Kıbrıs’ta Yahudi Kampları
O dönemde yaşanan çarpıcı hikayeler
24/06/2012
Naim Pınar
1945-1946 Yılları arasında Kıbrıs on binlerce Yahudi için zorunlu bir yerleşim yeri oldu. Bu bağlamda Holokost kurtulanlarının İngiliz Hükümeti tarafından İsrail Devleti’nin kurulmasından 267 gün sonrasına (10 Şubat 1946) dek Kıbrıs’taki kamplarda hapsedildi. Bu trajik tarihin Adamızdaki boyutlarına bakmadan önce ‘Yasadışı Göçlerle” Filistin’e göç etmek isteyen Yahudilerin II. Dünya Savaşı sonrasındaki kısa tarihine ve göç yollarına bakalım.
Almanya’da Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalist Partisi’nin 1933 de başa gelmesiyle teslim oldukları 1945 tarihler arasında, 340.000’den fazla Yahudi Almanya ve Avusturya’dan başka yerlere göç etti. Ne trajiktir ki, göç edenlerin yaklaşık 100.000’i daha sonradan Naziler tarafından işgal edilen ülkelere sığındı. Alman yetkililer göç edenlerin büyük bir çoğunluğunu sınır dışı etti ya da öldürdü.

Naziler, Avusturya'yı Mart 1938'de işgal ettikten sonra ve özellikle de 9–10 Kasım 1938 tarihlerinde Kristal Gece'de meydana gelen katliamların ardından, Batı Avrupa ve Amerika kıtasındaki ülkeler, bir mülteci akını başlamasından endişe etti. Bu endişelerinde haklı çıktılar. Mart 1938–Eylül 1939 yılları arasında, (120.000 Yahudi göçmeninden) 85.000 kadar Yahudi mülteci Amerika Birleşik Devletleri'ne ulaştı. Ancak bu rakam, sığınacak ülke arayan kişilerin sayısının çok altındaydı. Göçmen kotasının 27.000 olmasına karşın, 1938'in sonunda 125.000 kişi vize almak için Amerikan konsolosluklarında kuyruğa girdi. Haziran 1939'a kadar, vize başvurularının sayısı 300.000'i geçti. Başvuruda bulunanların çoğuna vize verilmedi. Bolivya'nın 1938–1941 yılları arasında 20.000'den fazla Yahudiyi kabul etmesine karşın, yalnızca Dominik Cumhuriyeti, Temmuz 1938'deki Evian Konferansı'nda çok sayıda mülteciyi kabul etmeye hazır olduğunu bildiriyordu.
Mayıs–Haziran 1939'da, Amerika Birleşik Devletleri Almanya, Hamburg'dan St. Louis transatlantiği ile gelen 900'den fazla Yahudiyi ülkeye almadı. Bu olay büyük yankı uyandırdı. Kübalı yetkililer mültecilerin transit vize hakkını kaldırdığını ve hali hazırda Amerika Birleşik Devletleri'nden vize almayı bekleyen yolcuların ülkeye girişini yasakladığını ilan ettikten kısa bir süre sonra, St. Louis Florida kıyılarına ulaştı. Amerika Birleşik Devletleri'ne alınmayan gemi Avrupa'ya dönmeye zorlandı. Büyük Britanya, Fransa ve Hollanda hükümetlerinin her biri gemideki yolcuların bir kısmını mülteci olarak kabul etti. St. Louis'teki 908 yolcudan Avrupa'ya dönenlerin 254'ünün (yaklaşık yüzde 28'i) Holokos esnasında hayatlarını kaybettiği biliniyor. 288 yolcu İngiltere'ye sığındı. Avrupa'ya dönen 620 kişiden, 366'sı (yüzde 59'dan fazla) savaştan sağ çıktı.

60.000 fazla Alman Yahudi, büyük bir kısmı Haavara (Transfer) Anlaşması koşullarına göre, 1930'larda Filistin'e göç etti. Almanya ve Filistin'deki Yahudi yetkililer arasındaki bu anlaşma Yahudilerin Filistin'e göç etmesini kolaylaştırdı. Yahudilerin Almanya'dan göç etmesinin önündeki en önemli engel, dövizin ihracını yasaklayan Alman mevzuatıydı. Haavara Anlaşması'na göre, Almanya'da Yahudilere ait mülkler uygun bir şekilde tasfiye edilecek ve elde edilen gelir Alman ürünlerinin ihracı yoluyla Filistin’e transfer edilecekti.
1939'da İngiliz Parlamentosu tarafından onaylanan politik ilkeler beyannamesi “Beyaz Kağıt” (White Paper) Yahudilerin Filistin'e girmesini sınırlayan sıkı önlemleri içeriyordu. Konuksever ülkelerin sayısı gitgide azaldıkça, on binlerce Alman, Avusturyalı ve Polonyalı Yahudi vize gerektirmeyen Şangay'a göç etti. Japonya'nın kontrolündeki Şangay International Settlements 17.000 Yahudiyi kabul etti.
1941'in ikinci yarısında, Nazilerin toplu cinayetle ilgili henüz doğrulanmamış raporları Batı'ya sızarken dahi, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı ulusal güvenlik endişesi nedeniyle göçe ilişkin daha sıkı kısıtlamalar getirdi. İngiliz kısıtlamalarına karşın, sınırlı sayıdaki Yahudi savaş sırasında “Yasadışı Göç” (Aliyah Bet) yoluyla Filistin'e girdi. İngiliz hükümetinin özel Kindertransport (Çocuk Sevkiyatı) programıyla 10.000 Yahudi çocuğun ülkeye girişine izin verilmiş olsa da, Büyük Britanya'nın kendisi de 1938–1939'da göçle ilgili kısıtlamalar getirdi. Savaşın ardından sağ kalan yüz binlerce kişi Almanya, Avusturya ve İtalya'daki Batılı Müttefikler tarafından idare edilen zorla göç ettirilmiş insanların kampında kalacak yer buldu. Kota sisteminde zorla göç ettirilmiş kişilere öncelik verilmesini sağlayan 1945 Truman Doktrini, zorla göç ettirilmiş 16.000 Yahudi'nin Amerika Birleşik Devletleri'ne girmesine izin verdiyse de, ülkede göçle ilgili kısıtlamalar hâlâ yürürlükteydi. Holokost kurtulanları, yasadışı göçlerle Filistin topraklarına her fırsatta gizlice göç etmeye çalışmışlardır. Göçler sırasında güzergâhlarının Akdeniz’den geçmesi kaçınılmazdı. 14 Ağustos 1946 tarihli Kıbrıs’taki Söz Gazetesi’nin İlk sayfasında “İngiliz Sömürgeler Bakanının Yahudiler Hakkındaki Demeci” başlığı altında verilen haberden İngiltere’nin Filistin topraklarına yapılan Yasadışı Göç konusuna nasıl baktığını anlıyoruz.
Kıbrıs’taki Yahudi kampları hakkında söylenebilecek en doğru bilgileri bu kamplarda o dönem gönüllü öğretmenlik yapan İbrani Üniversitesinde Profesörü Emanuel Gutman’ın, Kıbrıs Üniversitesi’nde ‘Kıbrıs’taki Yahudi Toplama Kampları (1946-1949): Yaşayan Bir Görgü Tanığının Anıları’ adlı konferansta Kıbrıs’ta zorla tutulan 52 bin Yahudinin hayatlarının nasıl olduğuna dair verdiği bilgilerden anlıyoruz. Bakın 7 Aralık 2011 Şalom Gazetesinde bu konferanstaki bilgileri derleyen Edi Yakar’ın yazısından Prof. Gutman’ın anlattıkları: Savaş sonrası Avrupa’dan kaçan Holokost kurtulanları, şimdi İsrail Devleti olan topraklara doğru göç etmeye başladılar ama İngiliz kotaları nedeniyle kendilerini bu topraklara girme yasağı ile karşı karşıya buldular. Kanun dışı yollarla göç etmek zorunda kalan Yahudiler, gemilere binerek kendilerini bekleyen kaderden habersiz olarak Akdeniz’i geçmeye çalıştılar. İngiliz donanması toplamda 52 bin yolcu taşıyan bu gemilerden 39’unu ele geçirdi ve yolcuları Kıbrıs’a gönderdi. İngiliz hükümeti adada Yahudi mültecilerin bu girişimlerini engellemek için toplama kampları oluşturdu. Büyük çoğunluğu Holokost kurtulanı olan bu kişiler, Kıbrıs’ta birkaç yıl dayanılmaz koşullara göğüs gerdiler.
.jpg)
En yoğun dönemde Kıbrıs’ta birbirinden 50 km uzaklıkta iki farklı bölgede toplanmış dokuz kamp bulunmaktaydı. Bunlar Karakol (Caraolos), Gazimagosa’nın kuzeyi ve Larnaca’nın dışında Dekhelia’ydı.
Kamplarda tutulan kişilerin çoğunun13 ile 35 yaş arasında olduğunu anlatan Gutmann, 1946 ile 1949 yılları ararsında günde ortalama üç bebeğin, toplamda da iki bin bebeğin bu kamplarda doğduğunu söyledi. İngiliz hükümetinin emriyle binaların çevrelerine tel örgülerin çekilmesinin inanılması güç bir durum olduğunu söyleyen Gutmann, bu kampların II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden iki yıl sonra inşa edildiğinin altını çizdi. Profesör, Nazi zulmünün yaşandığı Avrupa’dan kaçmak isteyen Yahudilerin bu kamplarda zorla tutulmasının akıl dışı olduğunu vurguladı.”
Hür Söz Gazertesinin, 3 Aralık 1947 tarihli 428. Sayısından anlıyoruz ki, Kıbrıs’taki kamplarda tutsak olarak yaşayan Yahudiler için Filistin’de bir devletleri olacağı haberi onları çok heyecanlandırmıştır. Hür Söz’ün “Kıbrıs’taki Muhacir Yahudiler Bayram Yapıyor” başlıklı haberi, Kıbrıs’taki tutsak Yahudilerin hissiyatını ortaya koymaktadır.
Sonunda, İsrail hükümetinin müdahalesi ile İngilizler yavaş yavaş kampları boşaltıp bu kişilerin İsrail’e gitmelerine izin verdi. 10 Şubat 1949’da, İsrail Devleti’nin kurulmasından 267 gün sonra, son Yahudi de Kıbrıs’taki kamp sınırlarından özgür bırakıldı.








































































































































































































