Müzakere sürecinde alt edilmesi gereken nedir?
22/02/2012
Cenk Uzunoğlu
Teslim olmak veya ikna olmak bir ihtilafın çözülmesi için mevcut olan opsiyonlardır.
Kıbrıs sorununda biz bu iki opsiyonu çoktan geçtik. Her ne kadarda karşılıklı silahlanma, su ve doğalgaz konuları gözdağı vererek kamuoylarını teslim almaya ya da teslim olmamaya yönelik adımlar olsa da ihtilafın çözülmesi için bugün gerçekçi alternatifler değil.
Rumlar için teslim alma ve ikna bu ihtilafın başlangıcında var olan opsiyonlardı.
Rumlar ilk önce bizi yalnızca Kıbrıslı olmamız gerektiğini söyleyerek ikna etmeye sonra da göçe zorlayarak teslim olmamız yolunda ilerleyerek ihtilafı kendilerince çözmek istedi.
Müdahale edilmese bunu belki de başarabilirlerdi.
Müdahale edildi ve adada bir denge kuruldu.
Askeri açıdan Türkler, siyasi ve ekonomik açıdan da Rumların üstün durumda olduğu enteresan bir denge kuruldu adada. Bu dengenin ortasında da İngiliz üsleri konumlandırıldı.
Zaman geçtikçe bu müdahalenin kurulması hedeflenen denge için yapıldığını sanırım hepimiz anladık. Ama geçen sürede tarihin ördüğü olayların oluşturduğu dört duvar arasında da mahkum olduk.
Yanlış anlaşılmasın iyi ki de bu müdahale yapıldı.
Hem haklı hem de ölü veya yok olmuş olmanın bir marifet olmadığını düşünürsek, yalnızca bizim isteğimiz ve mücadelemizden dolayı değil başka ulvi sebeplerden dolayı bu müdahalenin olmuş olması bu görüşümüzü elbette değiştirmezdi.
Her iki tarafın kendi hallerine bırakıldıklarında aralarında ihtilafın devam edeceği ortamın yaratılması lazımdı. Bunu başarmak çok da zor olmadı.
Bu düşüncelerle yıllardır devam eden sürece arabuluculuk yapanların gözünden bakarak ne yazardım dedim.
İş hayatında irili ufaklı ihtilaflarla karşılaştım.
Bu konuda iddialı değilim. Tecrübeli miyim emin değilim.
Ama eğer tecrübe yapılan hataların kibar adıysa. İhtilafla mücadele ederken çok hata yaptım ve çok hata yapanını gördüm.
İhtilafla baş etmenin olası yolları ve sonuçlarını Kıbrıs sorununu düşünerek başladım sıralamaya.
Bir ihtilafın çözümlenmesi taraflardan birinin teslim olması veya ikna olması ile sonuçlanabilir dedik yazının başında.
Kötü bir sonuç gibi gözükse de büyük resmi ve toplam ilişkiyi ve çıkarları korumak adına bu yapılabilir.
İhtilafı çözmenin üçüncü yolu problemi çözmeyi ertelemektir.
Taraflar için maliyetin daha fazla olabileceğini düşündürtmesi için düşünülebilir.
Masadaki ezberlerin bozulmasını ve yeni liderlerin yeni söylemlerle çözüm üretilmelerine zemin oluşturması için de atılabilecek bir adımdır.
Çoğu zaman çözümü getirmez, ama ihtilafı ortadan kaldırabilir.
Zamanlaması iyi hesap edilmelidir. Geri de tepebilir.
Dikkat edin BM bunu dile getirir gibi oldu ama burada durup şu soruyu sormak lazım.
Her iki tarafta da görüşmeleri süresiz erteleme oylansa sonucu ne olur?
İhtilafla baş etmenin diğer bir yöntemi birlikte çözüm üretmektir.
Sen ne kazanacağına odaklanırsın karşı taraf da kendi kazanacağına odaklanır.
İş hayatında bunun yeri vardır ve birçok anlaşma bu şekilde yapılır.
Burada bir püf noktası vardır.
Eğer ihtilaf masada konuşulduğu şekildeyse bu yöntemle çözüm bulmak mümkündür.
Ama değilse, başka bir sebebi varsa boşuna zaman harcamaktır bu.
Taraflar problemi ayni şekilde algılamazlarsa problem çözülemez.
Sorulması gereken soru, gerçek problem konuşulan konular mı sorusudur.
Hep dolaylı konuşuluyor gerçek problemler dile getirilemiyorsa boşa zaman harcamaktan öte bir sonucu olmaz. Nitekim bizde de böyle olmuştur. Yıllardır farklı görüşte olduğu düşünülen liderler değişmiş ama sonuç değişmemiştir.
Diğer bir yöntem ilgilenmiyorum, gidiyorum deyip çözümü dikte etmektir.
Bütün güç tek bir noktadaysa ya da toplanabiliyorsa bunu yaparsınız. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti bu şekilde yapılan bir anlaşmayla kuruldu.
Daha çok doğu kültüründe karşılaşılan ihtilafla baş etme yöntemi de kıyasıya pazarlık etme yöntemidir. Pazarlık genellikle tek bir unsur üzerinde yapılır. İhtilafın en önemli noktası belirlenir ve ortak nokta arayışı başlar. Bu genelde iş hayatında paradır, yüzdedir veya zamandır.
Düşünüldüğünde bu her iki taraf için pahalı bir çözümdür.
Aradaki fark paylaşıldığı ve katkı sağlanmadığı için.
İş hayatında ihtilafı tek bir unsura indirgeyip çözmek pek tercih edilmez ve başarı olarak algılanmaz.
Pazarlık ve müzakere çağrıştırdığı anlam itibariyle yakın kavramlardır ama bu iki kelimeyi birbirinden ayıran önemli bir fark vardır. Pazarlık tek unsur üzerinden yapılır. Müzakerede ise amaç bu unsurların sayısını mümkün olduğunca artırmaktır.
İhtilafı çözmekteki diğer yöntem müzakere etmektir. Müzakere etmenin bir maliyeti olur, ama hedef kazanç elde etmektir. Bir şey alabilmek için bir şey vermek lazım. Bunun için belirlenecek olan pazarlık unsurları çok önemlidir.
Müzakere sürecinde verdiğim şey benim için kolay karşı taraf için de önemli olacak. İşin püf noktası budur.
Tüm bu opsiyonların en sonunda başvurulan yöntem de hakemlik müessesesidir. Belirsizlik ve sonrasında da ilişkinin devam edeceğini düşünürseniz, iyi bir kararla bile sonuçlansa ilişkininin nasıl olacağı ve sürdürülebilir olup olmayacağı düşündürücüdür. Görüşmelerin geldiği noktada çoklu konferans söylemi de bu hakemlik müessesidir. Bunun dile getirilmesi diğer bilinen tüm ihtilaf çözme yöntemlerinin yeterince denendiğinin de göstergesidir.
Şimdi bu yazdıklarımı göz önüne alarak 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasına zemin oluşturan anlaşmayı İngiltere onaylayarak kendinin de sıcak çatışmanın içerisinde olduğu bu ihtilafı hangi yöntemle çözdüğünü düşünün.
İngiltere adanın yönetimini bırakarak teslim ve ikna mı oldu, müzakere mi etti yoksa kendi çözümünü kendisi mi dikte etti? O günün koşullarında öncelikli olarak talep edilen neyse verdi ama karşılığında kendisi için en önemli unsur olan üsleri aldı ve köşesine çekildi. Rumlar ve biz de hayal etmesi zor olan bir şeyi elde ettiğimizi düşündük.
İhtilafı çözmek için olguları değil algıları yönetmek ve pazarlamak lazım.
Müzakere sürecinde başarı için arabulucuların taraflarla birlikte alt etmesi gereken kavram budur.
- Denetim ve kontrol yarattığı algı kadar güçlüdür!
- Varlığımız var ağırlığımız yok siyaseti!
- İlk adım atılsa…
- İç siyasetteki “egemenler” onurlu çıkış kapısını bulabilir mi?
- Ara çözüm denense nelere yol açar?
- Başarının resmini hangi olguların oluşturacağı bellidir ama…
- Kıbrıs üzerinden ''milliyetçilik'' daha ne kadar sürdürülebilir?
- İngilizce veciz bir kelimenin düşündürdükleri
- Gönülden geçeni değil rasyonel olanı konuşabilmek
- Konjonktür neyi işaret ediyor?
- TÜM YAZILARI için tıklayınız

















































































































































