HABER KIBRIS

Kalavaç: Kıbrıslı Türklerin yeni markası…

21/11/2012

Bülent Dizdarlı


Bir süredir medyanın gözdesi Kalavaç köyü. “Hep kötü şeyler yazıyorsunuz, biraz da iyi şeyler yazın, moralimiz düzelsin” diyenlere, can simidi olurcasına gündeme oturdu bu küçük yerleşim yerimiz. Muhtar Ömer Meraklı ve arkadaşları radyo televizyonlarda en ilgiyle izlenen kişiler oldu başarı öyküleri ile. Ben de kayıtsız almayım dedim bu hafta. Gittim Kalavaç’ta çok ilginç üç saat geçirdim. İzledim notlar aldım. Kalavaç’a bir başka gözle baktım. Kalavaç köylüsünün başarısını okumaktan izlemekten sıkılmayanlar bir de benim bakış açımdan görsün dinlesin okusun istedim.

Bir kere oraya gideceğimi kimseye haber vermedim. Yeniceköy’den saparak Kalavaç yoluna girdiğimde, önümde beliren köy silueti bana heyecan verdi. Nasıl vermesindi ki? Girne dağlarının güney yamaçlarında, yeşillikler içinde şipşirin bir köy vardı gözlerimin önünde. Heyecanım köy meydanına aracımı park edip inmemle daha da arttı. Gerçekten söyledikleri gibiydi. Her taraf pırıl pırıldı. Sokaklarda tek bir kirli atık ya da çöp yoktu. Köşe kenarlarına konulmuş özel çöp toplama kutuları içten siyah naylonla kaplanmış, ağızları ise sıkı sıkıya kapatılmıştı. Alınan tedbirle, çöplerin hayvanlar tarafından etrafa saçılması mümkün değildi. İşin enteresan tarafı etrafta ne insan vardı ne de hayvan. Sonradan öğrendim ki Kalavaç halkı zeytin hasadındaymış. Yedisinden yetmişine çalışıyormuş.

Köye girdiniz mi uzun süre muhtardan habersiz dolaşmanız mümkün olmuyor. Muhtar beni buluyor ve aynı zamanda muhtarlık da olan evinin ön tarafında eşinin elinden kahve ikram ediyor. Ona köy ahalisini soruyorum. “Herkes meşgul, çalışıyor” diyor. Muhtar Ömer Meraklı Bey, soyadına nazire yaparcasına, o ana kadar köy içinde ne gördüğümü öğrenmeye çalışıyor hemen. Anlatıyorum. “Hiçbir şey görmemişin daha, iç kahveni de seni gezdireyim” diyor. Kahveyi içerken muhtarın eşi ile ki o LefkoşA’lıymış, LefkoşA’yı çekiştiriyoruz. Ama o konuyu çok uzatmayıp muhtarla Kalavaç’ı konuşmaya devam ediyoruz. Köyde yaklaşık üç yüz kişi yaşarmış. Hafta sonları sayı yüz kadar daha artarmış. Ben sormadan “Gurur duyduğum bir konu daha var” diyor ve ekliyor. “Ben muhtar olmadan önce köye on yılda iki üç yeni hane yapılmıştı. Ben muhtar olduktan sonra otuz yeni hane yapıldı.” Fırsatı kaçırmıyorum hemen daha yoldayken kafamda planladığım soruyu patlatıyorum ona: “Tamam anladım da burada arsa fiyatları nasıl? Yani ben şimdi gelsem ve buradan arsa almaya kalksam, kaç parayı gözden çıkarmam lazım ?” . Muhtar ve karısı aynı anda ağız birliği yapmış gibi cevabı yapıştırıyor: “Satılık Arsa Yok ki alasın…” Bu kez de ben “Belli ki malları çok kıymetli” deyip gülümsüyorum.

Kalavaç tarihi çok ilginç. 1723 yılında Karaman’da bulunan Hacı Bektaşi Veli tarikatına mensup aşiretler in isyanı bastırılınca, ceza olarak Kıbrıs’a sürülmüşler. Bu aşirete mensup üç aile de önce Tirfon’a yerleşmiş. Ardından da bu bölgedeki pınarı keşfedip Kalavaç’ı kurmuşlar. Yani bu günkü Kalavaçlılar, o üç ailenin soyundan gelmeymişler.

Muhtar Ömer, İngiliz döneminde, arazilerine el konulup yağmalanması girişimine karşı da ilk başkaldırının köylerinde olduğunu ve bu uğurda gerçekleşen ilk idamında köylülerinden biri olduğunu gururla söyleyerek ekliyor. “Bugün Sayın Taner Derviş her yerde söylüyor Maraş’ı n tapu kayıtlarını İngilizlerin nasıl değiştirdiğini ya, işte aynını burada da yapmak istediler. Ama bizim atalarımız Maraş’ın sahiplerinden farklı olarak direndi. Aralarından birinin idam edilmesi de onları sindirmedi. Eşeklerini ürünlerini satarak ‘Majeste’yi’ dava ettiler. İngiliz adaleti bizimkileri haklı bulunca tapular kurtuldu. Varlığımız resmen tescil edildi.”

Bu esnada muhtar bana enteresan belgeler çıkarıp gösteriyor. Bilmiyorum bunlar devlet arşivlerinde var mı ama bence Kalavaç köyünün elindeki belgelerden Üniversitelerimiz müthiş yararlanıp tezler araştırmalar çıkarabilir. Özellikle tarih ve coğrafya ile ilgilenen akademisyenlerin bu yönden ciddi bulgular bulacaklardır. Alın size Kalavaç’ı ziyaret etmek için bir sebep daha. Zira bu tapular incelenirse Köy etrafındaki geniş arazinin Kalavaç köyüne ait olduğunu görürsünüz. Yani bu araziler yeşil alan ya da Hali Arazi değildir. Köy halkının tapulu malıdır. Bu da belki de dünya da çok az görülen bir örnektir. “İngiliz döneminde Türkçe tapu verilmesinin nedeni ne olabilir ki” diye düşündüğümde, ayrı bir otonomi, otorite olarak bölgenin tanınmış olma olasılığı dışında aklıma bir şey gelmedi…

Haritalar tapular kesinlikle incelemeye değer. İşte bu nedenle ülkemizdeki üniversitelerimizi göreve, araştırmaya işin aslını ortaya çıkarmaya çağırıyorum. Orijinal tapu haritalarında dağların tepelerin, ören yerlerinin de Türkçe isimlendirilmesi de beni heyecanlandıran başka bir bulgum oldu. Gerçektende Kıbrıs üzerinde genellikle orijinal isimlerin Rumca olduğu hepimizin bilgisindeyken, buradaki orijinal bölgelerdeki Türkçe isimlendirmelere şaşmamak elde değildi.

Gelelim köyün şimdiki ününün oluşumunun başlangıcına. Yani organik köye nasıl adım atılmış olduğuna…

Muhtar Ömer ilk seçildiğinde, köyde kanser vakaları çokmuş. “Bu neden böyle” diye düşünmüş. Etrafta radyasyon taraması yaptırtmış. Ama radyasyona rastlamamış. Sonra etrafta toksin atıklar aranmış ama netice alınamamış. Geriye bir tek kendilerinin ve Belediyenin yaptığı ilaçlama işi kalmış. Muhtar “önce insanları inandırmak lazım” diyor ve ilk altı ay ilaç yerine etrafa su sıkmış. Bu arada özel kurbağaların çoğalmasını sağlayıp sineklerle biyolojik savaşa girişmiş. Etrafın temiz olmasını sağlamış. Ve çok yerde okuduğunuz gibi organik köy haline getirmiş. Birçok eski ev cami restore edilmiş. Köylü desteği ile tarihlerini yansıtan “Yerel Değerleri Yaşatma Derneği” adına müze kurmuşlar ki, bunun binası da yine bir köy mensubu olan Yakup Yakupoğluları tarafından yapılmış. Köylüler, muhtarın liderliğinde turistlerin ilgisini çekecek bir belde yaratmışlar. Bunu yaparken ne yazıktır ki devletten hiç yardım alamamışlar. Avrupa Birliği ve UNDP projeleri yanı sıra Cami’nin içi ve bir bölgenin ağaçlandırılması için TC Yardım Heyeti’nden katkı almışlar.

Devlet bu arada ne mi yapmış? Köyü panoramik gören spor kulübünün işletmecisine okkalı bir vergi göndererek kapanmasını sağlamış. Bu nedenle bugün bu şirin belde de gidip de yemek yiyebileceğiniz Mesarya manzaralı bir yer yok.

İşte, Ayşe nenenin iplik dokuma tezgahından, mutluluk koruluğuna, kapısı ilginç bir şekilde doğuya bakan camisinden, Osmanlı çeşmesine kadar görülecek çok şeyi olan, benim gözümle Kıbrıslı Türklerin yeni arması: Kalavaç. Ne dersiniz? Bir de gidip siz görmek istemez misiniz?



TAGS: bülent dizdarlı, kalavaç, köy, kıbrıs
MANŞETLER

HK Bülent Dizdarlı

© 2012 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems