HABER KIBRIS

Hayat Böyle Bir Şeydir İşte

11/11/2017


ads

Halil Paşa


DOSDOĞRU GİRECEKSİNİZ

Geçtiğimiz gün vekalet ettiği bakanlık dahil uhdesinde epeyce bakanlık bulunduran sayın bakanla, “ne olacak bu Girne’nin hali?” babında sivil toplum kuruluşu temsilcilerin bulunduğu bir toplantıya katıldım.

Aramızda aşağı yukarı şöyle bir konuşma geçti…

---Sayın bakan 1974 yılına kadar, “Altıncı Mil” (o zamanki adıyla Başaammo), yanındaki “Altı buçuk mil” (şimdiki Acapulco) parasız girerdi tüm Kıbrıslıtürkler. Şimdilerde, “halkın denize ücretsiz ulaşım hakkı” bulunduğu yazılı Anayasasına rağmen aynı plajlar paralı.

--- Hayır yanlış. Hizmet almayacaksanız bahse konu otellerin plajına giriş için herhangi bir ücret ödemezsiniz.

---Peki ulaşımın otel-casino sahipleri tarafından kapatıldığı bu denizlere nasıl ulaşacağım?

---Anayasal hakkınız!

---Ama ya beş yıldızlının bekçisinden özel korumalarını nasıl aşacağım?

---Dosdoğru gireceksiniz!

Ben bir bakan ya da vekil değilim ki dokunulmazlığım olsun!. Polis çağırsam işini bırakıp da gelmez! İşin ilginç tarafı da diyelim ki Güney’den gelen Yannis, ya da Kuzeyde yaşayan bir yabancı uyruklu para vererek girebiliyor, ama Halil ya da bir Kıbrıslı Türk vatandaş parası yoksa plaja ulaşamıyor. Demek istemem o ki Girne’nin en iyi plajları, artık “beş yıldızlı kumarhaneli oteller” tarafından insanların ücretsiz kullanımına kapatılmış.

Eşitlik ve adalet bu ada yarısında ücretsiz değil! Parayla ölçüleli o kadar zaman oldu ki…    

Paranız yoksa o “ülkenin zencisi” oluverirseniz hemen.

EMPERYALİST ÜLKELER

Örneğin Emperyalist diye her gün eleştirdiğimiz batılı ülkelerde daha yüzyıl öncesine kadar, koyu tenli, karabaşlı siyah gözlü ırkı; çok çekti oranın açık tenli ve renkli gözlü sarabaş sahiplerinden. Ama daha sonra aynı ülkelerde, insanların renklerine ve ırklarına göre ayırıma uğramaları, “bir insanlık ayıbı” olarak kınandı. Amerika’da siyahların girdiği yerlerden kovulmalarını önlemek için de yalnızca yasalar çıkarılmadı. Örneğin koyu ırktan birisinin; “ben şu restoranın ya da otelin kapısından içeriye alınmadım” şeklinde polise şikayeti, bir suç ve dava konusu olarak beyaz işletmecinin aleyhine çalıştırıldı. Böylece mağdur olan siyah tenli vatandaşın değil, beyaz işletmecinin suçu işlemediğinin ispatı gerekli kılındı. Zor mu otel tarafından işgal edilen ve halkın ücretsiz girişinin yasaklandığı plajlarımızın, “hükümet-polis-yargı” üçlüsü tarafından halkın girişine açılması?

Zor değil! Yalnızca bunlar için beceri, istek, cesaret ve elbette irade gerekiyor.

Kendilerini gazete sayfalarındaki makaleleriyle sanal ortamlarda cengaverliklere hasretmiş anlı şanlı “solcularımızın”, adadaki İngiliz sömürge dönemini, emperyalizmi eleştirmesi güzel de, o zaman dilimindeki bazı yasaların ve bazı yaşamsal uygulamaların bile gerisine düşülmesine seyirci kalmaları ne kadar hazin!.

20 TEMMUZDA RUMUN ADALETSİZLİĞİNDEN KURTULDUĞUYLA AVUNAN “MİLLİYETÇİLERİMİZE”

Hade gidin bakalım Cratos, Acapulco, Elexus, Kaya Artemis ya da başka bir beş yıldızlı-kumarhaneli otelin işgal ettiği plajlara!. Gidin ve “Anayasal hakkımdır” diye ücretsiz girmeye çalışın bakalım neler gelecek başınıza!.. Neler mi gelecek?

Kapıdaki nöbetçi ya da koruma; “paran yoksa plaj da yok” diyecek. Bu durumda ne yapacaksın?

“Zor kullandılar ve denize ulaşım hakkımı engellendiler” diye polise şikayet mi edeceksin? Bilmiyor musun o polisler de giremiyor ki o kurtarılan şehrin “Türkleştirilmiş” denizine.

Neden?

Çünkü sen yasaların kağıt üzerinde kaldığı, hayatta paraya göre karşılık ve uygulama bulduğu bu adayarısında yalnızca “adi” bir vatandaşsın. “Adi”, hani İngilizcedeki ekonomik karşılığı “inferior”, toplumda “işe yarar” bir statüsü, ünvanı olmayanlardansın yani...

Varsıl olmayan, işçi-geçici işçi-işsiz-emekçi-memur-öğretmen-esnafsın yani…

Askerde ve poliste er, onbaşı, çavuş olmak gibi bir şey işte…

KKTC’de yaşamda eşitliğin ve adilliğinin, uzun lafın kısası hayatın böyle bir şey olduğunu bakanından başbakanına, Cumhurbaşkanından adalet dağıtan yargıcına bilmeyen mi var sanki?

Üstelik 1974 yazında da kurtarıldık ya!

Öncesinde “Rum korkusu” altında olsa da, parası olanımız da olmayanımız da, hepimiz girerdik Acapulconun, Başaammonun, Beşinci milin, Yılanadasının, E-Lexusun ve şimdilerde pek çok beş yıldızlı casinonun işgal ettiği, denizin de berrak olduğu o denizlere…

1974’den beridir kurtarılmış bulunan ve evvelinde altın sarısı kumlar ve pırıl-pırıl denize sahip ol şehrin kıyıları bugünlerde, kentin yeni sahipleri sayesinde betona ve kanalizasyon kokusuna yenik düşmüş. O güzelim plajlar şimdi anlı şanlı Türk “yatırımcılarının” ve maaşlı bekçilerinin ve özel korumalarının güvencesi altında. Yalnızca parası olanlarımız girebiliyor…

Hayatta kurtarılmak bazen de böyle bir şeydir işte…

MARJİNALLER HARİÇ

Demek istediğim şu ki; eskiden Elen Milliyetçilerinin korkusu altında denizine “bedava” girdiğimiz o plajlara, şimdi kentin yeni sahiplerinin, beş yıldızlı otel ve kumarhanelerin de sahibi Türk yatırımcılarının güvencesi altında “paralı” girmeyi, hükümeti, muhalefeti, vekili, bakanı, seçmeni, özetle cemaatin “ezici Türk çoğunluğu” olarak “özgürlük” olarak algılıyoruz.

Marjinallerimiz hariç tabii ki…     

OKUL YOKSA OY DA YOK!

7 Kasım Salı günü Girne Hirondelle Çemberi, son iki yılda, önce Templos/Zeytinlik İnisyatifi ile başlayan, sonrasında Girne İnisiyatifi ile ses getiren pankartlı-düdüklü-trampetli eylemlerin arkasından, bu kez de KTÖS-Girne İnisiyatifinin destek verdiği, Girne İlkokullarındaki veliler ve çocuklarının gösterisine sahne oldu.

Şimdilik hükümetin ve bakanlığın onlara verdiği “söz” dışında kayda değer bir gelişme yok!

Ama onca beş yıldızlı casino, bet ofisi, gece kulübü ve Çin Seddi gibi deniz manzarasını kapayan zevksiz apartman yığınına, peşkeş çekilen arazilerle betona boğulmuş Girne’de, bir tek çocuklara okul yapacak arazi ve para yoksa eğer…

Çocukların sayıca bu kadar çok baskın olduğu bir eylemde yer almak herkese kısmet olmaz!.

Hele de seçim davulunun çalmaya başladığı bir anda çocukların:

“Okul Yoksa Oy Da Yok” diye anne ve babalarıyla omuz omuza mücadele ettikleri bir ortamda…

KONTROLSÜZ NÜFUS AKIŞINA SON VER

Seçim davulu çalmaya başladığında, önce, seçimlerde oy vermeyeceğini, yüksek sesle “bağır çağır” ifade eden kızgın Kıbrıslıtürkler sahneye çıkar. Şimdiye kadar yaşadığımız seçimlerden edindiğim deneyimim, pek çoğunun sonunda fark edilmeyi başarıp, bir şeyler karşılığında ve “sağ ya da sol fark etmez ama kazanacak olan parti ve vekil daha çok fark eder” anlayışıyla bir partiye yamandıkları ve seçim dönemi boyunca da ol partinin bayrağını salladıklarıdır.

Öte yandan 1974 yılından bu yana artık ikinci ve üçüncü kuşaklarıyla adanın Kuzeyine kök salan Türkiye’den göç etmiş ve kendilerini Kıbrıslı olarak ifade etmekten mutlu olan bir miktar Türkiyeli nüfus da yok değildir.

7 Kasım günü, adanın Kuzeyindeki eğitimi, pek çok Kıbrıslıtürkten daha çok dert edinmiş böyle bir kadın gördüm ben!

Çocuğu ile katılmıştı gösteriye.

Elindeki pankartla şöyle sesleniyordu siyasilerimize:

“Kontrolsüz Nüfus Akışına Son Ver”

Yaşam kavgası böyle bir şeydir işte!..

 



TAGS: Hayat Böyle Bir Şeydir İşte, halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems