HABER KIBRIS

MİLFORD SOUNDS | Halil Paşa yazdı

27/02/2017

MİLFORD SOUNDS | Halil Paşa yazdı
ads

Bir akşam üzeri vardığımız göl kenarına kurulmuş sakin, küçük kasabada, Te Anau'da bir gece konakladık. Pek çok turistin yaptığı gibi ertesi gün Milford Sounds’un yolunu tuttuk. Önce düz bir ovayı, sonra yeşilin koyulaşıp ağaçların sıklaştığı tepeleri, akarsuları, köprüleri gerimizde bıraktık. Durgun sularında, dağları, tepeleri ve çevresindeki ağaçları berrak bir şekilde yansıttığı için adını da bu özelliğinden alan “Mirror Lake” ile tanıştık.



Milford Sounds’a yaklaştıkça dağlardan aşağılara, çıldırmış adeta uçarcasına akan beyaz köpüklü sular giderek daha görünür, dereler daha bir çağlar oldu. Birkaç kez durup suların bu coşkusunu fotoğrafladık. Yolun her iki yanında yüksek çam ağaçlarının arasında seyrettik. Ormanlarla kaplı yemyeşil vadileri aştık. Dağlardan gümbür gümbür gelen akarsularla karşılaştık. Sanırım Yeni Zelanda’nın en güzel sürüş yollarından birisiydi bu yol. Sonunda az gittik uz gittik masalımsı güzellikteki yerlerden geçtik ve bir tünelin önünde araba kuyruğuna girdik.



Tüneli geçince artık, dağlardan taşlardan, her yandan sular akmaya, yağmur serpiştirmeye, hava giderek kararmaya yüz tuttu. Te Anau’dan yola çıkalı neredeyse üç saati geçmişti. İklim, bitki örtüsü, akarsular, göller, her şey o kadar değişmişti ki…

Dünyanın sekizinci harikası olarak da adlandırılan Milford Sounds’a vardığımızda, iskelede, seferden gelen ve on beş dakika içerisinde yeniden sefere çıkan feribotlara binmek için kuyruk olmuş insanlarla karşılaştık.

Önceden ayırttığımız yeri bir de “confirm” ettik.



Ve saat 13.00’de başlayacak sefer için zamanı iple çektik.

Derken gemiye bindik. Gemi durgun ve gümüşi sularda ilerlediğinde, yağmur şiddetini artırmaya, sis de inadına, iki yanımızda dikine yükselen kayalık dağlara örtü olmaya devam etti.

Gemi hareket ettikten 10 - 15 dakika kadar sonra, sağımızda, yükseklerden köpürerek fiyordun sularına karışan “Browen Falls” kesti önümüzü. Yüz metreden çok daha yüksekten köpürerek dökülüyordu.

Bir ara fiyordun kıyısında, dağların yanında minnacık kanolarında kürek çekenlere rastladık.

Bu arada yarım saat geçmiş, her iki yanımızda yükselen yüksek uçumlardan ince uzun sarmaşıklar gibi kayaları yalayarak hiç durmadan aşağılara akmakta olan sularla karşılaştık. Kimi daha yoğun, kimi daha berrak, kimi daha beyaz…



Gördüğümüz İkinci şelale ise “Stirling Falls” oldu. Gemi sularının düştüğü noktaya kadar yanaştı. Dağların zirvesinden atlayan beyaz köpüklü suların damlacıkları, gemiye kadar geliyor, güvertede olan herkesin yüzüne, vücuduna sıçrıyordu…

Müthiş, heyecan verici bir görüntüydü.

Derken tekne sallandı ve gemi hareket etmesiyle hiç sesini kesemeden aralıksız konuşan genç adam, okyanusa açılan noktaya vardığımızı, düşmemek için dikkatli davranmamız gerektiğini anons etti.

Dönüş yolunda fok balıkları kesti önümüzü. Makinem burada doldu ve kaçırdım.



İskeleye vardığımızda Milfourd Sounds gezintisinin, sis ile pus, yağmur ile deniz, dağ ile uçrum ve nihayet yüksek kayalıklardan düşen, atlayan, fışkıran sularıyla…

Fokları ve Albatros Kuşlarıyla…



Şelalere, denize, her türlü akarsuya doymuş, masalımsı bir gezintinin de sonuna gelmiştik.

Yeni Zelanda dünyanın bir ucunda kalmış bir ülke. Milford Sounds ise dünyanın ucunda kalmış bu ülkenin köşesine ilişmiş bir cenneti miydi?.

Sanırım öyle…

Ama Yeni Zelanda’nın insanlar tarafından keşfedilmeyi bekleyen başka cennetleri de vardı.

Düştük yollara, o cennetleri bulup, gezip, görüp, görüntüleyip yazmaya… 



TAGS: Milford Sounds
MANŞETLER

HK TATİL

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems