HABER KIBRIS

Milliyetçiliğin Örttüğü 'Şeylerimiz'…

06/05/2017

Milliyetçiliğin Örttüğü 'Şeylerimiz'…
ads

Halil Paşa


ÖZERSAY-HALKÇI PARTİ ŞİKAYET ETTİ: “USULSÜZLÜK VAR”

Vatandaşın (Kudret Özersay-Halkçı Parti) Başbakan’ı kızının diploma törenine katılarak yaptığı özel seyahatin parasını devlete ödeterek, tepedeki en başkişi olması nedeniyle, devleti koruması gerekirken devleti zarar uğratmasıyla ilgili bilgi istemiş. Sayıştay da lütfedip verdiği baştan savma tek satırlık “caizdir” mealindeki cevap karşısında, HP Başkanı Özersay da Yüksek Yönetim Denetçisine (Omudsperson) şikayette bulunmuş.

OMBUDSPERSON: “BAŞBAKAN DEVLETİ ZARARA UĞRATTI”

Araştırmasını tamamlayan Ombudsperson Emine Dizdarlı: “Başbakan’ın kamu vicdanını yaralayacak denli devleti zarara uğrattığı” sonucuna varmış. Dizdarlı bu sonuca varırken, avukatlık, hakimlik ve yargıtay üyeliğine varıncaya kadar hukuk tecrübesinin de yardımıyla, bu sonuca varmasındaki gerekçelerini dayandırdığı yasa maddelerini teker teker sıralayıvermiş.

BAŞBAKAN: “OMBUDSMAN HADDİNİ AŞTI”

Konu basın aracılığıyla şeffaf bir biçimde kamuyla paylaşılınca, böyle işlerin “devlet içerisinde gizli kapaklı halledilmesine alışmış” olacak Başbakan feveran ederek, tıpkı önceli Tahsin Ertuğruloğlu gibi; “Ombudsman’ı haddini aşmakla” suçladı. 

OMBUDSPERSON İKİNCİ AÇIKLAMASINDA BU KEZ HARCANAN TUTARI DA AÇIKLADI  

Dizdarlı da, Başbakan’ın “haddini aştı” suçlamasına, “bu benim yasal görevim ve yasam ne gerekirse onu yapıyorum, bütün bu toplumun her şeyi bilmesi gerekir” mealinde ikinci açıklama daha yaparak; “Vatandaşın şikayetini araştırıp halkla paylaşmak benim görevim” dedi ve bu kez Başbakanın seyahatteki harcamalarının toplamını da açıkladı.

Dizdarlı sayesinde vatandaş da Başbakan’ın bu günlük özel seyahati için maiyetindekilerle devlete ödettiği meblağın 16.765 lira 54 kuruş olduğunu öğrendi.

SEYAHATİN MALİYETİ

Pek çok Kıbrıslı yılda en az bir kez Türkiye’ye seyahate gider. Bu nedenle de herkes bu seyahatte “cimri”, “normal” ve “lüks” takıldığında, kişi başı ne kadar harcama yapacağını kolaylıkla hesaplayabilir.

Bugün uçağa bindiniz. İstanbul’a gittiniz. Öğle ve akşam yemek yiyip gece otelde kaldınız. Sonra sabah kahvaltı (ki beş yıldızlı otelin fiyatına dahil) öğlen yemek akşama Kıbrıs’ta devletin arabası ve şoförü sizi alandan alıp evinize (tabii ki bedava) bıraktı.

İşte 500 tl uçak, 500 tl (beş yıldızlı) otel, üç öğün yemek 50 tl’den *3= 150 TL/kişi başı.

Toplam= 500+500+150=1.150 TL. Lüks takılırsanız aşağı yukarı kişi başı fiyatı bu.

Harcanan 16.765 TL. Böl 8’e. Kişi başı devlete maliyeti yaklaşık 2.100 TL.

Demek ki seyahatin maliyeti lüks değilmiş.

Ya neymiş?

Çok lüksmüş.

VATANDAŞIN BİR KEZ DAHA SİYASETÇİYE OLAN GÜVENİ SARSILDI

Sonuçta giden para devletin, yani vatandaşın parası değil midir?…

Yani bu devlette Ombudsperson konusuna girmeyen ve kamu ile paylaşılmayan pek çok seyahatlerde, Başbakan, bakan ve üst düzey bürokratlar tarafından YURT DIŞI seyahatlerde siyasilerin harcamalarına, devletin korunduğuna, tasarruf edildiğine, zarara sokulmadığına vatandaş nasıl inansın ve güvensin?

Hele de geçmişte, basında bazı siyasilerin don, çorap ve gömleklerini yıkatıp parasını devlete ödettiklerine dair faturaların kopyaları da yayınlanmışsa…

Sonunda “balı bol bulan Arabın hikayesi”ne mi benzedi bu seyahat?

GAZETECİNİN DEVLET AŞKI

Bir gazeteci çıkmış “devlet zarar görür, Ombudsperson Başbakan’a cevap vermemeliydi” diyor.

Devleti zarara sokanı değil ama zarara sokanı ısrarla deşifre eden, devletin Yüksek Denetçisini mi suçlayacağız?

Yazık ki bu sözler, kendine solculuk payesi de biçen bir gazetecimizin kaleminden çıkıyor.

Gazetecinin olayın kamu oyu önünde tartışılmasına sansür de koymaya kalkıyor olması, bunu da “devlet aşkı” ile açıklaması, ancak bizim gibi “milliyetçi akıl tutulmalarının” basın sektöründe hakim olduğu ülkelere özgü müdür?

BAŞKA ÜLKEDE OLSA SKANDAL OLUR İSTİFALAR GELİRDİ

Herhangi bir Avrupa, Amerika hatta demokrasisi gelişmemiş pek çok ülkede böyle bir olay yaşansa, anında Başbakanın istifası, hükümetin bozulmasına yol açacak gelişmeler yaşanır, sayıştaylık, savcılık vb. devletin çıkarlarını korumak ve mali işleri denetlemekle görevli devletin kurumlar harıl-harıl çalışmaya koyulurlardı…

BAŞBAKAN’A SUAT GÜNSEL’DEN “ANLAMLI” MADALYA…

Bütün bunlar yaşanırken, Başbakanımız başta olmak üzere hükümetimiz; Kıbrıs Türkünün haklarını korumakta, Türkiye’nin fiili ve etkin garantisinin sulandırılmamasında ve de vatandaşlarının ve KKTC devletinin hak ve hukukunu sonuna kadar savunmakta kararlı gözükmeye devam ettiler…

Özetle “Milli çıkarların korunmasında azimli ve gayretli gözüktüler!”…

Eh karşılığını da aldılar!

Nitekim geçtiğimiz günlerde, ülkemizin “nadide” yatırımcılarından Suat Günsel, üniversitesinde sayın Başbakan’ı ağırladı ve ona YDÜ’nün altın anahtarını verirken şöyle konuştu:

“Başbakanımı yürekten kutlarım, o devleti yönetirken aklıyla ve zekasıyla, dostluk ilişkilerinde ise yüreğiyle hareket eder, ancak mesele, eğitim olduğunda hem yüreğini hem aklını harekete geçirir. Bu bakımdan layık görülen bu ödülü yüreğiyle ve aklıyla hareket eden başbakanımıza takdim eder ve başbakanımızı kutlarım’ diyerek madalyayı Sn. Başbakan Özgürgün’ün boynuna geçirdi.

Özgürgün madalyayı alır almaz verdiği konferansta; “Kıbrıs Davası Türkiyesiz Halledilemez” (aslında sn. Talat ve sn. Akıncı ile görüşlerinin en çok yaklaştığı nokta burasıdır-hp) diyerek, sorunun çözümü için bir bakıma Kıbrıslıtürk politikacılara çok da gerek olmadığını anımsatmış oldu.

İşin ilginci “milli konularda” bu kadar derin görüşleri olan ve KKTC devletinin bekası için açıklamalarda bulunan sn. Başbakan, nedense Ombudsperson’un bu yurt dışı gezisinde devleti zarara uğrattığıyla ilgili raporu hakkında konuşma gereği bile duymadı. O konuşmayınca gazeteler yazmadı. Gazeteler yazmayınca bu konuda unutuldu gitti mi?

Eh işte… En azından Suat bey kardeşimin madalyasının gölgesinde kaldı!.

MİLLİ ÇIKARLARIMIZ

Milli çıkarlarımızı ancak “milli yatırımcılarımızla” mı koruyabiliriz?

Zaten yatırımcılarımız da işin “milli” cephesini bildikleri için, hükümetimizin sayın bakanlarından geri düşmeyerek, bayrak, cami aşkıyla katıldıkları Kıbrıs’taki AKP ayarlı vatan-millet mitinglerine, gerek en önde yürüyerek, gerekse gazetelere işletmelerinin birer sayfalık destek ilanlarını vererek kendilerinin ne kadar “millici” ve “anti fetocu” olduklarını göstermek konusunda geriye düşmediler şimdiye dek.

Bir milli yatırımcımız hızını alamadı ve gitti Vasilya’da Teleferikten yakasını yeni sıyırmış Gorno Tepesindeki tankın yerini imar etti. Elbette bu “milli tank aşkı”nın gazetelerde bol-bol propagandası da yapıldı.

Ya tankın orada nasıl mahsur kalmış olduğunu gerçek tarihi?

Oradaki savaşta gerçekten nelerin yaşandığı?

Merak eden Halil Sadrazam komutanın kitabını alıp okuyabilir.

Ama konu milli olunca biz tarihi de değiştiririz. Milli’ye uydururuz. Çünkü…

Çünkü bu olaydan bir ay kadar sonra çıktı işin kokusu?

Altınbaş Holding aynı zamanda milli değeri yüksek olan bir plajda yatırım yapmaya karar verdi aniden. Fakat onun bu ulvi ve milli düşüncesine “diğer milliyetçiler”den ses desibeli yüksek itirazlar yükseliverdi birden. Neymiş efendim bu plaj kutsalmış çünkü çıkarma buradan yapılmış.

Halbuki Kıbrıslıtürklerin getto yaşamları sırasında, hafta sonları Rum malı iken ücretsiz girdikleri Başaammo ve altı buçuk milin de ulvi, kutsi ve de milli değerinin Çıkarma Plajından, yani beşinci milden hiç de kalır yerleri yoktu.

Yani bugün denizinde yıkanmak için fahiş fiyatlar ödemek zorunda kaldığımız altı buçuk mil getto yıllarımızın kutsalıydı.

Hem biz Anayasamız ile kıyılarımızın korunmasını ve halkın denize ücretsiz ulaşımını garanti altına almamış mıydık?

Nedir bu milli plaj olmanın ölçüsü?

Kıyılarımızda denize girmek, adamızın Güneyinde olduğu gibi halka açık ve ücretsiz olmadığı, kumarhaneli otellerin fahiş fiyatlarına bırakıldığı sürece, Çıkarma Plajı için biçilen “milli değer”, “diğer milliyetçiler”in çıkardıkları gösterişli bir yaygaradan başka bir şey değildir.

Altınbaş Holding’in Çıkarma Plajını büyük bir otel inşaatıyla betona gömmeyi planlaması ve pek çok yerde Girne kentini çirkin beton bloklarla kirleten Çin Seddine benzer yapılarda imzasının bulunması ne kadar doğru ve milli ise, diğer plajları da halka kapatarak ücretli hale getiren kumarhaneli otellerinki de o denli doğru ve millidir.

Dolayısıyla çıkarma plajındaki son gelişmelerde yükselen milliyetçi itirazlar da milliyetçilikle gözü kör olmuşların ajitasyonundan mülhem bir avaracılığıdır.

MİLLİYETÇİLİK ÇEŞİTLERİ

Ombudsperson-Başbakan arasında yaşanan tartışmanın özetinden girip, milli yatırımcılarımıza karşı itiraz eden “daha milliciler”den çıktık. “Daha milliciler”in, Çıkarma Plajı’nın “yatırımcı millicilere” devrine olan milli itirazları (aslında bunların pek çoğunun betonlaşmakmış, çevre ve deniz kirliliği imiş umurlarında bile değil-hp) sürerken bir de baktık ki…

Kaya Artemis’e çıktığı kaçak katlar, davayı çeken “sonradan millici belediye başkanımız” sayesinde yatırımcısına helal edilmiş. Biz Girne İnisiyatifinden arkadaşlar da, yine bir de baktık ki; otele kaçak katı yıktırmakla ilgili mahkeme kararına rağmen, sonuçta adayarısı yaşamımızda yasaların, haklının değil, millicilerin tarafında olduğunun hatırası kalmış elimizde.

YETİŞEMİYORUZ

Girne’de yalnızca “ÇED Raporu” veya “İyi İdare Yasası” gerektiren çok katlı otel inşaatlarına yetişemiyoruz. O kadar çok hızlı ilerliyorlar ki.

Ne çevrecilik, ne milliyetçilik!

Ne hukuk, ne belediye!

Bu kadar çok paranın ve para kazanma hırsının önünde ne doğru siyaset, ne temiz bir kent, ne de başka bir şey dayanıyor.

Cemaatimizde, her türlü ahlaki çöküşün vites yükseltip ivme ve hız artırdığı günlerden, paranın hayatlarımıza hükmettiği zamanlardan, parayı elinde bulunduranların da yatırımı ve ekonomik büyümeyi insanların yaşam kalitesinin artması diye kolayca yutturduğu, bütün bunların da cemaat olarak bizi yok oluşa sürüklediği “cahiliye” döneminden geçiyoruz...

Yatırımlarından dolayı yatırımcılar çevre konusunda karşılarına çıkan yasaları, hükümet, pek çok belediye reisi ve bürokratlardan aldıkları desteklerle  ilga etmeyi vatanseverlik ve milliyetçilik olarak yutturmakta çaba sarf ediyor ve de başarıyorlar.

Görülen o ki ganimet tükenmiş olsa da, içselleştirdiğimiz ganimet kültürü bizi terk etmemiş hala!

Nitekim devletin servetini savururken, şehirlerimiz toz-toprak içerisinde kanalizasyon kokulu ve çöp yığınlarının bulunduğu pis mekanlara dönüşürken, Girne’yi de projeler çöplüğünün beton ormanlarında boğacak emirnameler çıkarmayı ihmal etmeyen hükümetimiz…

Bütün bu kirliliğin üzerini, “milli dava” uğrunda gösterdikleri “akıl, zeka ve yürek” dolu çabaları karşısında kendilerine takılan “anlamlı madalyalarla” örttüklerini düşünüyorlar.

Beş on aileyi zengin etmek, ya da AKP’nin torpilli sermayedarlarına adada yer açmak pahasına yaşadığımız toprakların kirlenmesine, ne yazık ki biz de seyirci kalıyoruz.

Betona saçılan paralarla kirlenen sokaklarımızı ve kalitesizleşen yaşamlarımızı seyrederken, üç beş çevreci örgüt ve fedakar insanın çabasına da dudak bükerek, “boşuna uğraşıyorsunuz” diyecek kadar da, pısırıklık, cesaretsizlik ve umarsızlık gösteriyoruz.

Vatandaş da yanlarında olmayınca, çevre örgütleri, inisiyatifler de bağırıyor:

“Biz adamızın kuzeyinde, şehirlerimizin ,dağlarımızın, kıyılarımızın bu denli kirlenmesinin hızına yetişemiyoruz…”

KENDİ KİMLİĞİNE KAST ETMİŞ MİLLİYETÇİLİK

Milliyetçiliğin kör ettiği gözlerimiz, en turistik şehrimiz Girne içine edildikten sonra, en güzel dağlarımız oyulduktan, en yaşlı ağaçlarımız köklerinden sökülerek yok edildikten, en güzel koylarımız kirletildikten sonra, yaşam kalitemizi artıracak hiçbir karşılığı olmayan milliyetçi söylemlerle, çıkarma plajını Altınbaş’ın elinden kurtarmakla, ülkeyi kurtaracağımızı mı sanıyoruz?

Aslında pek çok ilginçliklere imza atan, ama bir türlü dünyada hak ettiği yere kavuşamadığına düşünüp bir türlü değerlendirilmediğine yanan ve de kendini çok kurnaz sanan insanlar topluluğu düşünün…

Örneğin belki de dünyada milliyetçiliğin en çok hafızasına yerleştiği cemaatlerden (nevi şahsına küçük topluluklar) biriyiz biz. Ve o denli milliyetçiyiz ki; bunu kendi kimliğimizi yok etmek için kullan(ıl)dığımızı göremeyecek kadar gözümüz kördür.

Anavatan Milliyetçiliğinin, bizi Kıbrıslıtürk kimliğimizden azade kılmış olduğunun bile farkında değiliz.

Bu nedenle Aborjinler, Mauriler ve Kızılderililer dünya yüzeyinde kültürleriyle birlikte iyi-kötü yaşamaya devam ediyor olduklarında, biz Kıbrıslıtürklerin eski şeherliler ile Leymosun ve Baf kültür cemiyetleri, bir de geçmiş tarihimizi anlatan aramızdan üç-beş, yabancılardan beş-on yazar dışında geriye pek bir şey de mi kalmayacak?

Bu akıbetimize de para-güç sarmalına sahip olma adına saplandığımız “Türk Milliyetçiliğimiz” ve yeni geçim kapısı “İslamcılığımız” ile mi ulaşacağız?  

Bizim milliyetçilerin milliyetçiliği kendi kimliklerine kast etmiş bir milliyetçilik mi?



TAGS: halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems