HABER KIBRIS

Fakat nasıl “BARIŞ!”

09/03/2017


ads

Eşref Çetinel


Anastasiadis Türk halkını azınlıktaki bir cemaat olarak nitelemektedir! Kuzey’in işgal altında olduğunu mutlaka kurtarılması ve toprakların eski Rum sahiplerine verilmesi gerektiğini savunmaktadır! Çözüm olması halinde ada tümden AB üyesi olacağından Türkiye ile hiçbir bağlantısının kalmamasını istemekte ve masaya her zaman bu düşünce ve istekleriyle oturmaktadır!

FAKAT: Ayni Anastasiadis Yunanistan’la birbirlerinden ayrılmalarının asla mümkün olamayacağı, bunun da tarihi gerçek olarak yaşatılıp yaşanması gerektiği düşüncesiyle de masaya oturmaktadır!

Ve sonuçta bu masa bu büyük hayallere cevap veremeyecek kadar küçük ve çok dar kalmaktadır! Nitekim:

Rum Temsilciler Meclisinden çıkan Enosis plebisiti kararı ardından Anastasiadis’in “tarihi değiştiremem” ifadesi bilinç altında saklanmış, zamanı gelince çağrışım yapması nedeniyle açığa çıkmış bir olgu değildir. Hep yaşatılan ve yaşatılması görevi Rum ortodoks kilisesine verilen bir idealdir! “Tarih” dedikleri budur ve artık bu tarih okullarında öğreti olarak küçük çocukların beyinlerine nakşedilecektir!

Türk halkı böylesi bir Rum liderliği, böylesi bir Rum kilisesi ve böylesi bir Rum halkı ve eğitimi ile karşı karşıyadır. Ve bunun mücadelesini bakın nasıl yapmaktadır:

BARIŞ! Kim istemez ki barışı. Hele insan kardeşliğine, sevgi ve saygıya dayalı olanını. Etrafımızı saran ülkelerde savaşlar sürer milyonlarca insan göç yollarında ölür ve oluk oluk kanlar akarken barışın ne kadar değerli olduğunu görüp anlamamak mümkün müdür. Drakula bile dayanamaz yüreği sızlar!

Fakat yukarıda çok kısaca hatırlattım. Rum için barış ya Yunanistan’la birleşmek ya ada egemenliğine sahip olmaktır. Türk halkını bu nedenle bir cemaat olarak görmektedir. Ve bir milyona bile varmayan nüfusu ile Almanya’nın, Fransa’nın İtalya’nın yanında eşit haklara eşit oylara sahip olduğuna aldırmadan “azınlığın çoğunlukla eşit olduğu nerede görüldü” demektedir! O büyük Avrupa federasyonunda bir cüce de olsa Almanya kadar hakka sahipliğini düşünmek istemeden.. Dolayısıyle “dikkat” diyoruz:

DİKKAT! Uzun süredir dillere pelesenktir: “İki toplumlu barış etkinliği.. Yahut barış gazeteciliği..” Küçücük çocuklardan kelli felli insanlara kadar Güney’den Kuzey’e Kuzey’den Güney’e karşılıklı gidiş gelişler olmakta, iki toplumu sağlanacak empati ile kaynaştırmak hedeflenmektedir. Bu adada yan yana yaşamak zorundaysak ne mahzuru olabilir bu ilişkilerin. En azından hepimizin de “insan olduğunu görüp anlarız.”

Fakat onlar okullarında “Enosisi” okurken değil! “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” söylemleri devam ederken değil! Türk halkını Kuzey’in esiri yapmak için uğraşırlarken değil! Türkiye’nin üzerimizdeki korumacılığını söküp atmak için çaba gösterirlerken değil… Bu nedenle “aman dikkat” diyoruz.

İŞTE KKTC’NİN UTANÇ VERİCİ MANZARASI!

“Yollar bakımlı ama çevresi fazla bakımlı değil. Çöpler yerlerde plastik torbalar çalılara takılmış yılbaşı süsü gibi. Sırf betonarmesi tamamlanmış, büyük ihtimal yeterince satılmadan müteahhidin parası bitmiş ve hiç oturulmayan ve belki de hiç oturulamayacak hayalet siteler.. Deniz şeridine asker nizamı dikilmiş villalar.. İşte bu resmigeçit ile başladık gezimize…”

Hayır ben değil, dünyanın dört bir yanını dolanıp Tv.lerde programlar yapan, hem gurme hem sanatçı, üç dört dil bilen, aslında bir müzisyen olan Ayhan Sicimoğlu Hürriyet gazetesinin “Seyahat” ekinde yazdı ilk izlenimindeki güzelim(!) Kuzeyimizin manzara’i umumiyesini!

Devam ediyor Sicimoğlu: “Yavru vatan bir üvey evlat mıdır diye düşünüyorum! Bir düzensizlik, bakımsızlık hemen göze çarpıyor. Mağusa’da kat sınırlaması yokmuş. Tozlu asvalt yollar, kırık taşlı kaldırımlar, arka arkaya düzensiz dikimli rengârenk şekilsiz binalar, kırık dökük harfleri düşmüş tabelalar, kaldırımlarda park etmiş tozlu otolar arasında kirli vitrinli dükkânlar, ucuz oteller ile düzensiz ve bakımsız bir yer olmuş güzelim şehir…”

UTANMAZ MISINIZ? Ki Hürriyet gazetesi bu yıl “Kuzey Kıbrıs’ı keşfet” kampanyası başlatmış, öncesi pek çok tanıtım yazılarıyla resimler KKTC’i cennet parçası olarak lanse ettiydi! Buruk bir acıyla düşündüydük her gün pislikten yakınır, Girne’yi kaybettik diye karalar bağlar, çarpık yapılaşmalardan, alt yapının dökülmesinden, kıyıların yağmalanmasından şikâyet ederken, bu “cennet” lafını!

Ve dünyayı gezip tanımış, güzellikler karşısında “hastasıyım” diyerek hislerini fora etmiş Sicimoğlu’nun zaten bizim bildiğimiz fakat artık kanıksadığımız için yüz karamız olmuş kentlerimizin, yörelerimizin çoktan yaşanılmaz yerler olmasına aldırmadan, utanç bile duymadığımızı acıyla hatırladık!

Bir de demezler mi “neden turistler alış veriş yapmazlar, lokantalarımızda yemek yemezler!” Bu pislik ve derberlik içinde mi?

Ki bakın Girne için de ne diyor Ayhan Sicimoğlu: “Girne pek geri kalmıyor Mağusa’dan. Şöminelik dediğim ve halâ nasıl su üstünde yüzdüğünü anlayamadığım ve sanırım bu limanı hiç terk etmeyecek olan ahşap guletler, ucuz ve boş masalı pasaklı lokantalar ve bu lokantalarda çalışan Afikalı Nepalli garsonlar!” Ve ekliyor: Tüm bunlar tamir edilebilir. Edilemeyecek olan Türkiye’yi de saran çarpık beton yapılaşma hastalığı ve tabi buna izin veren kanunlar ve yetersiz müeyyideleri…” Uzar gider…

BUNLARI okurken çok utandım, çok üzüldüm. İşte uğruna mücadele ettiğimiz KKTC dedim! Yoksa hakkımız değil mi bu topraklar?

KISACA TAKILDIĞIM: (SEYRÜSEFER RUHSATI KOMEDİSİ!)

3 yıl üst üste seyrüsefer ruhsatı çıkaranlara paraları iade edilecekmiş. Ne düzen ne denetim ama! Demek ki bu memlekette üst üste 3 yıl bile seyrüsefer ruhsatı çıkaran yokmuş ki çıkaranlar ödüllendiriliyor! Hatırlatalım ama: Ben 1974’den beridir her yıl seyrüsefer ruhsatımı çıkaran bir yurttaşım. “Hadi bakalım pamuk eller cebe, iadeleri dört gözle bekliyorum!”

 



TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems