HABER KIBRIS

Obama Türkiye’den ne umdu ne buldu

13/11/2016

ads

ads

Cenk Uzunoğlu


Obama’nın seçildiği gün yaptığı konuşmanın içinde direk söylenmese de Türkiye’nin ve Kıbrıs’ın da bir rolü vardı. Kıbrıs kısmına daha sonraki bir yazıda değineceğim.

Seçildiği gün yaptığı konuşmada, daha önceki başkanlardan farklı olarak söylediği iki şey vardı Obama’nın.

Birincisi, ‘’hedef bölgemiz Asya Pasifik’tir’’.

İkincisi de, ‘’ABD’nin dışa olan bağımlılığını azaltmak için enerji ithalatını düşürüp kaya gazına ağırlık vereceğiz’’ dedi.

Bunun ABD iç ve dış siyaseti öncelikleri açısından yansıması İsrail ve Musevi lobisinin geri plana itilmesi anlamına geliyordu.

Her ne sebepten olursa olsun Obama’nın niyeti de buydu. Bu mesajın muhataplarında hemen oluşan algı Obama’nın Müslüman kökeninden dolayı ABD devletini bu ‘’ihanete’’ ortak etmekti.

Bundan dolayı Obama 8 yıllık yönetimi süresince İsrail devleti ve Musevi lobisiyle barışık olamadı.

Zaman zaman gazete sayfalarına da yansıdığı üzere krizlerle ilerleyen bir ilişki oluştu.

Musevi lobisinin de yaptığı katkıyla Obama’nın son döneminde meclis ve senato çoğunluğu Cumhuriyetçilerin eline geçti. Obama ikinci döneminde içte ve dışta etkisi ve kontrolü azalan bir başkanlık dönemi yaşadı. Dik durmaya çalıştı ama tam da ‘’topal ördek’’ tanımına uygun bir son dönem geçirdi.

****

Obama, İsrail’in ABD yönetimi üzerindeki ‘’etkisini ve yükünü’’ azaltmak için Türkiye’ye farklı bir rol biçmek istedi.

Stratejik bir rol değildi bu. Güçlü bir köprü rolüydü.

Köprüler de stratejik yapılardır ama üzerinde yaşam kurulmaz.

Alternatifi olmadığı sürece hasar görmesine ses çıkarılmaz, ama köprünün yıkılmasına da alternatifi yoksa asla izin verilmez.

Hatırlayın, bu ‘’köprü’’ niyetinin öncü sembolü olarak Obama göreve geldiğinden çok kısa bir süre sonra Ortadoğu ziyaretine TBMM’de konuşma yaparak Türkiye’den başladı.

Türkiye’den sonra Mısır’a gitti.

Diplomasi malum içerik ile beraber semboller üzerinden de yürüyen bir ilim dalıdır.

Obama’nın planı Ortadoğu’da Araplar ile birlikte İsrail’i ve Kürtleri de emanet ederek, Rusya ve İran’a karşı bölgenin günlük Jandarmalığını Türkiye’nin güvencesine bırakmaktı.

Bölgenin ‘’arabulucu ağabeyi’’ olarak Türkiye’yi sahneye sürmek istedi.

Erdoğan, Gül ve Davutoğlu öncülüğündeki AKP ile bu görevi yapmaya yetkin olacak uzun vadeli bir siyasi irade ve iktidar bulunduğu düşüncesindeydi.

O güne kadarki koşullar TSK’nin Türkiye’nin böyle bir role soyunmasına engeldi.

AKP iktidarına kadar Türkiye’de bölgede din ekseninde siyaset oluşturmayı askeri vesayetten de dolayı düşünme yetkinliği pek olmayan bir Cumhuriyet dönemi yaşandı.

İsrail’in ABD yönetimi üzerindeki etkisini azaltmak ancak bölgede İsrail’i izolasyondan kurtarmak adına din ve mezhep ekseninde siyaset yürütmekle mümkün olabileceği düşünüldü.

Eski Türkiye’de istenilse de bölgeye yönelik dış siyasette din ekseninde siyaset yapmak mümkün değildi.

Bunu yapacak kadro yoktu. Bu tespiti yaptıktan sonra askere Ergenekon, Balyoz adları altında yapılan operasyonların esas nihai hedefi iç siyaset değil Türkiye’nin dış siyasetini düzenlemek olduğunu düşünmeden edemiyorsun. İç siyasete etkisi AKP iktidarının dış siyasetteki ortak amaca hizmet edebilmesi için önünü açmaya yönelikti.

AKP’nin ilk iktidar günlerinde Musevi lobisi ile kaynaştırılmış olması da bu planın bir parçasıydı.



İsrail’in ABD’yi bölgeden ve kendinden uzaklaştırma ihtimaline hiç gönlü olmamasına rağmen Türkiye ile yakınlaşması bir süre gayet iyi yürüdü.

Erdoğan’a Amerikan Musevi lobisinin verdiği madalya da dış siyasetin bir sembolü olarak bu dönemde oldu.

Sonra ne olduysa İsrail’in Türkiye’nin tepkisinin ne olacağını bile bile kendine yapılan saldırılara cevaben Filistin halkına karşı giriştiği ölçüsüz askeri harekât ile oldu. Sonrasında da tarihe geçmiş olan Davos’taki ‘’One minute’’ hadisesi kırılma noktası oldu.

İsrail devleti ve Musevi lobisi için, Obama’nın yeni öncelikleri sebebiyle Türkiye üzerinden geri plana itilmeye yönelik açılımına sıcak bakmayanlar için büyük bir sebep oluşturdu ‘’one minute’’.

‘’Eksen kayması’’ ifadesi de yine bu dönemde Türkiye’yi ABD yönetimi içerisinde ‘’bölgenin ağabeyi’’ rolüne layık görenleri, bu görüşlerinden caydırmak için yapıldı.

İsrail, Türkiye ile çatışma haline girerek aslında ABD’nin stratejik önceliklerinde aşağıya düşmeyi önlemeye çalışıyordu.

ABD’de Türkiye’yi kullanarak İsrail’den kurtulma planını büyük bir hayal kırıklığı ile rölantiye almak zorunda kaldı. O gün bugündür de Türkiye ile ilişkiler geçici bir statüde hangi yöne gideceği belirsiz rölantide beklemededir. Trump gibi dış siyaset tecrübesi olmayan biriyle de bu ilişkinin nereye yöneleceği daha da büyük bir muamma haline dönüşmüştür.

 



TAGS: cenk uzunoğlu
MANŞETLER

HK Cenk Uzunoğlu

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems