HABER KIBRIS

Neden sevemiyoruz ki?

16/01/2017


ads

Perihan Şahin Bal


Önce ezeli sonrada ebediyeti yarattı yaradan. Hiçbir canlı ve cansız diğerinin aynı değildi. Küçük bir taş parçası bile diğerinden farklıydı. Çiçeklerin kokusu, rengi, hayvanların dokusu, dengi farklı farklıydı.

Ve… Tanrı insanı yarattı.

İyiliği ve merhameti sınırsız olan insanın, hamuruna kötülük koymadı. Ama kötülüğü taşıyabilecek azıcık bir kıvam ekledi.

Sonrada bu kıvama bir parça karamsarlık,

Birazcık unutkanlık,

Bir tutam sabırsızlık,

Bol miktar da da sevgi koydu,

Yaradan yarattığı toprak bedene;

Nefesinden nefha, Suretinden suret, Ruhundan ruh verdi,

Yaratıcı;

Affedici, gören, duyan, koklayan, hisseden, tatları tadan, en rahmani ve insani duygu olan sevmeyi, aşkı verdi,

Ama her şeyi sevmek!

Yerdeki karıncayı,

Daldaki öten kuşu,

Toprak altında uyuyan yılanı,

Suyun üstünde açan nilüferi…

Sevgi neydi?

Ya sevmek… Sevilmek neydi?

Kâinattaki her şeyi, her canlıyı, her olayı, her olacağı etkileyen sihirli bir olgudur sevgi, sevmek, sevilmek, aşk, muhabbet…

Sevgi üzerine çok şey söylenebilir… Çok yazı yazılabilir, yazılmıştır ve yazılacaktır da.

Sevgi varsa seven ve sevilen de vardır, orada aşk vardır.

Aşk varsa;

Nergislerin, lalelerin, sümbüllerin, kokusundan sarhoş olur bülbüller.

Yaprakların üzerinden kayıp giden su damlaları kadar durudur sevginin yükü.

Doğan çocuk bile başka gözle bakar dünya ya!

Denizdeki balık, farklı enerjiyle yüzer.

Uçan kuşkanadını başka çırpar.

Sevilmek; ışıltısını saça saça kırılan dalgalara benzer,

Sevilmek; Yükünü taşıyamayan kristal yağmur bulutlarına benzer.

Suya değen yıldızlara havuzlara, havzalara sığmaz sevenin yürek deryası.

Şavklar... Şualar!

Yakamozlar… Şevkler!

Hepsinin kimyasında sevgi vardır…

Sevgisizlik; fırtına öncesi yağmur kuşlarının huzursuzluğuna benzer,

Sevgisizlik; Gözleri olmayan, toprak altında el yordamıyla toprağı kazan karanlıktaki köstebeğe benzer,

Sevilememek; bir baykuşun yalnızlığına, yüreğindeki çöreklenen karanlığına benzer…

Sevilememek; uzun emekler çekilerek taa uzaklardan getirilen, ama akmayan çeşmeye benzer,

Neden sevemiyoruz ki yerdeki karıncayı?

Gökteki süzülen güvercini,

Tarladaki sığırcığı,

Ormandaki minik serçeyi,

Yaratanın özene bezene yarattığı, yeşilin bin bir çeşidi bulunan, balta girmemiş ormanlarını,

Sevgiyi taşa verin taşın ruhunu, dokusunu hissedersiniz. Şekil alır, obje olur.

Yeter ki! süje olabilelim…

Sevgiyi kuru kütüğe verin kütük sembol olur… Ruh alır yaşar yaşatır birçok manaları…

Yeter ki! Zanaatkâr ruhumuzu görebilelim

Tebessüm edip her birine ve tebessüm almak her bir canlıdan, cansızdan!

Ne büyük muhabbettir.

Yaratılırken en mükemmel yaratılan insanı sevmek…

Güzelliğiyle, çirkinliğiyle.

Hatasıyla, doğrusuyla.

İyisiyle, kötüsüyle.

Olduğu gibi… Yalın!

Ama illa da sevmek… Sevebilmek!

Aileyi sevmek, akrabaları sevmek,

Sokağındaki insanları sevmek,

Köyünü, köyünün çeşmesini, sıra sıra selvilerini sevmek…

Sevmeğe bir kişiyle başlayıp, tüm dünya insanını ve kâinattaki canlı cansız varlıkları sevebilmek.

Alemlerin en güzeli olan dünyada ve kainatta ki, tüm yaratılanları sevebilmenin üstesinden gelmek…

Lakin sadece sevmekle kalmayıp, sevdiğimizi de söylemektir asıl olan.

Ötelememeden… Yorulmadan, darılmadan ufak şeylere bahane bulmadan,

Değer verdiğimizi hissettirmeliyiz hayatımızdaki yüreği, yüreğimize yakın canlarımıza.

Gerek eşimize, arkadaşımıza, sevgilimize, kardeş, ana, baba, evlat, oğul, kız, kızan…

Uzun lafın kısası sevdiğimiz, özel kıldığımız her bireye içimizden geldiği gibi ve her zaman sevdiğimizi sıkça söylemeliyiz:

‘’Ben çekiniyorum’’ ,

‘’söylersem şımarır’’ yada,

‘’ o ne der , bu ne der’’ gibi türlü bahanelerle bunu asla geciktirmeden.

Sevdiğimizin, ya da gönül bağı, kan bağı, can bağı olduğumuz her bir kişinin ellerini sımsıkı tutmalıyız… Hayallerimizi ya da söyleyeceğimiz güzel sözleri ertelemeden.

Gelecek zamanın, ne kadar geleceği belli değil!

Hiçbir konuda sevdiklerimizi yalnız bırakmamalıyız, o zaman dayanışmayı görürüz.

Ayni yardımın bize dönüşüne de şahitlik ederiz…

Sevgi, çocuk gibidir! Beslenme ister, avunma ister, ilgi ister.

Sevgi, balkondaki çiçek gibidir! Su ister… Güneş ister. İlgi ister.

Sevgi kafesteki kanarya gibidir…besin ister…muhabbet ister…değer ister…ilgi, alaka ister..

Sevmek iletişimdir. Paylaşımdır. Bir dilim ekmeği paylaşıp, birlikte ayni hayali kurabilmektir…

Hediyeleşmek sevgiyi artırır… İlişkiyi zenginleştirir.

Hassasiyet sevgiyi besleyen en önemli etkenlerdendir. Sevgiden ne bekliyorsak, bizde onu vermeliyiz sevdiklerimize.

Uzaklarda bir çocuk üşüyorsa,

Bir kız çocuğu okula gönderilmiyorsa,

Bir kadın şiddete maruz kalıyorsa,

Yabancı diye bir mültecinin evi kundaklanıyorsa,

Masum askerlerin yoluna mayın konuluyorsa,

Çoluk çocuk, kadın erkek demeden insanların toplu oldukları yerlere bombalı saldırılıyorsa,

Sırf zevk olsun diye bir hayvanın canı yakılıyorsa,

Kendi çıkarları için ormanlar katlediliyorsa,

Bilin ki bu kötülüklerin sebebi!

Bunları yapanların insan olabilme yolunda, hamurlarına sevgiyi katamadıklarındandır!

Sevmeyi beceremediklerindendir!

Sevilmeyi tatmadıklarındandır!

Bakın görün sevmeyi başarınca neler değişecek neler!

Dünyanın iyilik iksiridir, sevmek…

İnsanın sevdiğinden göreceği sevgi derecesi, Yaradan’a olan sevgiyle yakın değerdedir.

Çevremizdeki sevdiğimiz insanları, bizi seven insanları, razı edemeden Rabbinin rızasını beklemek beyhudeliktir.

Dostoyevski der ki. ’’İnsan en çok severken insandır’’

Sevgiyle kalın! 



TAGS: perihan bal
MANŞETLER

HK Perihan Şahin Bal

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems