HABER KIBRIS

Kendimizi sorgularken

12/08/2017


ads

Eşref Çetinel


“Ben” diyordu rahmetlik Denktaş,  “anlatmaya devam edeceğim…”

       Neyi?  Geleceğe yürürken geçmişi!  Ve “ben diyordu sizin avukatınızım.”

       Bizler bu “Denktaşvari” tekrarlardan usanmış da olsak  rahmetli tekrar etmekten hiç usanmadı. Çünkü geçmişi öğrenmelerini istediği bir gençlik geliyordu arkadan hem de çoğunluğunca..

       Nitekim o günleri hatırladığımda, bugün o çocuklardan bazılarının  öğretmeni olduğumu da hatırlarım. Şimdilerde toplumun hemen her katında onları görmek mümkün. Bazıları  en üst makamlarda oturmaktalar, Kıbrıs Türk halkının   kaderini yüklendiler.. Tabi ki gurur duyarım.. Öğretmenliğin öyle bir “ayrıcalığı” vardır işte. Öğrencilerinin sadece iki üç yıllık öğretmeni de olsa, eğitim ve öğrenimin mayasını kattığını  düşünür,  mutlu olur..

HER ZAMAN DEĞİL! Nitekim bundan iki üç yıl önce bir davet sonucunda  bir arkadaşımla şimdilerde her halde emekli olmuş Girne’deki Kolordu Komutanını ziyaretimizde, “sizi tanıyalım” demişti de “ben öğretmen emeklisiyim” dediğimde “ama hiç iyi yetiştirmediniz öğrencilerinizi” diye giriverdiydi söze!

       Hiç şaşmamdı! Askerin yetişme şeklinin “vatan millet memleket” kavramlarıyla  “Atatürk sevgi ve  ilkelerinde”   mayalanarak şekillendiğini biliyordum. Doğrusu komutan çok da demokrat açık sözlü bir kişiydi iki saat konuşmadık adeta tartıştıktı ama tatlı tatlı!

       Hiç gereği yokken bu olayı neden  anlattım?

       Rahmetlik Denktaş’ın, “Rumların bize yaptıklarını bıkmadan usanmadan “anlatacağım, öğrensinler” dediğini anımsadığımdan! Çünkü gerçek olaylarıyla Kıbrıs tarihini bilen çok az gencimiz vardır ve belki de komutan “öğrencilerimizi iyi yetiştiremediğimizi” söylerken haklıydı! 

       KIRILMALAR: Nitekim 2003’lerde sınır kapıları açılıp Rumlar da Güney’den Kuzey’e gelmeye başladıklarında, Mağusa Namık Kemal Meydanındaki yaşlıca bir Rum kadını (cira) yüksek sesle bağırarak, “bu Denktaş gebermeden bu memlekette barış olmaz” deyiverdiydi de   etraftaki insanlarımız kahkahalarla güldülerdi!

       Üzülmüştüm ama hemen her vesile ile her devrede, her seçim dönemi kampanyasında “iktidar muhalefet” kapışmaları söz konusu olduğunda bu tip sövmeler, karalamalar olmuyor muydu? Ömrümüz Rahmetlik Doktor’a neler yaptıklarını işitmekle geçti tabi onun da neler yaptığını! Hangi liderimizi omuzlamışlarsa sonra dönüp paspas yaptılardı! Politikacının kaderi budur dedik ama Kıbrıs sorunu iktidar muhalefet çekişmeleri nedeniyle hiçbir devrede “ulusal davamız” olmadı!  

       Fakat şimdi o iktidar ve muhalefete bir halka daha ekleniyor. TC’li yurttaşlarımız! (Yarın da bunu anlatırız)                                                                    **********                                  

    ÜNİVERSİTELERDE TEHLİKE ÇANLARI ÇALMAYA BAŞLADI!

       Beklenen oldu ve bu yıl üniversitelerimizin kontenjanlarında geçen yıla oranla yüzde onluk bir düşüş yaşandı! Her ne kadar TC’deki üniversitelerde  benzer düşüşler yaşanmışsa da darbeyi yiyen biziz!

       Mesela DAÜ! Bir zamanlar başa güreşen DAÜ bu yıl  Yakın Doğu ve Lefke Avrupa Üniversitesinin ardından üçüncü sıraya düştü! Tabi okulların açılmasıyla birlikte öğrenci sayılarında  artış olabilir ama şu anda durum iyi değil! Üstelik şaşırtıcı da değil!

       Çünkü “üniversiteleşmeleri” super market açma esamesine düşürdük! Öyle de olunca üniversiteler arası rekabet  “kalite” ile değil, “kantite” ile ölçülür oldu! Ve ne oldu, bir zamanların “medarı iftiharımız” dediğimiz DAÜ, lise eğitimleri bile yeterli olmayan Afrikalı öğrencileri bünyesine yığarak ve gitgide sayılarını çoğaltarak “kaliteyi” düşürürken,  toplum katlarına yayılan bu öğrencilerin yarattıkları illegal olayların da “sebeplisi” haline geldi!

       Diğer üniversitelerde durum nedir bilmiyorum ama hâlâ ve sürekli yeni üniversiteler açılıyor, açılması için de müracaat varsa demek ki bu sektörde büyük paralar oynuyor! Çünkü kimse para getirmeyen işler için yatırım yapmaz!

       Pekala hem “parasal kazanç hem kalite” bir arada olamaz mı? Havadis gazetesinin geçen gün manşetten verdiği habere baktım kontenjandan yerleşen öğrenciler sadece 11 üniversiteyi tercih etmişler. Oysa 17 üniversite olduğu söyleniyor!

       Ki Üniversite deyip geçmeyin! Yolum DAÜ’nün içine düştükte  o dört yıldızlı hatta beş yıldızlı otel standartlarındaki devasa öğrenci yurtlarına bakıyorum, doğrusu ya hem “maşallah” diyorum hem de “peki ama bunları hangi öğrencilerle nasıl dolduracaklar” diye gailesini çekiyorum çünkü Mağusa’daki göl alanına da sürekli öğrenci yurtları yapıyorlar!

       Bu “üniversiteleşme” olayının yadırganacak bir yanı yok ama  resmen bir “ticari sektör” haline geldi! Ancak gitgide ters tepiyor! Türkiye’de bile doldurulamayan kontenjanlar burada da gerilerde kalıyor, pekala onca yatırım, onca yurt ne olacak?

       İşte cevabım: Üçüncü ülkelerden yine öğrenci akışına yönelecekler, Afrika’nın adı sanı duyulmayan ülkelerinden bile öğrenci taşırlarken adaya, kaliteye bir darbe daha indirecekler…

       Zannedersem YÖDAK’ın artık bu soruna el atması gerekecek…                                                                   

     ********** 

KISACA TAKILDIĞIM. (BİR RANT KAPISI DAHA!)

       Dün refikim Mehmet Moreket dilimin ucundan kaptı sorunu köşesinden ayazlattı ki bu ülkede bırakın “denetim mekanizmasını” çalıştırmayı; önce hükümeti denetleyecek yeni mekanizmalar oluşturun, çünkü Moreket’in dediğince “zerre kadar taktıkları yok, bildiklerini okumaya devam ediyorlar!”

       Nitekim Sn. Serdar Denktaş “ne yani Mersedescikleri almayıp yangın helikopteri alsaydık da Portekiz’deki Yangına mı gönderseydik” diyebiliyor!

       Konu bu da değil ama: Meclis Başkanından tabandaki yurttaşa kadar herkes “denetimsizlikten” şikâyet ediyor! Mesela Moreket’in değindiği şu kiralık arabalar olayı! Ki olayı bilmeyen bir ayak üstüne bircik bircik isimlerini sayarak kimlerin KKTC’ye  “kiralık” adıyla  yüzde 25  gümrük  indirimli  araba soktuklarını sayabilmektedir ama hükümet “yüzde” 25’i bile çok gördüğü için gümrük muafiyetini yüzde 40’lara indiriyor! Üstelik yanında fiyat istikrar fonu da var!

       Kimdir bu kiralık arabaları getirenler ? Müteahhitlerden tüm öteki ticari kesimlere, sektörlere kadar!   Her yıl 600 kayıt yapılıyormuş. KKTC’de beş altı binin üzerinde kiralık araç varmış..  Beş yıl kullanımdan sonra tüm muafiyetleriyle “şahısların üzerine kaydediliyorlarmış!” Bir rant kapısı daha! Arazisi öyle arabası öyle! Ne memleket olduk ama!

 



TAGS: Kendimizi sorgularken, eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems