HABER KIBRIS

Gelip geçen “ÇÖZÜMSÜZ MÜZAKERELER” gelecek müzakerelere ders olmalıdır

12/01/2017

ads

ads

Eşref Çetinel


Üç dört gündür “Köşemi” Cenevre’deki müzakerelere zıt içerikli yazıyorum. Sürekli “eskiyi” dürtüyorum. Yaşadıklarım oldukları halde artık pek çok olayın sisler arasında kaldığı o meşum günleri yeniden hatırlatmaya çalışıyorum. Ve şuna inanıyorum. Çözüm olsa da kolay olmayacak! Eğer Rum tarafı mülk ve nüfus çoğunluğuna sığınarak ada egemenliği hakkından vazgeçmezse belki Sırplar’la Boşnaklar’ı birleştirdikleri gibi bir yamala federasyon olacak! Fakat “ben Helenim” diyen toplumun “ben Türküm” diyen topluma hükmetme mücadelesi hiç bitmeyecek!

Bu tip milliyetçi duyguları küçümsemiyorum. Çünkü yaşatılmazlarsa zaten özgür ve egemen “millet” olmaz. Çünkü özgürlük ve egemenliği kamçılayan o ırksal duygudur.

Nitekim Avrupa Birliği dünyanın en büyük federasyonudur ama hâlâ Almanya ile Fransa, İtalya ile İspanya, Yunanistan ile Hollanda… Kendi bayrakları, kendi dinleri, kendi dilleri, kendi gelenekleri kendi kültürleri hem de ayrı ve gayrı kaimdirler… Üstelik AB müktesebatına uymak zorunluğunda bile Brüksel tarafından değil, kendi ulusal yönetimleri tarafından yönetilmektedirler.. Buna “aidiyet duygusu” denir. Ve ne federasyonlarla değişir ne “birleşik” modellerle!

ŞÜPHEMİZ YOKTUR: Kıbrıs’ta da olası bir çözümde, kimseler “birleşik” kelimesine bağlı bir federalizm olacağını sanmamalı! O büyük bir hayaldir ve yedi düvelin ülkesinde türlü ırktan insanlar olmasına karşın, sadece tek egemen devletleri vardır.

Kıbrıs Alis’in Harikalar ülkesi değildir! Dolayısıyle bu gerçeğin dışında da değildir. Sonuçta iki ayrı toplum, iki ayrı bölgede kendi kurucu devletleri ile önce kendi egemenleri olacaklar sonra birbirlerinin egemenliklerini tanıyarak bir federal devlet oluşturacaklar. Mümkündür…

Fakat biz, daha müzakerelerin başında atı arabanın önüne değil, arkasına koştuk, gemleri de Rum tarafının eline tut ettik! Lefkoşa’dan Cenevre’ye de öyle gittik!

O BÜYÜK GERÇEK: Eğer olayın perdesini biraz daha aralarsak gördüğümüz şu olacaktır: “Müzakerelere başlanırken iki ayrı bölgeliliği, iki ayrı toplumluluğu, iki ayrı yönetimi değil! Rum ve AB taktiği ile Eide’nin de yardımları sayesinde sadece “Kuzey’in statüsünü yeniden saptamak üzerine gelişen bir müzakere sürecini kabul ettik! Dolayısıyle masaya “iki toplumu değil, Türk toplumu yatırıldı!

Yatıran ise bugün de Cenevre’de Kıbrıs Cumhuriyetinin temsilcisi olduğunu iddia eden Anatasiadis oldu!

Türk tarafına ise alnı şakkına yapıştırılan şu “karalama” kaldı: “42 yıldır Türkiye ile birlikte Rum’un Kuzey’deki malını mülkünü işgali altında tutarken yağmalayan illegal Türk idaresi!..”

Cenevre’de uzlaşı sağlanamayac ak! Fakat çözüm arayışları devam edecek. Unutulmamalı: Bir daha masaya otururken iki ayrı devlet esası şartında oturulmalıdır…

DÖVİZ VURGUNU: (HANGİ TEDBİRLER DÜŞÜNÜLMEKTEDİR?)

Çözüm olmaz ama eğer olursa mevcut sorunlarımız yanı sıra yığınla sorunu daha kamburumuza yığacağı bir gerçektir.

Tabi felaket telalığı yapmak istemiyoruz. Fakat çözüm olmasa “vah,” çözüm olsa “vah vah” diyeceğimiz bir yeni yılın başındayız! Zaten ben bu 2017’i, rakamlarından dolayı beğenmediydim! İnsanda o sevimsiz 7 rakamından dolayı bir ürküntü yaratıyor!

Ancak insan kendi kaderini kendisi belirleme iradesine sahip akılda, Allah’ın sevgili kuludur. Ki akıl daha müzakereler başlarken bize diyordu ki “çözüme hazır mısınız?” Tabi cevap “hayır”dı! Nitekim çözümsüzlüğe de hazır olmadığımız ortada! Ancak hâlâ amanı da var, zamanı da var… Tek sorun “sorunları seyredip ah vah çekmek yerine üstüne gitmeyi becermek!” Bu bir!

İkincisi UBP-DP hükümeti sorunları halkla paylaşarak çözebilecek becerinin hâlâ çok uzağında! Ve bu hükümet de özellikle Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş patentli tutumla “ben yaparım olur” sevdalısı! Hani biraz da Erdoğanvari özentide “otokrat” olabilme düşüncelerinin dışa saçılmış örneklerinde! Toplamak gerekirse:

DÖVİZ VURGUNU: Bir süre önce dövizin pahalanmasından yakınan bir yurttaştan söz ettimdi. Bu ay yine aradı beni. Bankaya yatırdığı aylık maaşı yetmemiş, ayni bankadan avans çekerek kalanını da borç üzerine borç ulayarak ödemiş! TC’deki finans uzmanları daha uzun süre dövizin yani dolar, euro, sterlinin Türk lirasını vurmaya devam edeceğini söylüyorlar. Ne var ki oralarda TL’ye yönelinmesi için devlet desteği bile söz konusu olabiliyor. Bizde ise müthiş bir sessizlik! Buna karşın yaşanan gerçek ört bas edilemez ama:

Mesela çok iyi biliyoruz. Döviz yükselirken sızlananlar kadar ellerini ovuşturup “aman devam etsin” diyenler de var. Bunun da anlamı şudur: “Birileri kaybederken ayni sorun nedeniyle birileri de kazanıyor! Kimler?

Bankalar, döviz büroları mı? Casinolar mı kazanıyorlar?

Veya kimler en çok kaybediyor: “Borçlu yurttaşlar mı? Üreticiler mi? Bankalarla çalışan orta ölçekli esnaf zanaatkâr, sanayiciler mi?

VE SORU: Devlet döviz vurgunu nedeniyle yurttaşlarını sadece “olumsuz” etkilemeyen, “olumlu” şekilde de etkileyen dolayısıyle “haksız kayıplarla haksız kazançların” söz konusu olduğu finans ortamlarının yaratılması karşısında bugüne kadar hangi tedbiri almayı düşündü? Yoksa “çaresizlikle” şöyle mi diyor: “Ölen ölür kalan sağlar bizimdir!”

 

KISACA TAKILDIĞIM: (EĞİTİMİN DE İŞE YARAMADIĞI KKTC!)

Yirmi beş yıl önce falan “eğitim, eğitim…” diye diye okullara trafik dersleri de konduydu. O günün çocukları ve gençleri eğitileceklerinden “trafik kazaları azalacaktı!” Trafiğin halleri ortada!

Bundan beş on yıl önce uyuşturucu ilkokullara kadar girerken “eğitim eğitim…” dendiydi yine! Denetimleriyle birlikte de başladıydı galiba her halde devam ediyor!

Dün gazete sayfalarına baktım. Açık ara farkla haberlerin şampiyonluğu yine “uyuşturucu üzerine gelişen türlü çeşitli olayların haberleriydi…” Demek ki artık KKTC’de kanunların bile işe yaramaz hale geldiği trafik ve uyuşturucu belalarına “eğitim” de yar olmuyor! Kısaca çalınan mayaya karşın göl yoğurt olmuyor! Çünkü burası KKTC! 



TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems