tarafında; sivri kulaklı,  iri gözlü,  kediye benzeyen şeytan figüründe bir resim bulunmakta.

İzmir’in işgali sırasında  Rumlar Türklere sürekli tacizlerde bulunurlarmış.

Türklerin öbek öbek kaçmalarına sebep oluyorlarmış!

Yine böyle bir kargaşa günü;

O evin sahibi Rum kadın Helena komşularına dostari şekilde evine çağırmış.

‘’Vre komşimo nere gidersiniz biz variken. Gelesiniz bu evda sizindir vre yavrimo’’ demiş.

Yılların komşuluğuna dostluğuna güvenen Türklerden bir grup Helena’nın davetini kabul etmişler.

Nerden bilsinler o kadar kalleş olacaklarını…

Güya onları gizleyecek koruyacakmış,

Kargaşa geçince de geri evlerine gideceklerini sanmışlar!

Meğer içerde yunan askerleri varmış. Güvenerek içeri giren Türk komşularını oracıkta katletmişler.

Evlerine mallarına el koymuşlar.

Melek görünümünde şeytan kadın komşularına hiç acımadan kıymış kendi lük yalısında.

Bu olay unutulmasın diye de bu yalıya bu iki şeklin küçük heykelciğini yapmışlar, Rumların ülkeden gidişinden sonra…

Yunandan dost olmuyor, domuzdan post olmadığı gibi;  Dese de eskilerimiz, büyüklerimiz, her milletin iyisi de var kötüsü de!

insan olabilmeyi başarmak,  kişinin milliyetiyle  ilgili değildir!

İzmir'in işgalinden sadece 4 gün sonra, 19 Mayıs 1919 günü Samsun'da vatan ve millet aşkıyla dolu bir milletin düşmana karşı kurtuluş mücadelesi başlar.

Bu mücadelenin başında hepimizin de bildiği gibi Mustafa Kemal Atatürk vardır.

Her türlü zorluğa rağmen Mustafa Kemal komutasındaki ordu, zafer üstüne zafer kazanır.

26 Ağustos 1922'de Büyük Taarruz başlar Türk askerinin ilerleyişi karşısında düşman orduları kaçmaya başlar.

Ve 1 Eylül 1922… Afyon koca tepede Mustafa Kemal o tarihi emrini verir:

ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ'DİR. İLERİ!

Kurtuluş sırası artık İzmir'deydi…

Afyon, Aydın, Manisa, Salihli, Turgutlu’dan sonra!

9 Eylül sabahı da ilk birlikler İzmir'e girdi.

Türk askerinin ayak seslerini duyan Rumlar  tabana kuvvet kaçar kaçar…Denize ulaşırlar.

Yüzme bilen bilmeyen denize atlar…

9 Eylül 1922 günü İzmir öğleden sonra saat 15;16 da düşmandan tamamen kurtarılır.

O gün kurtuluş savaşının da bittiği gündür!

Atatürk; Aynı gün öğleden sonra bir atın kuyruğuna bağlanmış yerde sürünen Yunan bayrağını görünce;

 "Bayrağı ters taşıyabilirler fakat; yerde süründürmesinler, bu bizim adetlerimize yakışmaz" diye haber gönderir ve bayrak atın kuyruğundan kaldırılır.

Karşıyaka'daki kalacağı eve geldiğinde evin mermer taraçasına çıktıktan sonra kapının önüne ipek bir Yunan bayrağı serilmiştir. Üzerine basılacak bir yol halısı gibi yayılmıştır. Kadın ve erkek orada bulunan İzmirliler:

"Buyurunuz geçiniz...

Bizim öcümüzü yerine getiriniz. Yabancı kral bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti.

Siz lütfedin, bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir" diye yalvarıyorlardı.

Mustafa Kemal yerde serili bayrağın önünde durur, ağlayarak yalvaran kadın ve erkeklere tatlılıkla bakarak;

"O geçmişte kötü etmiş. Bir milletin istiklalini temsil eden bayrak çiğnenmez. Ben onun hatasını tekrar edemem “der.

Bayrağı kaldırtır ve bembeyaz mermerlere basarak içeri girer.

Ve Ankara'ya, İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Rauf (Orbay) Bey'e şu telgrafı çekti:

“BU BAŞARI MİLLETİNDİR”

İzmir’i düşmandan kurtardıktan sonra Mustafa Kemal, İzmir sokaklarını dolaşır.

Düşmanın ateşe verdiği köyleri gezer. Armutlu ‘ya gider.

Burada mola verilir, Mustafa Kemal koyu bir güneş gözlüğü taktığı için tanınmaz.

Orada bulunan bir ihtiyar, koynundan bir resim çıkarır, bir kaç kere önce resme, sonra Mustafa Kemal'e bakar.

Mustafa Kemal gözlüğünü alnına doğru kaldırınca ihtiyar daha yakına yanaşır ve daha dikkatli bakar.

Birdenbire yüzünün rengi değişir, sevinçle “Bu sensin, bu!” diye bağırır.

Sonra orada bulunanlara dönerek, haykıra haykıra

“Ey ahali koşun, koşun! Bu odur, Kemalimiz geldi!” der.

 Aynı coşku bütün halkı sarar. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı herkes Mustafa Kemal'e sarılmak, onu öpmek için sıraya girer.

“EY AHALİ KOŞUN KOŞUN BU O, KEMALİMİZ GELDİ!”

Mustafa Kemal 9 Eylül 1922 günü karargâhı ile Bel Kahve’ye geçer ve

Bir incir ağacının altında Kadife Kale’de şanlı bayrağımızın dalgalandığı İzmir'i seyreder, büyük bir gururla… Onurla... Keyifle…

Bel kahveye her gittiğimde Atatürk’ü oradan körfeze doğru oturmuş, İzmir körfezini seyreder gibi hissederim.

İçtiğim çayı sanki Atam yakınlarımda gibi bir hisle içerim!

Eğer bir gün Bel kahveye yolunuz düşerse sizde bir çay için ve İzmir’i seyredin. Atamızın bastığı yere basar! nefesini duyarsınız! kim bilir?

Sevgimiz, inancımız, birlik beraberliğimiz bozulmasın… Bu millet özgürlüğünden asla vaz geçmez… Çünkü mayası öyle yoğrulmuştur Türk ulusunun…



TAGS: perihan şahin bal
MANŞETLER

HK Perihan Şahin Bal

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems