HABER KIBRIS

Hatırladıklarım ve vaziyetlerimiz!

29/08/2017


ads

Eşref Çetinel


Olasılıkları hiç gözden kaçırmamak gerekir. İnsan kaderinin sahibidir ama o kader dediğinizin yarısı da rastlantılarla zuhuratlardır! Çoğu zaman “keşke” ile başlayan anlatımların sonunda ya “kaybedilenlerle” “kaçırılan fırsatların” hayıflanmaları vardır yahut “kazanımlara sahiplik” vardır!

BU GÖZLÜKLE BAKMAK: Siyasi soruna bir de bu gözlükle bakın! Ve tutun ki Makarios aceleci davranmayıp Kıbrıs Cumhuriyetini 1963’de yıkmak yerine “devamı” politikasını yeğlesindi!

Ada Türk-Rum halkları dolayısıyla “yaşam” ve “varlıkları” yönünden daha mı iyi olacaktı kötü mü?

Ki  beş on yıl beklemesini bilse, sosyoekonomik üstünlüğünü üzerimize sermişken  geçen yıllar içinde bizi işçisi, memuru, acentesi,  yaşam koşullarıyla kendine bağımlı bir toplum durumuna getirecekti! Böylesi bir tecellide adada ne kadar dayanabilirdik dersiniz? Ya Rum’un altında bir cemaat olarak yaşamayı kabul edecektik veya zaten 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte başlayan “göçü” bir kez daha  İngiltere ve Avustralya yollarına düşerek kurtuluşumuz yapacaktık!

KAÇ KEZ! Bilir misiniz bu adada kaç kez Rum’un ekonomik tekelinden kurtulmak için “Türkten Türke kampanyaları” başlatıldı! Çünkü ticaret erbabımız  Rum ithalatçılarıyla üreticilerinin komisyoncusu durumuna düşmüş, aldıkları türlü çeşitli malları  Türk müşterilerine satıyorlardı!

O günleri büyük bir aşağılık duygusu ve eziklikle yaşıyorduk! Biliyorduk ki “ticaretin Allahı da yoktur ahlâkı da!” Rumun kendine özgü ticaret beceri ve politikası karşısında afallıyorduk! Çaresiz kalıyorduk!

MESELA:  Ben 1963’lerden sonra yazmaya başlarken  şimdi rahmetlik olmuş anlı şanlı bir kitapçımız  Rum tarafından resmen kokakola getirip satıyordu da Bozkurt gazetesindeki “köşemde” bunu ayazlatırken, beni dükkânına çağırıp kokakola ikram ettikten sonra “sen  kimsin da benim için yazan” diye bir de takaza yapmıştı!

Ki Mustafa Turgut (Avşaroğlu) o yıllarda yine ayni kişinin Rum piyango biletlerini Türklere satmasını, rahmetlik Denktaş’ın bir toplantıda “Rum’a verilen tek kuruş bize kurşun olarak dönecektir” deyişine nazire, “ya küfe küfe o tarafa giden piyango paraları nasıl dönecektir” diye sorguladıydı!

YAZA ANLATA: Nereden nereye geldik! Fakat yazdıklarımız ne safsatadır ne mugalata! Bugün de farklı bir durum yoktur! Çünkü dünya kadar paramız ya TC’ye akmaktadır ya Rum tarafına! “Sermaye birikimi” yerine de toplum “borç birikimi “yapmaktadır!                                


                                  

   İYİ BAYRAMLAR DİYEMİYORUZ!

Bayrama iyi girmiyoruz! Küçük toplum oluşumuzun handikabını yaşıyoruz! Dolayısıyla hayatlarımızı “saadet zincirleriyle” değil;  karamsarlığın  olumsuz etkileşimlerine bağlıyoruz! “Ne olacak memleketin hali” dedikten sonra sümük çekerek yakındığımız türlü çeşitli sorunlar sarmalında ah vah ediyoruz…

İnanıyoruz ki layık olmadığımız bir hayatı yaşıyoruz! Bu nedenle kader birliği yapamıyoruz! Paylaşamıyoruz! Tasada ve kıvançta buluşamıyoruz! Siyasi sorunu ulusal davamız yapamıyoruz!.. Bütünleşemiyor sürekli ayrışıyoruz!

 Ve bayrama toplumsallığın bütünsel  sevinçleriyle değil, bireysel sorunların karamsarlığı ile giriyoruz!

Borç paçalarımızdan akıyor! Ambargolar altında ancak olabildiğimiz kadar olabiliyoruz! Siyasi sorunun çözümsüzlüğü boynumuza ilmik olmuş sıkıyor! Hükümet istop etmiş! Bir başarının yanına onlarca sorun koyuyor!

TC ile olagelen Mali ve İktisadi İşbirliği Anlaşması askıda sallanıyor. Savunma dışında Türkiye’den parasal katkı alamıyor sürekli iç borçlanmalara gidiyoruz! Çünkü hükümet Yatırımlar konusunda performans gösteremiyor!

Sağlık 2. İş yasağı, döner sermaye yasaları ile allem kalem oluyor!

Eğitim bir tatil süresince tüm uyarılara karşın yine sorunlu başlayacak, belli!

Sebze meyvelerin analizleri yapılamıyor, insanlar zehirleniyor.

DPÖ göre ülkede işsizlik oranı yüzde 8’den yüzde 6.5’e düşmüş ama gençler arasındaki işsizlik korkunç: Yüzde 17’lerde seyrediyor!

Bir zamanların “sarı altını” narenciye 70 bin dönümden 32 bine düşmüş bu sektör de tükendi!

Geriye ne kalıyor? Gazetelerin orta sayfaları! Ben o “dışımdaki dünyaya” hayranlıkla bakarım!  Gülen, yiyen içen, dans eden, şarkılar söyleyen genç yaşlı yüzlerce insan…

Yoksa diyorum memleketimin gerçek aynası gazetelerin orta sayfalarında ışıldayan, o rengârenk dünya mıdır? O zaman neden bize açmıyorlar kapılarını yahut neden biz açamıyoruz o kapıları! Vesselam Kurban bayramına,  bu yıl,  her bayramdan bir başka türlü giriyoruz! Çözümsüz, mağdur ve mazlum!


KISACA TAKILDIĞIM: (İNSAFSIZ ÜVEYİK AVI!)                                                                    

       İnsaf ve günah! Kırk derece sıcakta “üveyik avı” mı olur! Avlayacağım diye ormanlar ateşe mi verilir? Üveyik yerine insanlar mı vurulur? O zavallı kuşlar bir damla suyu bulup içemez, telef olup giderlerken bir de yüzlercesi avcının tüfeklerinden çıkan saçmalarla can veriyorlar! Ve buna “spor” diyorlar! Ya maazallah spor olmasaydı ne olacaktı? Tek kuş kalmayacaktı KKTC’de!

***

MAĞUSA’DA GAZETE SORUNU! Her sabah yedide bayiimden gazetelerimi alır surlar içindeki “İbo’nun kahve”ye giderim. Son haftalarda artık sadece Kıbrıs gazetesini alabiliyorum çünkü Türkiye gazeteleri de aralarında olmak üzere öteki tüm gazeteler ya yarım saat veya bir iki  saat fakat mutlaka geç geliyor! Tabi ne oluyor, okuyucu raftaki o tek gazeteyi alıp işine gücüne doğruluyor, geç gelen onca gazete de raflarda hava alıyor…

Buna ne derler bilmem ama her halde haksız rekabet ancak bu kadar olur!



TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems