HABER KIBRIS

Kıbrıs’ta çözüm mümkün mü?

26/02/2017


ads

Yusuf Kanlı


Kıbrıs’ta çözüm mümkün mü veya Kıbrıs görüşmeleri bir şekilde canlanır ve bir sonuca ulaşabilir mi gibi sorulara cevabı biraz mıntıka gezisi yaparak cevaplamaya çalışalım mı?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Mustafa Akıncı Pakistan yollarında. Ekonomik İşbirliği Örgütü toplantısına ilk kez gözlemci veya başka bir şapkayla değil, KKTC Cumhurbaşkanı olarak katılıyor. Bu çok önemli ve anlamlı bir gelişme.

KKTC’nin uluslararası tanınması adada iki halk ve iki devlet arasında eşitliği sağlayacağından çözüme ciddi katkı koyabilecek gelimeler. Niye şimdiye kadar bu gibi adımlar atılamadı? Niye KKTC en azından İslam coğrafyasında, Türkiye’nin kadim dostları ve hele de Türk devletleri arasında tanıtılamadı?

Cevap basit ve üzücü esasında. Oldum olası Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nda bazı kişilerde bir inanış var. Onlara göre KKTC’nin uluslararası tanınması “ham hayal” hatta “imkansızın ötesinde.” 1983’den bu yana geçen onca yıl eğer azıcık gayret gösterilseydi eminim oldukça iyi bir yol alınır ve çözüm için de büyük katkı sağlanırdı.

Kıbrıs meselesinin ne olup olmadığı nedense Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın bazı katlarında bile bir türlü anlaşılamadı. Kıbrıs sorunu ne Rumların dediği gibi bir “saldırı” ve “işgal” veya “göçmenler” meselesi ne de Kıbrıs Türkünün kişisel haklarıyla ilgili bir konu değildir. Zaten kişisel haklar söz konusu olsa, Rumların da sıklıkla söylediği gibi “Herkes eşittir, kimseye ayrıcalık yapılmaz, seçimler ‘bir adam bir oy’ ilkesiyle yapılır” falan gibi herkesin hayranlık duyacağı “Avrupa Birliği müktesebatıyla yüzde yüz uyumlu bazı ilkeleri ortaya koyarız, kısa sürede hem Kıbrıs sorununu hem de Kıbrıs’ta Türk varlığını bitiririz... Kıbrıs meselesi Türkiye’nin Kıbrıs’ta ve Kıbrıs münhasır Ekonomik Alanındaki çıkarlarıyla da sınırı değildir. Kıbrıs’ın elden gitmesiyle Türkiye’nin güneyden de hem denizden hem de havadan kuşatılacağı da değildir. Bütün bunlar tabii ki önemli unsurlarıdır Kıbrıs meselesinin ve hiç biri ihmal edilecek konular da değildir. Ancak, Kıbrıs sorununun temeli bunlar değildir. Yunanistan’ın 1974’de adada yaptığı 15 Temmuz darbesi de değil, Türkiye’nin çıkartma yapması da, o tarihten bu yana adada asker bulundurması veya adaya yerleşen ve çoktan Kıbrıslı olan TC kökenli nüfus da değil.

Nedir öyleyse Kıbrıs sorununun temeli?

Kıbrıs meselesinin ne olduğu Makaryos’un 1962’de anayasada yapılmasını önerdiği meşhur 13 maddelik değişiklik önerisiyle en net ortaya çıkmaktadır. Ne idi bu öneriler? 13 maddeyi özetleyecek olursak, ilk olarak cumhurbaşkanlığı ve yardımcısı seçiminin değiştirilmesi vardı. Doğrudan cumhurbaşkanını Rumlar ve yardımcısını Türkler seçeceğine, her ikisini de ve etnik ayrım yapılmaksızın tüm meclisin seçmesi önerilmişti. İkinci olarak, cumhurbaşkanı ve yardımcısının veto yetkisi kaldırılıyordu. Bir diğer önemli değişiklik sivil ve askeri işe almalarda uygulanan Kıbrıs Türk kotasının (yediye üç oranı) düşürülmesi (sekize iki) idi. Mecliste maliye, seçim meseleleri, güvenlik konuları ve dış ilişkiler gibi alanlarda ayrı Kıbrıs Türk çoğunluğu gerekmesine son veriliyor ve belediyeler birleştiriliyordu.

Adada kan dökülmesinin, efektif bir federasyon olan 1960 ortaklık cumhuriyetinin dağılmasının sebepleri bunlar olarak görülse de altta bir başka neden daha vardı. Önce 1931’de oylanmak istenen ancak 1950’de AKEL’in önerisiyle başlayan sonra Kilise’nin organizasyonunda gerçekleştirilen kanunsuz Enosis, yani Yunanistan ile birleşme plebisitinin de gösterdiği gibi adanın Yunanistan’a bağlanması ülküsü çekilen onca ıstırabın sebebiydi.

Kıbrıs Rum liderliğinin yine ayak sürüdüğünü görünce, teslimiyetçi ve “çözüme muhtaç” bir yaklaşımla akla hayale gelmeyecek ödünleri vererek, toplumun her katmanından şimşekleri üzerine çekme pahasına garantörlerin de katılacağı toplantıyı zorlayan KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın “Enosisi kutlama” yasasından niye o kadar alındığını anlamak görüşmelerin bitmesine yol açan sürecin niye başladığını kavramamak “ille de çözüm” ısrarıyla dünden Ruma teslim olanların bile yapamayacağı bir işti. Bu nedenle belki de KKTC’de ilk kez bu denli büyük bir birliktelik varmış gibi hava oluştu.

Rum lider Nikos Anastasiades “enosis kutlama” yasasını düzeltmeden görüşme olamayacağı çizgisi gerek EOKA tedhiş örgütünün gerekse de EOKA-B çetesinin enosisi gerçekleştirmek uğruna döktüğü kanı unutmayan Kıbrıs Türk halkının temel bir talebidir. Akıncı bu talebi görmüş ve aldığı kararla belki de cumhurbaşkanı olduğu günden sonra ilk kez bu kadar büyük kamuoyu desteğine mazhar olmuştur.

Şimdi, Anastasiades görüşmelerin tekrar başlaması için enosis kutlama yasasını bir şekilde ortadan kaldırmalı ve ayrıca son görüşmede kapıyı Akıncı ve BM temsilcisinin suratına kapatıp toplantıyı terk etmesinden dolayı özür dilemelidir.

Ne diyor Akıncı? Anastasiades enosis kutlama kararını düzeltecek, kapıyı çarpıp gitmesinin özrünü dileyecek...

Anastasiades’in partisi DISI önemli günlerin okullarda anılması kararını eğitim bakanlığına veren bir yasa önermiş ve meclis komitesinde konu görüşülecekmiş. Ne zaman? Komitenin gündemi çok yoğunmuş, falan filan gibi cevaplar geliyor. Doğru, Anastasiades durumu kurtaracak bir yasa ile enosis kutlamasını eğitim bakanlığına kaldırtırsa, hem enosis kutlamasının önüne geçebilir hem de enosis uğruna kurulan ve kendi partisinin de dedesi olan EOKA çetesine sadık kalmaya devam edebilir.

Ama, Anastasiades’in de konuşmalarında başka hesaplarla vurguladığı gibi, bu süreç enosis kutlama kararı nedeniyle krize girmedi. O karar sadece bardağı taşıran son damlaydı. Akıncı görüşmeleri kesmek arzusunda olsaydı yaz başında Anastasiades ve ekibinin yeni uzlaşılar yerine yapılan uzlaşıları bozacak önerilerle masaya gelmeye başlayınca o adımı atardı. Halbuki Akıncı ödünler vererek, hatta suçlanmayı göze alarak o melun haritayı da sunup Rum tarafını üç garantörün de katılacağı çok taraflı konferans aşamasına zorladı. Evet, bu arada 1962’de Makaryos’un talep ettiklerine yakın ödünler verdi Akıncı Rum lidere ama, bu ödünler de yetmedi...

Doğru muydu yapılanlar? Tartışılır. Savunanlar da var. Ama eğer daha önce diğer beş başlıkta önemli ilerleme sağlandıktan sonra güvenlik konusunun ele alınacağı ve harita dahil büyük al-ver sürecine girileceği üzerinde anlaşılmış ise, her alanda büyük görüş farklılığı varken beşli konferansa gitmek süreci tıkayacak adım olmaz mıydı? Nitekim konu önce komiteye sonra da Allah’a havale olmadı mı?

Akıncı şimdi Rum liderin “düzeltici adım” atmasını ve Nisan veya Mayıs içerisinde Kıbrıs sorununu çözmekten bahsediyor. Eminim dediklerine kendi de inanmıyordur. Nisan’da Türkiye’de referandum var. Zaten son yaşanılan enosisi kutlama kepazeliği Rum başkanlık seçim kampanyasının başladığını ilan etmedi mi?

Şimdi, “Kıbrıs’ta çözüm mümkün mü?” sorumuza dönecek olursak, Rumlar ilk hedeflerinden vaz geçtiler mi? Enosis kutlama kararı bu açıdan kafaları bulandırdı. Diğer yandan Akıncı’nın çapraz oy, Kıbrıs Türk bölgesinde %20 Rum iskanı gibi verdikleriyle Makaryos’un ilk talepleri karşılaştırıldığında görüşmelerin bir şekilde seçimden sonra, Mart 2018 gibi, başlamasının Rumların çıkarına olduğu kesin. Ancak, sonuç alınır mı?

Şimdi uzun uzun köylü ile yılanın hikayesini anlatmayayım ancak o meşhur "Bende evlat acısı, sende kuyruk acısı varken biz dost olamayız" sözünü hatırlatmakla yetineyim. Son zamanlarda Rum okuyucularımdan bana gelen mektuplarda sıklıkla “En iyisi yan yana iki devlet... Siz toprak verin, bağımsız olun. AB’de birleşelim” ifadeleri var.

Bence bu yaklaşımda olan Rumlar arttıkça, zaten olması mümkün olmayan federasyon değil ama adada yan yana iki devletli çözüm daha mümkün olacak. 



TAGS: yusuf kanlı
MANŞETLER

HK Yusuf Kanlı

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems