HABER KIBRIS

Kıbrıs Türkü’nün inadı!

04/12/2016


ads

Cenk Uzunoğlu


Tamamen arkasına saklanmak doğru olmaz ama Kıbrıs Türkünün şansızlığının kökeninde, bizi hiç kimsenin ayrı bir halk olarak görmek istememesi yatmaktadır.

Söylem ve ara ara su yüzüne çıkan eylemlerinden dolayı, adanın güneyinde ağzı açık bizi yutmak için bekleyen zihniyetin varlığından olası bir anlaşma sonrasında olabilecekleri düşünmeden endişe etmemek mümkün değil.

Diğer taraftan da kuzeyimizden din ile harmanlanmış içinde Atatürk’ü barındırmayan ‘’milli’’ söylem ve dayatmalarını ortaya koymaktan kaçınmayanların kibirli yaklaşımları da diğer bir tedirginlik kaynağıdır.

Toplumun genelinde oluşmuş olan bu iki karamsarlık kaynağı belki ayni kefeye girmez. Girmez ama yine de Kıbrıs Türkünün kafasındaki gelecekle ilgili belirsizliğin ve ikilemin kaynağıdır.

Rumlara göre biz Kıbrıslı; Türkiye’ye göre ise yalnızca Türk’üz…

Kimse ikisinin bir arada var olabileceğini anlamak istemiyor. Herkes bizi, kendinin bir alt kategorisi olarak görmeye, görmek bir şey değil, bunu bize dolaylı olarak kabul ettirmeye uğraşıyor.

Ve biz bu ikilem karşısında, yüz yıldır çırpınıp da yok olmamayı başarabilmiş bir halkız.

Az bir başarı değil bu.

****

Türkiye egemen çevrelerine göre biz, herhangi bir “Türk” olmayı kabullenmeli ve yeri geldiğinde bugüne kadar hiç tereddüt etmeden yapmamıza rağmen “varlığımızı Türk varlığına armağan etmekten”, kaçınmamalıyız.

‘’Adayı İngiliz’e kiralayan kim?’’

‘’Bizim Kıbrıs sorunu diye bir sorunumuz yoktur’’ diyen kim?

Ya da ‘’keşke hiç Kıbrıs sorunu diye bir sorunumuz olmasaydı’’ diyen kim?

‘’Besleme’’ diyeni de unutmadım.

Güvensizlikle ‘’Türklüğümüz’’ sorgulandığında da bu soruları sormayı bırak, düşünüp ima bile etmememiz lazım.

TC hükümet yetkililerinin adadaki nüfus yapısını bozacak hamlelerine, kamu maliyemizi bir değnek olarak kullanıp sosyal ve ekonomik içerikli kararları vermemiz için baskı unsuru olarak kullanmalarına ses çıkarmamalıyız.

Ses çıkarıldığında ‘’Rum’dan farkınız yok’’ demeye kadar gelinmiştir.

****

Rum komşularımıza göre de biz, “Kıbrıslı” olduğumuza göre, etnik, ulusal, kültürel aidiyetlerimizi terk etmekten çekinmemeli, bu uğurda varlığımızın devamı için, mücadele etmemeliyiz.

Rum’a göre de “varlığımız Kıbrıs’a armağan” olmalı.

‘’Enosis’’ ve ‘’Akritas’’ Türkçe kelimeler ve sanki silahlanarak yıllarca bunları da biz Kıbrıslı Türkler empoze etmeye çalışmışız gibi düşünmeliyiz.

Geçmişte Rumlar içerisinde bu hazırlığı görüp ses çıkarmayanları da göz ardı etmeliyiz çünkü onlar aslında barış yanlısı Kıbrıslılar!

Bunları da onlara hatırlatmayacak ve hem affedip hem de unutacağız.

Üstüne üstlük sinsice ‘’kumar’’ oynayıp kaybettiklerini de geri vereceğiz.

Vallahi bunlar Kıbrıs Türkünü kimden dinlediler, ya da bu aralar ne içiyorlar diye sorup öğrenmek lazım.

Akıncı bile Rum’un ne mal olduğunu ilerleyen yaşında en nihayet görüp anlayıp ekibiyle birlikte hem kendini ve hem de toplumun geniş bir kesimini buldu diye ümit ediyorum.

****

Hem Rum hem de Türkiye’deki egemen çevrelerin Kıbrıs Türküne yaklaşımları sonucunda, Kıbrıs Türkleri gerek ekonomik, gerek kültürel ve gerekse de politik olarak, gelişmekte alınması gereken yolu alabilmiş değildir.

Birine karşı çıkarken, ötekini savunur duruma düşme algılamasını yaşamadan sağlıklı bir yol izlememiz bugüne kadar mümkün olmamıştır.

Sonuç itibarı ile her iki yaklaşım da “kimliğinizi terk ederseniz, sizin için hiçbir sorun kalmaz” yaklaşımının ta kendisidirler.

Bu adadaki sorunun kaynağında bizim kimliğimizi terk etmek istemememiz yatmaktadır. Bu sorunun uzamasındaki en önemli etken kabul edelim bizim bu inadımızdır.

Yoksa 1955’lerde asimile olur veya 1963’lerde topluca Türkiye’ye göçerdik. Ne Türkiye’nin ne de Rum’un Kıbrıs Sorunu diye bir ‘’belâsı’’ da hiç olmazdı…

Bugün Girit sorunu var mı?

****

Zaman zaman sorgulandığında reaksiyon gösterdiğimiz ne ‘’Türklüğümüz’’ ne de ‘’Kıbrıslılığımızdır’’.

Bu meseleyi bir türlü anlamak istemeyen, kendi paradigmasının şablonunu, yıllardır illâ ki bize giydirmeye çalışan anlayıştır sadece.

Problem her iki taraftan da gelen anlatmaya çalıştığım anlayışta ve buna karşı adada ciddi bir göçe rağmen ayrı bir varlık olarak yaşam mücadelesini devam ettirme isteğimizdedir.

Kıbrıs Türkü etnik aidiyetini, kendi kendine bırakıldığı günlerde bile hiç gönül koymadan dirençle savunmuştur. Bunu savunmaya da gittiği yere kadar devam edecektir.

Olası bir referandumda oylanacak olan Kıbrıs Türkünün kimliğine ve varlığına saygı duyan, konuların çözümüne empati ile çözüm arayan anlayışın olup olmadığı olacaktır.

Meselenin kökünde Kıbrıs Türkünün yalnızca ‘’Kıbrıslılık’’ ile yalnızca ‘’Türklük’’ arasında ileride bir yönelimde bulunmasına karşı güvensizliği barındıran yaklaşım vardır.

O güvensizlik de Kıbrıs Türküne değil bunu düşünenlerin kendilerine olan güvensizliklerinden kaynaklanmaktadır.

Bunun da kökünde Kıbrıs Türkünün anlaşma olsun ya da olmasın ayrı bir varlık olarak hareket etmesini istememek yatmaktadır.

Dikkat edin yazı boyunca ‘’Kıbrıs Türkü’’ dedim.

‘’Kıbrıslı Türk’’ değil. 



TAGS: cenk uzunoğlu
MANŞETLER

HK Cenk Uzunoğlu

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems