HABER KIBRIS

Hayat, kaybetmeyi öğrenme sanatıdır

13/06/2016


ads

Perihan Şahin Bal


Anne karnından çıkarken den kaybetme maceramız başlar. Hiç bir bedel ödemeden edindiğimiz gayet güvenli, sağlıklı o yumuşak korunaklı yeri, ana rahmini kaybederiz önce.

Hoyrat dünya bizi beklemektedir. Sanki bizden intikam almak istercesine… Niye çıktın oradan? Dercesine… Gözlerimize batan ışıklarıyla, kulaklarımızı patlatan gürültüsüyle, soğuğuyla, sıcağıyla, açlığıyla, kiri- pasıyla, bin bir çeşit hastalıklarıyla, saldırır üstümüze daha doğarken den acımasız dünya.

Ama biz insanoğlu kolay kolay pes etmeyiz. Hemen kaybettiğinin yerine başkasını koyarız. O yumuşacık cennetimiz ana rahmini kaybetsek te yerine bir ömür boyu koşulsuz seven o kutsal yerin sahibi annemiz bizimledir. Üstelik yanında baba hediyeli. Sürekli emrimizde.

Ancak büyüdükçe annemizde babamızda bizden uzaklaşmaya başlar. Kardeşlerimizle telafi etmeye çalışırız bu uzaklaşmayı. Kardeş yoksa annesizliği baba ile, babasızlığı anne ile. Büyüdükçe bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Aslında bu bir uyarıdır. Dünya bizden ibaret değildir. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler görür, hayaller kurarız, kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı, bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz.

Çocukluktan gençliğe adım attığımız yaşlarda, anne baba sevgisinin yerini, arkadaşlara duyulan bağlılıklar alır. Arkadaşlarla hiç ayrılmayacağımızı sanırız. Keşke sonsuza kadar böyle ayni mahallede, ayni okulda, ayni ortamda kalsak diye hayaller kurarız. Hatta mezun olurken ‘’her yıl beli bir zaman da belli bir yerde bulaşalım’ ’diye sözler veririz birbirimize. Ancak o sözü yıllar eritir gider. Acımasız yıllar birer birer alır arkadaşlarımızı elimizden. Ancak dünyada ne kadar kötülük varsa bizde de ondan çok umutlar vardır.

Ergenlikle beraber aşk denilen o efsunlu, o alçak, o soylu, o korkak , o kahraman, ve o utangaç duygu kıpkırmızı suratla çalar kapımızı. Yaşamımızın merkezine konuverir birden. Kendimizi onun gözlerinde izleyip, ruh ikizimizi bulduğumuzu sanıp, dünyanın en güzel, en olmayacak, en aptal düşünü kurarız. Artık ölümsüz mutluluğu yakaladığımızı sanırız. Şansı iyi gidenler mutluluğu yakalar ama kısa süreliğine. Çok geçmeden koca bir kamyonun küçük bir çocuğun bisikletini ezer gibi geçecektir acımasız dünya. Düşlerimizi parçalayıp verir elimize. Hayat o kahrolası oyunlardan birini daha oynamış, ilk sevgili elimizden kayıp bilinmezliğe akıp gitmiştir. Bu serüvenden bize düşen, dokunulduğunda sızlayan bir yara gibi onun anısını sonsuza kadar yüreğimizin en derin yerinde saklamaktır.

İlk sevgiliyi yitirişte bir tür uyarıdır aslında. Gençliğin geçici olduğunu sezdirmektir. Ama bunun da farkına varmayız yeniden aşık olur, evlenir, çocuklarımız olur. Yaşam bir şeyleri alırken bir şeyleri de veriyor diye kandırırız kendimizi. Oysa o gözü pek yol arkadaşı, o deli dolu gençlik, bedenimizdeki gücü, tazeliği ruhlarımızdaki sert fırtınaları toparlayıp, çoktan terk etmiştir bizi.

Derken annemiz babamız en büyük ihaneti yapmıştır bize. Hangi yaşta olursak olalım yeterince büyümediğimiz bir yaşta bırakır giderler bizi. Ağlasak da, yıkılsak da, öfkelensek de, kahretsek de nafiledir. Ömür rendesi habire bir şeyleri rendelemektedir yaşantımızdan. Çocuklarımızın varlığı sevgisi, başarıları ana baba yarasının acısını azaltır.

Ama hala yaşamımızı törpüleyen törpü iş başındadır. Çocuklarımızdaki ya da ailedeki birindeki bir hastalık, kısıtlılık, engellilikten dolayı hayatın bizden çaldıklarını görsek de, diğer sağlıklı çocuklarımızı ya da bizden daha kötü olanları düşünür ve bu düşünceyi koyarız hemen üzüntümüzün yerine.

Onlarca sevdiğimiz komşular gelmiş geçmiştir bitişiğimizdeki evlerden. Biri giderken diğeri taşınmıştır. Asla kimse kimsenin yerini tutamaz ama bilinçaltı hemen gidenin yerine koyarız geleni.

Çok tuhaftır kaybedeceğimizi bilsek de, öleceğimizi bilsek de yaşamımızı dünden daha büyük şevkle sürdürürüz. Hiçbir yerde yazmayan o büyük yasa böyle demiştir. Her gün biraz daha azala azala mum gibi tükenir gideriz. Çoğumuz farkında bile değilizdir bu maceranın. Öylesine yaşar gideriz… Bazılarımız ise bu acı gerçeği fark eder. Fark edenlerden bir kısmı kaybetmeye dayanamaz. Oyunda mızıkçılık yapan çocuklar gibi, hem kendisinin hem çevresindekilerin hayatını cehenneme çevirir. Mutsuzluk girdabında yok olur giderler.

Diğerleri bir gün yok olacaklarını bildikleri halde ne umutlarından ne heyecanlarından nede sevinçlerinden vaz geçerler. Kaybettikleriyle, acılarıyla yaşamayı öğrenirler. Ruh zenginliğine ulaşmak demek; Yaşamı acısıyla, mutluluğuyla, ihanetiyle, sadakatiyle, çirkinliği ve güzelliği ile ölümü ve doğumuyla, kucaklayabilmektir. Aslında bu, yaşama katlanabilme yeteneğini kazanmaktır.

İnsan önce neyi kaybettiğini anlayamıyor. Gün geçtikçe kaybettiğinin farkına varır ve çok ararız kaybettiklerimizi. Asla kaybettiğinin yerini tutmasa da, kaybettiğinin yerine başka bir güzelliği, başka bir kişiyi, başka bir olguyu, koyarsak mutlu olabiliyoruz ve böylece hayatta, kaybetme sanatını öğrenmiş oluyoruz.



 



TAGS: Perihan Bal,
MANŞETLER

HK Perihan Şahin Bal

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems