HABER KIBRIS

Neyiz bilelim: Kuş muyuz aslan mıyız?

07/03/2017


ads

Eşref Çetinel


Doğrusu ya müzakeresiz hayatın da tadı tuzu olmuyor! Ki yıllarımızı nesilden nesile devrettiğimiz ulusal miras gibi müzakerelerle geçirdik. Biri başarısızlıkla sonuçlandığında diğerini gözledik.

Buna eskiler “mukadderat” derlerdi. Kaçınılmaz kader! Rumlarla Türkler yan yana yaşamaya devam ettikleri sürece de “müzakereler” hayatımızda hep olacaktır hatta çözüm olsa da! Dolayısıyle “müzakereler sonlandı ne olacak halimiz diye” hayıflanmayın. Allah bir kapıyı kapatırsa diğerini açar. Kaldı ki Rum tarafının da müzakerelere büyük ihtiyacı vardır çünkü çözümsüzlüğün yarattığı gelecekler bilinmezliği fena halde canını sıkmaktadır! Mesela şu hidrokarbon yatakları!

GAZ SORUNU: Henüz ortada deniz yüzüne çıkmış gaz falan yok ama kokusu fena savruluyor! Mesela geçen hafta Sn. Akıncı konuşmaları arasına sıkıştırdıydı. Diyordu ki “Fransız Total şirketi Haziran ayında Kıbrıs açıklarında yeni sondajlara başlayacak, Rum tarafı ile Yunanistan Türkiye’nin müdahalesinden çekiniyorlar!”

Gerçekten de bir gerginlik yaşanır mı? Türkiye’ye baktığımızda burnuna kadar “sorunların içine” gömüldüğünü görüyoruz. Her halde savaş halindeki Suriye dışında şu anda dünyada bu kadar çoklu sorunlarla boğuşmak zorunda kalan bir başka ülke yoktur. Yani artık Türkiye “gerginliklerle” beslenen ülke durumuna geldi. Ekonomisini de kaçınılmaz olarak bu olağanüstü halin üzerine oturttu. Demek istediğimiz doluya tutulanın yağmurdan ne korkusu olacak!

OLUMSUZ ETKİLER: Tabi ki kimseler zaten gergin olan bölgede yeni çatışmacı ortamların yaratılmasını istemez. Ancak “Rum tarafının Türk tarafını yok sayarak sürekli genişlettiği münhasır ekonomik bölgeleriyle sondajlarına seyirci kalınması da beklenemez! Çünkü:

Artık bu “müzakereler süreci” Rum’un adadaki Türk halkını ellerini ayaklarını sıkı sıkıya bağlayıp hareketsizliğe mahkûm ettiği bir taktik siyaset haline getirildi! Nitekim 1963’lerden beridir “adanın tek tanınmış devleti rolünü” oynarken, Türk tarafını müzakerelerle oyalamakta, ambargolardan dünyadan tecrit etmeye kadar her türlü baskı ile büyümesinin önünü tıkamaktadır. Dolayısıyle kendisi münhasır ekonomik bölgeler ve hidrokarbon yataklarına bile sahip olacak devlet yetki ve büyüklüğüne ulaşırken; Türk tarafını “korsan devlet, işgalci” gibi karalamalarla adeta Kuzey’e çakmış yerinden bile kımıldayamayan bir siyasi konuma sokmuştur! İnsaf ama! 43 yıldır süregelen bu insanlık dışı “baskı ve tecrit” daha fazla devam edemez!

STATÜ GEREK: Bu nedenle diyoruz artık müzakerelere şekil vermek gerekir. Mesela: Masaya hangi statü ile oturuyoruz? KKTC olarak mı? Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortağı halk olarak mı? Kurucu Türk Devleti olarak mı? Mesela bilmiyorum ama Sn. Akıncı’ya müzakereler safhasında Anastasiadis yahut Eide “Mr. Prsedent” diyorlar mı? O zaman ne diyorlar?

KISACA: Rum tarafı yine çözümsüzlüğe oynuyor. Yeter ama! Neyse şu A, B planları sokun devreye de geleceğimizi görebilelim gayrı.

KKTC’Yİ KEMİREN KURTLAR



Serçe parmağım kadar bile değil. Fakat musallat oldu muydu kemire kemire asırlık ağaçları bile kurutur.

Tahta kurdundan söz ediyorum. Girdiği yeri oya gibi işleyerek çizgiler halinde labirentler oluştururken yaptığı tahribat boyundan çok daha büyük olur! Ve anlarsınız ki “zarar verenle zarar verilen” her zaman doğru orantılarda değildir. KKTC’nin yapısallığını kemiren kurtlar gibi: Mesela: “Popülizm, partizanlık, siyaseti kişisel hırsların tatmininde kullanma, belirli çıkar çevrelerini kayırıp avantalarına kanunlarla ortam hazırlarken memleketin topraklarını yağmalattırma…”

EVET KKTC bir “hukuk devletidir” ama o hukukun “marka” olacak denilen bir Girne’yi kurtarmaya yetmediğini hep birlikte görmüyor muyuz?.. Yavuz Çıkarma Plajına göz diken doymak bilmez iştahın insanlarına “yatırımcı” kulpu takılmış etiketlerinden dolayı büyük imtiyaz ve ayrımcılık tanımak hangi hukukun üstünlüğünde vardır?.. Mağusa’da DAÜ’ye ait Vakıf arazisini şu kadar milyon sterlinlerle ellerden ellere aktararak “yap işlet devret” aklına yedirerek birilerine kıyak çekmek midir hukuk?.. Sayıştay üyelerini atarken bile hükümet krizi yaratılmasının hangi hukuki izahı olur?..

Mesela tüm Kurumlarımızın şaibeli olması bir rastlantı mıdır? Ki devleti çalıştırıp yaşatacak olan o kurumlardır ama önem ve işlevlerini daha yeni yeni anlıyoruz! Anlıyoruz ama 42 yıldır bu devleti kemire kemire eritip un uğra haline getiren “kurtların” ve “kurtçukların” şerrinden hiç birini kurtarmak mümkün olmadı!

KANUNLAR kitaplarda yazılıdır. Okuyup anladığınızı sanırsınız ama nafile! Çünkü kimse olay gerçekleşmeden ne olacağını niçin olacağını, zararının büyüklüğünü ve küçüklüğünü, suçun niteliğini bilemez.. Yazılı hukuk zaten bunlara cevap vermez. Olmaması gerekenleri söyler, yorumu hukukçularındır..

Oysa biz sürekli “değişiklik yasaları” ile çıkarılan yasaların kat katını çıkarıyoruz çünkü hukukun üstünlüğünü çiğnerken, daha çok kısıtlama ve yasak getirilmesi için illegal olaylar yaratıyoruz!

Bir devlet kaç yılda olgunlaşır bilmiyoruz. Fakat 42 yıl sonra her halde artık “özlediğimiz düzen ve dirliklerde bu olgunluğa ulaşmalıyız..”

KISACA TAKILDIĞIM: (GÜNAH KEÇİSİ BULUNDU)



Meğer trafik kazarının asıl nedeni neymiş? Yaşlı ve hasta insanların arabalarıyla seyrüsefere çıkmalarıymış! Nasıl oluyormuş bu iş: “Trafik kazalarına zemin hazırlıyorlarmış! Bu nedenle hemen yasa çıkmalı 65 yaş üzeri insanlar sağlık kontrollerinden geçirilmeliymiş!”

Tutun ki muayeneyi geçmeyen oldu. Pekala trafikten alıkonacak yüzlerce insanın seyahat ve zorunlu işleri için devlet hangi tedbiri getirecek? Bu bir?

İkincisi de şu: Hangi anketin, araştırmanın sonucunda varıldı 65 yaş üzeri insanların trafik kazalarına neden oldukları? Ki bildiğim en dikkatli ve yavaş sürenler o yaşlı dediğiniz insanlar… Hepsi bitti, uğraşılacak sorun kalmadı, şimdi de yaşlı insanlarla mı uğraşılacak! 



TAGS: eşref çetinel yazdı
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems