HABER KIBRIS

Müzkereler çöktü, ya bundan sonra?

08/07/2017


ads

Halil Paşa


GÖRÜNÜRDE KONUŞAN İKİ LİDER: ASLINDA MÜZAKERECİLER TÜRKİYE VE KIBRIS CUMHURİYETİ

Minimum tavizi verip maximum olanı koparmak. İki lider yıllardır görüşürlerken, bir yandan da düşüncelerini bir sonraki seçimlerde alacakları oylar meşgul ediyor. Toprakta, garantilerde, adanın askersizleştirilmesinde, yönetimde, özetle çözümden doğacak maliyet ile karşılığında elde edilecek faydaya yoğunlaşmıyorlar bir türlü…

Her iki cemaatin seçtiği müzakereciler, yarım asır geçti, hatta birçoğu, ortak bir çözüme odaklanmadan çekip gittiler bu dünyadan. Çünkü, aynı anda her iki cemaatin de çözümden fayda sağlayabileceğine, çok inanmadılar, çok da kafa yormadılar.  

Nelere konsantre oldular?

Rum yöneticiler; Türkiye’nin askeri üstünlüğün sağladığı bir savaş zoruyla, hukuku bir kenara iterek el koyduğu topraklarının maximumunu geri almaya ve bir daha askeri müdahaleye yol açamayacak şekilde, garantilerin değişip adanın askersizleştirilmesine yoğunlaştı. 

Türkiye hükümetleri ise, adada hamisi olduğu Kıbrıslıtürkler aracılığıyla ve onların güvenliklerini öne sürerek, adada hem kendi vatandaşlarının ve hem de Kıbrıslıtürk cemaatinin çıkarlarını, kendi ülke çıkarlarına tabi kıldılar. Ve “savaşta elde edilenin masa başında verilemeyeceği” şiarıyla “alınmış kalınmıştır” anlayışına yöneldiler.

Rumların toprak ve askersizleştirme ile garantilerin değiştirilmesi taleplerinin tam karşısında yer aldılar…Bu nedenle sorunun çözümü ciddi olarak her gündeme geldiğinde, öncesinde ve sonrasında tıkanıp kaldılar.

Öte yandan görünürde yıllardır iki cemaatin liderleri müzakere ediyor. Ancak aslında müzakereciler Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti. Ama adı “iki cemaatin lideri” olarak konmuş...

Her şeyden önce bundan kurtulmadan adaya çözüm gelse dahi, kalıcı barış gelmez!

ANNAN PLANI’NDAKİ TÜRK “EVET”İ DEĞERİNİ DAHA DA YİTİRDİ.

Bu zirve de çöktükten sonra, artık bir BM, AB, İngiliz ya da ABD vb. yabancı bir diplomatının şöyle düşünmesi doğaldır:

“Geçmişte AKP Türkiyesi, Rumların Annan Planı’na “OXİ” diyeceğini sezmiş olsaydı, referandumda Kıbrıslıtürklerin “evet”ine değil ama “hayır”ına oynardı.”

Demek istediğim Türklerin Annan Planı için çaba gösterip de büyük bir arzu ile sokaklara döküldüğü o günlerin tarihi ve siyasi yorumu şimdi çok daha farklı olarak ele alınmaya adaydır.

Nitekim Kıbrıslıtürklerin “evet”inin, referandumda çoğunluğu sağlaması için RTE ve AKP tarafından desteklenmeleri, bu zirveden sonra, bunun da aslında “çözümsüzlükten aşırı isteklerini nedeniyle karşı tarafı sorumlu tutma” ile malul bir “oyun” olduğu şimdi, eskisinden çok daha ciddi bir biçimde tartışılmaya başlanacak.

Ayrıca bu zirveden ilk anda görebildiğim Anasatsiades’in kendi cemaati adına iki kazanımının olduğudur.

Birincisi; Annan Planındaki Türk “evet”ini, Kıbrıs Sorunun çözümsüzlüğündeki “blame game” oyunun bir parçası olarak önemsizleştirmek.

İkincisi ise garantiler ve asker, Kıbrıs Sorunun çözümü konuşulmaya başlanacağında artık ilk tartışma konuları arasında yer alacağıdır.

Adanın askersizleştirilmesi ve garantiler konusu, bundan sonra BM’nin yanı sıra artık uluslararası alanda ve “çözüm yanlısı” Kıbrıslı Türkler arasında da, giderek daha çok önemsenip tartışılmaya başlanacaktır.

Bu nedenle Türkiye; bu konuda çizgisini “kırmızıdan pembeye”, “milli dava” diye benimsediği Kıbrıs’ı, daha “insan haklarına odaklı” bir dava olarak içselleştirmeye zorlanacaktır.

BUNDAN SONRA NE OLUR?

Aradan geçen 14 yıl içerisinde ne olduysa çok da farklı bir şey olmaz.

Kıbrıslıtürklerde çözüm arzusu ve heyecanı zirvedeki çöküşle birlikte daha da sönümlendi.

Kıbrıslırumlar biraz daha heyecanlı olsalar da sayısal olarak Annan Planı dönemindeki Kıbrıslıtürklerden bile daha çok ve çözüm için daha arzulu ve heyecanlı değiller.

Güney Kıbrıs’ta, ekonomi krize girerken ve hala yaralarını sarmaya çalışırken, Kuzeyde kişi başına düşen gelir ile Gayri Safi Milli Hasılanın arttığı söyleniyor.

Ancak Güneyin sokakları ve caddeleri tertemiz, kaldırımları, parkları, çift şerit yolları bakımlı, şehirleri planlı iken, Kuzeyde sokaklar çer çöp içinde ve kanalizasyon kokusuna yenilmiş, başta Lefkoşa olmak üzere pek çok belediye de çoktan iflas bayrağını çekmiş durumda.

Güney’in; bir devleti, kendi yağı ile kavrulduğu bir bütçesi, ayakları üzerinde duran bir ekonomisi var. Buna karşın Kuzey’in devletini tek tanıyan ülkenin Büyükelçisi bile, kuzeyi yönetenlerin beceriksizliğinden ve akılsızlığından istihzayla bahsediyor. (merak eden TC Büyükelçisi  D. Kanbay’ın F. Toros’un face sayfasına yaptığı yoruma baksın.)

Güney’in plajları halka açık ve denizleri de Kuzeyden çok daha temiz.

Kuzeydeki cemaatin mafyalaşıp içerisinde rüşvet vb. b.ktan alışkanlıklar yaratan beş yıldızlı Casionaları Güney’de henüz yok. Adanın kuzey yarısında, insanların hukuk tanımazlığı, trafik keşmekeşi, imar plansız rastgele ve kötü şehirleşmesi, sonuç olarak da kirletilen doğasıyla yaşam kalitesinin ne denli kötüleştiğinin birer göstergesi.  Bir yandan adaya taşınan nüfusun denetlenemeyip, diğer yandan da ekonominin hal-i perişanına rağmen AKP’nin baskısına ve seçime endeksli verilen vatandaşlıklara, hükümetin hala akrabalarına dağıtmaya çalıştığı ganimet mallara bakınca, hızla dibe vuran bir cemaati tablosu ortaya çıkıyor.

Bundan sonra adanın Güney ile Kuzeyi arasındaki gelişmişlik seviyesinin daha da açılacağını, Güney’in çok daha varsıl, Kuzeyin ise çok da yoksullaşıp daha çok keşmekeş bir yaşama savrulacağını yazmak için kahin olmaya gerek yok!.

Ve kanaatim odur ki, Kıbrıslırumlar, Kuzeyin hal-i perişanına baktıkça, biraz daha yıllar geçip de nesil yenilendikçe, adada birleşmek ve yaşamlarını paylaşmak konusunda çok da istekli davranmayacaklar…

BM elbette çağrı olursa yine hazır olacak. AB Güney ile ilişkilerini kaldığı yerden sürdürecek. ABD ve İngiltere de artık kendi çıkarlarına yardımcı olacak güçlerle, Türkiye ve Kıbrıs Cumhuriyeti ve Yunanistan ile problem yaşamamak koşuluyla, adadaki kendi üslerine yoğunlaşmaktan başka bir şeye odaklanmayacak! 

Kıbrıslı Türkler mi?

Yurt dışına (Türkiye dışına) çıktığınızda, Kıbrıslıtürk dediğiniz zaman “Türkiye mi demek istediniz?” diye sorarlar size… Zaten Annan Planından bu yana yurt dışında yabancıların “Kıbrıslı Türk” kimliğinden anladıkları da bu. Türkiyeli olmak!.

Mevcut hükümetimiz UBP-DP gibi gibi anlı şanlı Türk(ye) milliyetçileri ve taraftarlarının bununla ilgili bir sorunları yok!

Bu minvaldeki sendikalarımızın, derneklerimizin ve Karadenizliler ve Hataylılar cemiyetlerinin de…

Eh, bir yıl daha seçim de yok.

Ne Kıbrıs Sorununa çözüm var ufukta (Türkiye’de adalet arayan CHP bile Kıbrıs Sorunun çözümünde AKP ile aynı akılda) ve ne de denizleri, dağları, dereleri, sokakları, refüjleri, vadileriyle kirletilen doğasının daha çok kirlenmemesi için, az sayıda fedakar üyelere sahip birkaç çevre örgütünün dışında böyle konulara duyarlılık gösteren bir cemaate ve yönetime sahibiz!

Bir yıl daha b.kumuzda mı boğulmaya hazırlanalım Barbaros Şansal’ın dediği gibi?



TAGS: Müzkereler çöktü, ya bundan sonra?, halil paşa
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems