HABER KIBRIS

Niçin çözüm olmadığını anlamak

28/08/2017


ads

Eşref Çetinel


Şimdi daha iyi öğreniyoruz. (Ekmekçi ve Tümerkan’ın  anlatımlarından.) Anastasiadis 2016 yılı sonuna doğru “zamana oynamaya” ve müzakereleri dolayısıyla sorunu 2017’e sarkıtma taktiği uygulamaya başlamış…

Güven yaratıcı önlemlerde de duraksamalar devam ediyor, Türk tarafı Lefke ve Derinya kapılarının açılması konusunda hazır olmasına karşın Rum tarafı çalışmalarını bir türlü tamamlamamış…

Sn. Akıncı için bir diğer önemli sorun Erdoğan’nın kendisine çözüm konusunda yeşil ışık yakmasına karşın TC’deki radikal grupların direnci ile karşılaşmasıymış…

Beşli konferans da aynen benzer dirençlerle gerilere itiliyormuş…

SORUNA DEVAM: Geçmişteki müzakerelerde  Hristofyas’ı, Kleridis’i, Vasiliu’yu, Kiprianu’yu, Makarios’u falan  da denedikti..

“Yoktu birbirlerinden farkı!” Hepsi de “tipik” dediğimiz Rum siyasi mentalitesinin liderleriydi ve açıkça yazalım güçlerini kilise ile Ulusal Konsey’den alıyorlardı.

En büyük umut olan Akel’li Hristifyas’la CTP’li Talat’ın referanduma götürme başarısını  gösterdiği Annan planı bile sonuçta Rum tarafının ‘hayır’na takıldıydı!

NEDEN? “Pekala ama neden? Yıllardır bu sorunun cevabını veriyoruz köşemizde. “Cevap doğru mu? Tartışabilir! Fakat artık kimsenin tartışmaması gereken bir gerçek vardır:

Türk tarafı müzakere masasında Rum tarafını ne çözüme “ikna” edebilir ne de politik üstünlük sağlayarak çözüm konusunda kandırabilir! Kısaca Erdoğan’nın “kazan kazan” gibi çok inandırıcı ve politik taktiğine karşın bile Rum’u ikna etmek mümkün olmadı! Ne de Kuzeyde Annan planı ile iade edilen onca yörelere karşın!

O zaman bir daha sorarsanız: “Peki nedir Rum’un istediği?”

“Tümden adayı” dedik! “Ada egemenliğinin tek sahibi olmak ister” dedik! “Enosis ister” dedik!

Bu nedenlerden dolayı  neyi istemez ama? “Tüm bu istediklerini elde etmesinin önündeki tek engel olan  Türkiye ile garantisini!” Annan planına da bunun için hayır dediydi!

TARTIŞALIM MI? Tutun ki şöyle dedik: “Halklar kardeşse bu adada iki halk asırlardır birlikte yaşamışsa, yeniden aracısız vesayetsiz birlikte yaşabilirler!

Evet ama bu iki halk Osmanlıdan İngilizden, Kıbrıs Cumhuriyetinden beridir  kendi bağımsızlık ve egemenliklerinde garantisiz vesayetsiz Türk-Rum halkları olarak ortak bir devlette birlikte yaşamadılar ki? Tek şansları Kıbrıs Cumhuriyetiydi onu da Makarios yıktı! Ha ne diyorduk?                             Tutun ki TC’nin garantisi kalktı! Rum halkı ve kilisesiyle Yunanistan destekli Güney’le bir federasyon şemsiyesi altında kardeş kardeş yaşayacağınıza inanıyor musunuz? Buna sağlıklı cevap verdiğiniz gün niçin çözüm olmadığını da anlarsınız!


ET, BESİCİLİK, PAHALILIK FALANNN!

“Hayvan üreticileri ve Yetiştiricileri’nin başkanı  Mustafa Naimoğluları’dır. Kendisi de bir hayvan üreticisidir ve “birliğin” çıkarlarını en üst seviyelerde korumakla yükümlüdür zaten  bu görevini de kıyasıya mücadelesiyle yapmaktadır..

Fakat Naimoğluları bu mücadelesine karşın ne memlekette et fiyatlarını makul seviyelere çektirmeyi başarmıştır ne de hayvancılık popülasyonuna karşın et ve süt  ürünlerinde belirli kalite ve ucuzluk yaratılacak bir çalışmanın kahramanı olabilmiştir. Hakkında bildiğimiz tek şey “hükümetle cebelleşmesi eğer et fiyatları pahalıysa bunun tek sebebinin girdi maliyetlerinin de pahalı olması ve eğer çözüm isteniyorsa et ithalini akıllardan çıkarıp  hükümetin bu maliyetleri düşürmesidir…”

Madalyonu çeviriyorum: Eğer Naimoğluları  Hayvancılar Birliği Başkanı değil de salam, sosis, hamburger imal eden bir  sanayinin patronu olsaydı “TC’den gelen bu mamüller bizdekinden bile ucuz satılmaktadır” derken hükümetin karşısına yine “hayvancının girdilerinin pahasını kaldırın” savı ile mi dikilecekti?

Yoksa “pahalı aldığımız et yüzünden mamüllerimiz TC’den gelenlerle bile rekabet yapamıyor diyerek hasbelkader yerinde olacak Birlik Başkanını ile Hayvancılara mı yüklenecekti?

Olay şudur: Bu ülkede birlikler kurumlar sektörler… Hangi ad ve nam ile anılırlarsa anılsınlar belirli bir devlet plan ve programından yoksundular! “Her koyun kendi bacağından asılır” misali kendi can pazarlarıyla cebelleşmektedirler! Ne “Hayvan besleyicisi”  için et tüketimi imalatı gibi ülkesel bir “planlamaya uygunluk” vardır ne “et imalatçısı” için hayvan popülasyonu ile sorunları konusunda bir umuru vardır! O zaman ne olmaktadır?

       Bir: Onca cezaya karşın KKTC’ye Rum tarafından sürekli kaçak et sokulmaktadır!

İki: 50 bin hayvancıya karşılık Kıbrıs Türk halkı hatırı sayılır pahada et satın almak zorunda kalmaktadır!

Üç: Halâ yetiştiricinin elinden okkayla  satın alınan canlı hayvan kasap çengelinde kiloyla satılmaktadır!

Dört: Et imalatçısı  kendi kârını da gözeterek piyasaya sürüm yaparken “öyle değil böyledir” demektedir!

Beş: Artık her köşede bir lokantanın, lahmacuncu, dönerci, köftecinin olduğu, lüks otellerin her gün tonlarca et satın aldıkları gerçeklerde onlar da kâr oranlarını gözeterek servis yapmaktadır… “Yani paha üstüne paha bindirmektedirler!

       Ve geriye sabit ücretli yurttaşlarla garibanlar takımları kalmaktadır! Çok gördüm. Kasaba gidip 250 gram kıyma alanını! O da en az 15 lira! (Neyse ki tavuk piyasadaki et sorununa çözüm olmaya devam ediyor, şükür diyoruz!)

       Tabi böyle bir politika böylesi bir planlama ile sadece eti değil tarımsal ve  sanayi ürünlerini de sorunlarından kurtaramazsınız ne pahadan ne keşmekeşten!


       KISACA TAKILDIĞIM: (DEVLET MALI HÂLÂ DENİZ MİDİR?)

“TKP Yeni Güçler Partisi Başk. Yardımcısı Tözün Tunalı KKTC’de çok sayıda arazinin Yahudilere satıldığını söyledi.”

Bilinen olay. Bilinmeyen şudur: Bu arazileri kendilerine Güney’den gelen Eşdeğer hakkındaki Türk göçmen yurttaşlar mı satmakta yoksa TC’den gelip kendilerine ekip biçmeleri, iş gücü yaratmaları için toprak verilen yurttaşlar mı satmakta! İkincisi ise hangi  hakla? Ve bunlar kimlerdir? Yoksa devletin malı hâlâ deniz, yemeyen domuz mudur?



TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems