Kış kendini iyice hissettirirken, lezzet yolculuğunda yeni keşifler yapmaya, yeni arayışlar içinde olmaya devam ediyorum.
Tabii soğuk havalarda dışarıya çıkmak zor olsa da, bazı sağlık sorunları yaratsa da sıkı giyinip, keşfedilecek mekân ve lezzetlerin peşinde koşmaya devam ediyoruz.
Son dönemde yeme-içme tutkunlarının genel şikayetleri aşağı yukarı “Meyhanelerin artık ateş pahası olduğu” etrafında şekillenirken, yılbaşında pahalı otellerin gazete sayfalarını süsleyen yılbaşı menülerinin fiyatlarını görüp de şaşırmamak olamazdı... 200 TL’lik yemekte ana yemek balıkmış!... Resmen ada ve deniz ülkesinde insanları balıktan soğutuyorlar.
Girizgâhı bu şekilde yapmışken, son günlerde hem dışarıda, hem de sanal dünyada adından sıkça söz ettiren iki mekândan bahsetmek istiyorum.
Bunlardan birisi Lefkoşa Dereboyu’nda hayata geçen hamburger zinciri Johnny Rockets; bir diğeri de Doğanköy’de hatırı sayılır bir büyüklüğe sahip Uncle Sam’s isimli fast-food mekânlarıydı.
GARSONLAR DANS EDERKEN HAMBURGER SOĞUDU...!
Johnny Rockets’i daha önceden Gazimağusa’dan tanıyor, biliyorduk da Lefkoşa’da burada yemek yiyenler “Burası tamamen değişik, gitmelisin” dedikleri için ısrarlara dayanamadım, “Gidelim bakalım değişik olan neymiş görelim” dedim. Değişiklik aslında franchise olarak Johnny Rockets isim haklarını alan Dağhan beyin hem Gazimağusa, hem de Lefkoşa Doğa Park AVM şubelerini eşit standarda getirmesi...
Öncelikle büyük bir mekân... Yaklaşık 400 metrekarelik alana 56 kişilik çalışan ekibine sahip, dolayısıyla büyük bir yatırım... Üst katta Sports Lounge Bar, zemin katta restoran bölümleri mevcut, ve bu bara sahip franchise zinciri içindeki ikinci restoran olma özelliği taşıyor.
Gelelim yemeklere... Kendim daha önce de söylediğim gibi, yeni açılan restoranları ilk birkaç haftada ziyaret etmeyi sevmiyorum, hem müşteri kalabalığından biraz olsun uzaklaşmak, hem de lezzetlerin oturmasını beklemek bana daha mantıklı geliyor...
Soğan suyu ve mısır nişastasının, halka şeklinde vücut bulması...
Fazla uzatmadan, kestirmeden gitmek istiyorum, benim yemekten önce gelen soğan halkalarım gayet sıcak, daha sonra gelen hamburgerim ve patateslerim soğuk geldi, buradan puanlarını kırdım.
Muhtemelen konsept gereği dans etmek zorunda olan garson arkadaşlar şefin tabakladığı burgeri geç fark etmiş olabilirler... Yeni açılmış olmasından dolayı mekânın yoğunluğuna verdim... Sağlık olsun.
Gitarda garson arkadaş...
Lezzet olarak dana etinin kendine has lezzetini ve aromasını içinde barındırsa da yine bir ev yapımı veya gurme-burger tadını bulamadığmı da söylemeliyim. Zaten hiçbir zaman bir franchise burgerle, ev yapımı burgeri aynı kefeye koymam ve şahsen kendim de çocuklarımı franchise burgerlerden uzak tutarım. Coleslaw’da kullanılan pudra şekeri de fazla kaçmış, çok tatlı olmuştu, bir puan da buradan kırdım.
Endüstriyel gıdada her şey “daha tatlı”, “daha lezzetli”, “daha bağımlılık yapmaya” “daha dayanıklı” olmaya odaklı, büyük çoğunluğu lezzet artırıcı, kıvam artırıcı, topaklanmayı önleyici, akışkanlığı sağlayıcı, koruyucu v.s gibi kimyasallarla sağlanıyor... Hileye dayalı bir sistem var.
Bazen bazı ürünlerin “Muhteviyat” kısmını okuduğum zaman, hakikaten Amerika’nın savaş dönemlerinde askerlerin yiyebilmesi için laboratuvar ortamında geliştirdiği 8 yıl tazeliğini koruyan sandviçler aklıma geliyor...
Bu konu ince ve uzun... Biz işimize bakalım...
Soğuk gelen burger ve şekeri fazla kaçmış Coleslaw...
Sonuç olarak Johnny Rockets çok da iyi bir deneyim yaşatmadı ama güzel dayanmış döşenmiş, konseptiyle fark yaratan, ve Amerikan tarzı beslenme kültürünü iyi yansıtan bir mekân olmuş.Garsonlar da dans edip sizi eğlendiriyor, bayraklar, balonlar, çocuklar için her şey mevcut, yemek yerken “Amerikan Rüyası” yaşamak isteyenlere duyurulur. 6/10
UNCLE SAM’S PİZZASI KALİTELİ MALZEMELERDEN YAPILIYOR
Girne’nin yeni fast-food merkezi Uncle Sam’s American Eatery & Patisserie keza yeni açılmış ve kısa sürede birçok müşteriye hizmet vermiş bir mekân.
Fırınlanmış makarna çeşitleri, her çeşit pizza, kahvaltı, pasta, kahve, kruvasan, Amerikan Footlong sandviçler kısacası insanın “kendini şımartacağı” her nevi ürünü burada bulmak mümkün.
Kısa bir süre içerisinde pizza ve soda içmek için uğradım. Pizzanın hamuru gayet ince açılmış, benim beğendiğim gibi, lahmacun gibi incecik, üzerindeki malzeme domates sosundan, bonfilesine, Mozerella peynirine kadar, hatta taze mantarına, taze karidesine kadar her şey son derece kaliteli ve lezzetliydi. İşin güzel olan tarafı, malzemelerin önünde durup açık büfeden yemek seçer gibi malzemenizi seçip kendi pizzanızı kendiniz yaratabiliyor olmanız.
Müşterisine böylesi esneklik şansı tanıyan işletmeleri oldum olasıya sevmişimdir. Piyasada halen konserve kutuda mantar alıp, üzerini fabrikasyon sosis salam vb. ve kaşar peyniri rendesiyle doldurup satış yapan “pizzacı” çakmalarını gördükçe böylesi işine ve müşterisine değer veren işletmelerin kıymetini daha iyi anlıyoruz. Burada rahatsız olduğum tek konu atıştırmalık tavuk lokmaları üzerindeki sirkeli sos oldu, bunu da müşteriye bıraksalar, sirkeyi yanında verip, müşterinin kendi damak zevkine göre kendisinin lezzetlendirmesini sağlasalar çok daha iyi olurdu.
Açıldığı ilk günlerde oldukça yoğunluk yaşayan ve servis hızı nispeten yavaşlayan mekânı fast-food meraklılarına öneriyorum. Ben de yeniden giderim.
8/10
Her şeyden önce malzeme kalitesi gelir... Ve Sam Amca bunu iyi biliyor...
ÖZGEN GÖRGÜNER’İN CITY COFFEES’İNDE SALATA...
Spor ve diyet yapan insanlarımızın yaşantısında olmazsa olmazlardan biridir salatalar, özellikle sağlıklı bileşenlerden meydana gelmiş, yetiştirilmesine özen gösterilen meyve, sebzelerden oluşan, ilaç kalıntısı içermeyen “bünye dostu” bir salataya ben de hayır demem... Özgen Görgüner’in direktörlüğünde Lefkoşa Sarayönü’nde hayata geçen City Coffees son zamanlarda sporcuların ve “yediğine-içtiğine dikkat eden” ölçülü kişilerin uğrak mekânı oldu.
Salatalar en taze ve lezzetli biçimde sunuluyor, dikkat edilmesi gerekense glikoz ve fruktoz şurubu içeriği çok fazla nar oranı çok düşük “nar ekşisi”nin vücuda şeker ve kalori olarak geri döneceği, GDO içerdiği bilinen süt mısırlara çok güvenilmemesi gerektiği, tavuk konusu da zaten herkesin malumu defalarca yazıldı çizildi, ben mümkün olduğunca çiftliklerden, fabrikalardan tavuk yemiyorum... Tüketecek olanlara da bunları minimal düzeyde tüketmelerini öneriyorum. “YENGEÇ BACAĞI”... YERSEN!!!
Yazık... İnsanlar halen daha meyhanede gelen ya da salataların içerisine konan “yengeç bacağı”nın “Surimi” denen nişastalı ve şekerli işlem görmüş balık püresinden yapıldığını, yani imitasyon yengeç, başka bir deyişle “yengecin suyunun, suyu” olduğundan haberdar değil... Bu tip ürünler yengecin tadına benzer bir tadı ucuza vermek için üretiliyorlar, marketlerdeki donmuş gıda reyonlarında bolca mevcut.
"Yengeç" aromalı, katılaştırılmış balık püresi... SURİMİ
Surimi eşittir, beyaz balık eti, nişasta, sorbitol ve potasyum polifosfat...
Gerçek pişmiş sofraya gelmeye hazır yengecin kilosu 300-400 TL’den satıldığına göre... Yengeç bacaklı bir salatayı zaten 17-18 TL’ye satacak esnafın önce alnından öper, sonra da “Yılın Esnafı” madalyasını veririm.
Bana göre çok özel salatalar dışında kalan salatalar yemeğin yanında eşlikçidir, ana öğün olamazlar... Ama ana öğün olarak yiyeceklere, kendim arkadaş tavsiyesiyle deneme ve tatma şansı bulduğum City Coffees salatalarını öneriyorum.
8/10
Tavuklu Diyet Salata
EBRU BÜFE AYAKÜSTÜ VE PİDE ARASI LEZZET MERAKLILARI İÇİN İDEAL...
İş, güç ve koşuşturma arasında doğduğum büyüdüğüm şehre Gazimağusa’ya çok fazla uğramaz oldum, ihmal ettim, fakat yine gelen tavsiyeler üzerine ve yurtdışından ağırladığım bir arkadaşımın isteğiyle “dürümcü” diye niteleyebileceğimiz bir yerde karar kıldık.
Ebru Büfe Gazimağusa’da küçük salaş bir yer ama müdavimleri, kebap-ciğer vb. lezzetlerinden vazgeçemiyorlar... Kendim Şeftali Kebabı’nı beğendiğimi söylemeliyim, Adana Kebabının tadına baktım, o da güzel, usulüne yakın bir şekilde yapılmış...
Kimi kebapçılar Şeftali Kebabına tarçın koyuyorlar, tarçın kebaba hoş bir aroma kazandırsa da eğer sınırı biraz aşarsanız rahatsız edici hale gelebiliyor. Aşırı tuz yüklü ve aşırı tarçınlı böyle bir Şeftali Kebabı’nı Lefkoşa’da Saffet Anibal’da yediğimi hatırlıyorum. Üzerine 1 litre su içmek zorunda kalmıştım.
Etin kalitesi yeterli seviyede, temiz, hilesiz... Kötü et kendini belli eder, kusurlarını örtmek ve kamufle etmek için tuz ve baharat yüklüdür, kokusu da lezzeti de farklı olur, hassas kişilerde bağırsakları bozar.
Piyasada “Adana” ismiyle şiş köfte satan yerler o kadar fazla ki, düzgün ve Adanalı bir ustanın elinden çıkmış veya kuralına göre yapılmış erkek kuzudan zırhta çekilmiş et ve kuyruk yağından mamul (%70 erkek kuzu eti, %30 kuyruk yağı) “Tescilli Adana Kebabı” bulmak samanlıkta iğne aramak gibi zor. Böyle bir Adana’yı paraya kıyarak Lefkoşa’da Gomşu Restoran’da, veya Sirkeci’de Hamdi’de; daha uygun fiyatlısını da Kadıköy’de Nakkaş’ta yemenizi öneririm. Burayı da Gazimağusalı’lara ve yolu düşenlere tavsiye ediyorum. Bu seferki gidişimde ciğerin tadına da bakmak isterim.
Yapabileceğim tek eleştiri, ayranın içindeki kuru naneye, keşke yanında ayrı gelseydi ayranın üzerine müşteri kendi ekleseydi. Kimi insan sever kimisi sevmez... Benim Ebru Büfe’yle ilgili ilk izlenimim olumlu.
8/10
Kebap müdavimlerinin gözdesi Ebru Büfe'nin "Şeftali"si ikinci bir porsiyona davetiye çıkarıyor...
MARİA’NIN FIRIN KEBABI BENİ TATMİN ETMEDİ... Haftasonunda şehrin sıkıcı ortamından, boğucu trafiğinden biraz uzaklaşmak ve hem lezzetli hem doyurucu bir yemek için Kormacit’in (Koruçam) yolunu tuttuk, uzun sayılabilecek bir yolculuk sonunda Koruçam’da Ermeni Kilisesi’nin karşısında bulunan Yorgo Kasap Restoran’a (Maria’nın Yeri) geldiğimizde mekânın yine her zamanki gibi hıncahınç dolu olduğunu gördüm.
Otantik mekân, kasabı da kendi içinde adından da belli olduğu üzere... Kendi kendime “İyi yere geldik, lezzet tavana vuracak” dedim demesine ama, pek de umduğumu bulduğumu söyleyemem. Kalabalıktan dolayı oldukça yavaşlamış bir servis ve sadece Fırın Kebabı (Kleftiko) bulduk, Havva Hanım pek fırın kebabını sevmez, aslında hiç sevmez, onun için başka kebap sipariş etmek istedik, yokmuş dediler.
Adeta Fırın Kebabı fabrikası...
Aslında mekân güzel, hani kapalı ortamda sigara içenler de olmasa daha güzel olacak ya, fakat Fırın Kebabı beklediğim gibi çıkmadı, tuzsuz baharatsız, dolayısıyla lezzetsiz et ve patatesler geldi... Yemek yemekten zevk almak bir yana bitmesi için dua eder gibiydim.
Mezelere lâfım asla olamaz, meyhane türü mezeleri çok hoş, Hellim, Kıbrıs pastırması (sucuk), mantar, humus, tahin, salata tam kıvamında ve olması gerektiği gibi, ama ana yemek tatmin etmeyince, yemek keyfi yarım kalıyor.
Daha önce iyi Fırın kebapları tadınca örneğin Yeşilköy - Kadı Restoran, Gazimağusa - Agora, Demirhan - Özgitler Lokantası vb. buradaki haliyle yavan geliyor.
Fiyatlardan da biraz bahsedelim... Burada 2 kişi alkolsüz içeceklerle 120 TL hesap var.
Eğer bir kez daha gidecek olursam, diğer kebap çeşitlerini ve ev yapımı şarabını denemek isterim, bunlar da buranın isim yapan ürünleri... Tavsiyem Fırın Kebabı’ndan mümkün mertebe uzak durmanız.
Lefkoşa’da Rum Kesimin’den de bazı yerlere uğrayıp lezzetlerini yazmak istediğimden dolayı, Lokmacı Sınır kapısını geçer geçmez Ledra Caddesi’nin arka sokağındaki Piatsa Gourounaki’ye uğradım ve dedim ki “Bakalım bunca zaman övülen bu Tavuk Şiş nasılmış?”...
İsminin anlamını düşünenler olabilir hemen söyleyelim “Domuz sırası (kervanı)” şeklinde Türkçeye çevrilebilir. Şık döşenmiş, ferah bir mekân, hizmet kalitesi gerçekten üst seviyede, gelir gelmez sızma zeytin yağı ve peksemet ikilisii önüme koydular, gerçek Kıbrıs kültürü, kendi özünü kaybetmemek anlamında alkışlanacak bir hareket, güzel bir ikram...
Güzel bir başlangıç...
Tavuk Şiş gerçekten nefis ve leziz... Normalde yanında tavuk şiş ve patatesler üzerindeki tuzlu baharatlarla “güreş tutacak” Gewürztraminer üzümünden aromatik bir beyaz şarap içerdim, ama bu seferlik sadece soda istedim. Şarabıysa sevdiğim bir dostumla ya da yeme-içme tutkunu, bana ayak uydurabilecek bir eşlikçiyle bir dahaki sefere yapacağım ziyarete bıraktım.
Tek kelime: "Nefis"...
Tavuğun, marinasyonu tabii ki içerisinde süt, soğan suyu ve çeşitli baharatlar olan bir marinasyon suyuyla çok dikkatli ve dengeli yapılmış, baharatların hiçbiri bir diğerinin önüne geçmiyor, tavuğun lezzetini ikinci plana atmıyor. Üzerindeki salata taze, soğan domates o an kesilip üzerine yerleştirilmiş, altındaki pide (Pitta) hayranlık uyandıracak kadar gevrek, aslında ekmek hamuru ama, sanki Waffle hamuru üzerine kebap yerleştirilmiş gibi düşünün... Yanında en kaba tabirle “Tuzot” diye tanımladığımız, baharat karışımı çeşnili çıtır patatesleri, turşusu ve süzme yoğurdu.
Bu tip bir öğüne bu mekânda “Büyük Porsiyon” diyorlar... Normalde pide veya lavaşta da almak mümkün... Büyük Porsiyonun fiyatı €6.30 bence bu küçük çaptaki “ziyafete” göre gayet uygun.
Tavsiye ediyorum... Ve en kısa sürede diğer lezzetleri ve tatlılarını da denemek için yeniden gideceğimi belirtmek istiyorum... 9/10
Ahşap ağırlıklı sıcak bir mekân...
CAFFE SUMİ TAVUK DOLMADA İDDİALI...
Geçenlerde kahve içmek için Caffe Sumi’ye gittim, kahve içmek için genelde burayı tercih etmemin sebebi diğer kalabalık ve gürültülü tıkış tıkış yerlere benzememesi... Belki en lezzetli en kaliteli kahve değil ama kafa rahat, geniş koltuklara rahat rahat yayılıp keyif yapmak için ideal...
Oradan bir Tavuk Dolma fotoğrafını sosyal medya hesabımdan paylaştığımda fark ettim ki, Caffè Sumi Kıbrıs’ın henüz yerini bileyenler var. Metehen Sınır Kapısı’na giden yolda sınıra doğru seyrediyorsanız sağda, sınır tarafından geliyorsanız solda, benim halen neden kapandığını anlayamadığım eski “13 Pizza”nın olduğu yerde...
Kahvemi içtikten ve biraz da tavla oynadıktan sonra, personelle biraz sohbet etme fırsatım oldu. “Önceleri içecekler vardı... Yemek çeşitlerine geçtiğinizi bilmiyordum” dedim... Yaklaşık 1 aydan bu yana yiyecek servisi ve paket servisine başladıklarını söyledi ve hemen ekledi “Özellikle Tavuk Dolmamız meşhurdur”... dedi. Bu tip durumlarda rahat duramıyorum tabii... “Ne zaman açıldınız, yemek servisi vermeye başladınız da Dolma ne ara meşhur oldu” diye biraz iğneledim... Personel de “Para iade garantisi veriyoruz efendim, Tavuk Dolma’yı beğenmeyen kişinin yemeği anında başka bir yemekle değiştirilir” dedi.
O kadar iddialılar yani... Denedim... Tavuk Dolma güzel, dışı olması gerektiği gibi kıtır, içerisi yumuşak, kreması ve kullanılan peyniri lezzetli... Bunlar olumlu tarafları.
Olumsuz tarafları, yanında gelen pilav fazla yapışkan bir dokuya sahip, pirinç neredeyse erimiş daha tane tane bir pilav bekliyordum... Salatayı da sevmedim, bana pek taze gibi gelmedi, önceden kesilmiş ve fazla “beklemiş” bir salataydı, lezzetsizdi. Tavuk eti de biraz daha fazla, belki 1 dakika daha, pişmesi gerekiyordu...Patatese lâfım yok, klasik parmak patates...
Kendini şımartmak isteyenler için, Caffé Sumi'nin "para iade garantili" Tavuk Dolması...
Şu an için KKTC’de tavuk konusu bir muamma olsa da, halk tavuk eti konusuna soğuk ve mesafeli baksa da, bu Tavuk Dolma’ya bir şans verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
7/10
PEYNİR VE ŞARAP...
Yeme-içme yazarlığı yapıp da peynir ve şarap önerisi yapmamak olmazdı.
Bu ay Kantina’da Fransız “Vacherin Mont d’Or”a rastladım. Yumuşak kremamsı inek peyniri, bölge tescilli, pastörize edilmemiş çiğ sütten yapılıyor, çam ağacından yapılmış silindir kutuda satışa sunuluyor, fakat diğer peynirlerden farkı bu fırında pişirilerek ve fondü şeklinde yeniyor.
Bu peynire yakışacak iki çeşit şarap varsa birisi Riesling diğeri Gewurztraminer'dir...
Kutusunu açıp üzerindeki plastik ambalajı çıkarıp sadece kutuyu bırakıyorsunuz, sevdiğiniz baharatları (kekik, karabiber, kırmızı biber, fesleğen, sarımsak, v.b ) bıçak yardımıyla açtığınız yarıklar ve çiziklerden peynire geçiriyorsunuz, biraz da damarlarına biraz da beyaz şarap zerk edip, fırında 15-20 dakika pişiriyorsunuz... Hepsi bu... Ortaya şarap yanında servis edilebilecek nefis bir eşlikçi çıkıyor... Şarap seçimini yine tabii ki size bırakıyorum... Şarapta kural “Sevdiğiniz, kendinizi size en iyi hissettiren şarap en iyi şaraptır” olduğuna göre, seçiminizi ona göre yapın... Bana kalsa Riesling veya Gewurztraminer üzümlerinden bir şarapla eşleştirirdim. Ve öyle de yaptım zaten... :) Trentino Traminer Aromatico 2013... Soluk limon renginde, burunda gül, limon, ananas, lychee, şeftali ve kayısı aromalarını çağrıştıran, damakta orta derece asiditeye sahip, gül, ananas, limon ve şeftali nüanslarını alabileceğiniz orta uzunlukta bitime sahip bir şarap.
Peyniri "banarak" yemeyi sevenlere... Fırından yeni çıkmış Vacherin Mont d'Or (PDO)...
Hadi bir de şarap önerimiz olsun... 2010 yılında Şili’nin Puente Alto apelasyonu normalden daha soğuk bir olgunlaşma dönemi geçirince, şarap üreticisi Enrique Tirado bunu kendi avantajına kullandı. Zaten Şili, Cabarnet Sauvignon’un en iyisinin çıktığı ülkelerden biri, Puento Alto apelasyonu bu üzümün en kalitesinin bulunacağı 1870’te kurulmuş bağlara sahip koruma bölgesi, bir de bunu Concha y Toro gibi bir firmanın işlediğini söylediğimizde, varın o şarabın ne kadar keyifli bir içime sahip olacağını siz düşünün...
İşte bu bağların bulunduğu alüvyonlu topraklarda daha uzun bir olgunlaşma dönemi geçiren Cabernet Sauvignon üzümleri seçildi, %3 Cabernet Franc üzümüyle birleştirildi ve 15 ay Fransız meşe fıçılarda dinlendirildi... Şili’nin en büyük şarap şirketi Concha y Toro’nun kurucusunun ismini taşıyan amiral gemisi “Don Melchor”un en özel serilerinden biri böylece yaratılmış oldu...
Concha y Toro Cabernet Sauvignon Puente Alto 2010...
Ben şahsen bu güzele, İstanbul Atatürk Havalimanı ATU Duty Free’de rastladım... Uçaktan inip pasaport kontrolünü geçtikten sonra dümdüz karşıya baktığınızda zaten şarap şişeleri tarafından karşılanacaksınız...
“2014’ün en iyi şarapları Top 10” da da yer alan Don Melchor’u alın koleksiyonunuza ekleyin... Dilerseniz şimdi ve/veya 2025’e kadar uygun koşullarda yıllandırıp tüketebilirsiniz.
KISA KISA...
Bazı mekânlara kısa kısa bir göz atalım...
İçinde kıyma bulunmayan, et (steak) parçalarının birbiri üzerine dizilerek elde edilen Et Döner (Yaprak Döner) alanında rekabet ortamı giderek kızışıyor... Lefkoşa’da Kasap Döner ve ardından Girne’de Nero Et Dönergy gerçek Yaprak Döner’i yiyebileceğiniz restoranlar... Ve dönerden sonra “İskender” kebabının da yapımına başladılar...
"İskender'e" girmek isteyenlere duyurulur...
Kimileri şimdi “İskender”i neden hep tırnak içerisinde yazdığımı merak edebilirler... Gerçek İskender Kebabının yaratıcısı Bursa’lı İskender ve Oğulları yakın bir zamanda “İskender” isminin tescilini alacak ve o zaman kimse “İskender” ismini kebabında kullanamayacak. Bu tip döner piyasada “Yoğurtlu Döner Kebabı” veya “Yoğurtlu Kebap” olarak anılacak yönünde duyumlarım var.
Kasap Döner'in "İskender"i...
PADDY’S “CAFE DE PARIS SOSLU BONFİLE” TAKDİRE ŞAYAN...
Herhangi bir restoranın menüsüne yeni bir ürünün gireceğini duyduğumda kendi sabırsızlığımı, mağazanın önünde Harry Potter kitabı veya PlayStation lansmanı kuyruğunda bekleyenlerle özdeşleştiririm.
Paddy’se gittim ve garsona “Menüde henüz yok ama Café de Paris Soslu Bonfile yaptığınızı duydum, getirebilir misin?” dedim şaşırdı ama kabul etti... Kendisi de bir sommelier edasıyla bana Terra’nın Boğazkere-Öküzgözü kupajını önerdi... Ben de yeni açılmış bir şişeden bunu kabul edebileceğimi söyledim... İyi anlaştık. Çerezlerimi de masama getirip koydu...
Yemek geldiğinde sonuç çok iyiydi, mükemmele yakındı... Yumuşacık ağızda dağılan orta pişmiş bir et, tam kıvamında hazırlanmış lezzetli bir sos, sote sebzeler, patates püresi ve kaşarlı mantar... Gönül rahatlığıyla 10 üzerinden 9’u verdim...
Fransa’daki “Café de Paris”in sosu bir sır tabii ki, kimse tam formülünü bilmiyor ama, KKTC gibi bir yerde neyin isim hakkı ya da tesciline değer veriliyor ki bunun da verilsin...???
9/10
Paddy'sin lokum kıvamındaki "Café de Paris" Soslu Bonfilesini de aklınızı bir köşesinde tutun... ;)
Herkese lezzet dolu günler ve sağlıklı yıllar dilerim...