HABER KIBRIS

Öncelikle Türkiye İle Yunanistan Anlaşmalıdırlar!

10/03/2017


ads

Eşref Çetinel


Hüseyin Ekmekçi’nin  Mihalis Papapetrou ile geçen gün  yaptığı mülakatı okuduğumda hatırladım. Bir dönemlerin acar politikacısıydı.. İşte bu Papapetru son Enosis plebisiti kararını biraz hayret duygularıyla  basite indirirken   Hüseyin Ekmekçi’ye şöyle diyordu: “Liderleri anlamakta zorlanıyorum.”
Şunu da söylüyordu ama: Anastasiadis’in ne yapmaya çalıştığını anlamakta zorlanıyorum..”
Tabi Akıncı’yı da anlamakta zorlanıyormuş! Çünkü  (“dostum” dediği) Akıncı sık sık yaptığı açıklamalarla Güney’de Anastasiadis’i küçük düşürüyormuş! Oysa Akıncı susarsa “Anastasiadis adım atabilirmiş..”
ŞİMDİ DE  anlamakta ben “zorlanıyorum” ama!  “Yani diyorum gerçekten çözüme bu kadar yaklaşıldı da nasıl olmuşsa bir kaza sonucu Rum Temsilciler Meclisi şu Enosis plebisiti kararını alarak mı tüm çözüm umutlarını yıktı?”
Yoksa diyorum zaten müzakereler yolunda gitmiyor az biraz ara vermek  bahanesi  aranıyordu o da “Enosis” kararı ile  mi bulundu!
BİLMEDİĞİMİZ: Onca açıklamalara karşın resmi açıklama olmadığından bu müzakerelerde Kuzey’in Güney’e neleri verdiğini bu karşılık elinde nelerin kaldığını bilmiyoruz! Ancak Cenevre’den beridir Anastasiadis Sn. Akıncı’nın sunduğu haritadan memnun olmadığını söylemektedir. Beklediği değilmiş! İstediği bazı yöreler dışta bırakılmış!”
Papapetrou’nun açıklamalarından da  anlıyoruz “Omorfo” bu hoşnutsuzluğun odağı olmaktadır.  Nitekim eski Kıbrıs Cumhuriyeti sözcüsü Papapetrou diyor ki “Anastasiadis dönüşümlü başkanlık Akıncı da Güzelyurt’un iadesi konusunda adım atmalıdırlar..”
Bu karşılıklı ödünler çözüm mü getirecek?
       ÇÜNKÜ:  yine ayni Papapetrou diyor ki “Akdeniz’de gaz çalışmaları nedeniyle sular ısınacak! Bu güne kadar barış ortamı korundu çünkü bir yanlışlık olmadı. Ancak şimdi günde 30 kez, Ege’de Türkiye ve Yunan uçakları hava ihlalleri yapıyor.. Gaz çalışmaları tarafları yeniden karşı karşıya getirecek.. Tansiyon yükseliyor ve Kıbrıs’ın Kuzey’i ile Güney’deki çözüm yanlıları artık başrol üstlenmelidirler…”
GÖRÜLÜYOR ki sorun sadece siyasi eşitlik, garantiler yahut Omorfo’nun iadesi falan değildir! Sorun bizatihi Türkiye ile Yunanistan arasındadır! Bu nedenle geçmişte de olayı yorumlarken, “öncelikle Türkiye ile Yunansitan’ın anlaşması gerekir ki Kıbrıs’taki Türk ve Rum halklarını cesaretlendirsinler” diyorduk. Ne var ki Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları Rum tarafının tekelinde olduğu sürece iki ülke arasındaki sürtüşme devam edecektir!
KISACA. Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de bırakın suların ısınmasını kaynayıp taştı bile! Kıbrıs bu ateş çemberinin ortasında lalezar değildir. Papapetrou’nun da vurguladığı gibi Rum gazı ileride çok baş ağrıtacak! Doğrusu gelecek bu kadar kuşku ve korku verici iken Kıbrıs’ta çözüm arayışları gitgide anlamını yitiriyor çünkü olsa bile dıştan kaynaklı tek fiskelik   müdahale bile iki halkı da karşı karşıya getirebilir!
Eğer “son sözümüz” diyeceksek Türkiye ile Yunanistan mutlaka ve birbirlerinin bölgedeki çıkarlarını koruyup gözetecek bir fonksiyonel anlaşmaya gitmek zorundadırlar..                                                     **********
HAYAT ZORLAŞTIKÇA SINIFSAL FARKLILIK ARTIYOR!
Geçtiğimiz günlerde bir bankacı hanımla konuşuyorum ve hayat çok zorlaştı diyorum. Bankacı kadın “artık para sıkıntısı çekmeye başladık, yetmiyor, geçim bu nedenle daha çok zorlaşıyor” diye karşılık veriyor..
Bu tip yakınmalar artık daha sık işitilir oldu. Tanığı olduğum son olay bazı “işinsanlarının yanlarında çalıştırdıkları personeli ödeyemeyecek durumlara düşmeleri! Ne demektir bu? Maaşını alamayan zaten çoğu asgari ücretli o çalışanlar dolayısıyla bankalara olan kredi borçlarını da ödeyemeyecekler..  Yahut elden düşme bir araba aldılarsa taksitini veremeyecekler.. Veya ev taksitleri varsa, kirada oturuyorlarsa ödemeleri yapamayacaklar.. İsteseler de mümkün değil, çünkü (eğer varsa) mevcut para ancak yiyeceğe içeceğe yetecek, yetecek mi onu da kimseler bilemeyecek!
       KIBRIS  Türk halkı çok çile çekti. İngiliz kolonisi dönemlerinden başlayyıp Rumlarla devam eden  siyasi ve ekonomik baskılarla  çok hırpalandı, soluk almasına bile fırsat verilmedi!  Savaşlar, ambargolar, dünyadan tecrit edilmelerle yaşamak zorunda bırakıldı..
SINIF FARKI. Şimdilerde elbette o geçmişin yoklukları, sıkıntıları içinde değiliz. Belirgin bir gelişmişlik vardır!                                                          Mesela geçen yeni yılla birlikte bazı memurlar karı koca olarak yirmi bin lirayı aşkın maaş aldı!                                                          Mesela  artık kentlerimizde sayıları gitgide çoğalan AVM’leri de var devasa lüks oteller de, sayıları arttıkça artan üniversitelerimiz de..
Mesela Merkez Bankası, bankalar kâr üstüne kâr koymaktalar.. Araba satışları artmakta, eğlence yerleri çoğalmakta..
FAKAT: Ayni oranda da “sınıf farkı” oluşmaktadır. O geçmişin yokluklarında paylaşılan “toplumsal kader” şimdi “sınıfsallıkla” yer değiştiriyor! Bir kesim daha çok yoksullaşırken bir kesim daha çok zenginleşiyor!
       Toplum bilimcisi değiliz. Fakat hayat pahalılığının yüzde 12’lere dayandığı gerçeklerde makas gitgide daha çok açılırken hepimiz de farkındayız illegal olayların şekli ile çeşitliği de artıyor!  Çünkü “yaşamı sürdürmenin önü  “her gün daha çok artan “çaresizliklerle” tıkanıyor!
GİDİŞ İYİ DEĞİL: Nasıl hangi sistemle toparlanırız bilmiyorum. Fakat şunu söyleyebiliyorum. “Koaalisyon” da  olsa  on aylık süreyi son seçim olayı dışında istikrarla geçiren Sağ patentli  hükümet bu yapısal avantajı ile  eğer artık topumu toparlayacak sistemi sağlayamazsa,  ileride Sağ-Sol partilerden oluşan koalisyonlar hiç bulamayacaklar!                                                                                   *********
KISACA TAKILDIĞIM: (GELİP GEÇEN KADINLAR GÜNÜ)
       8 Mart Dünya kadınlar günü kutlamaları geçen yıllara göre galiba etkinlik yönünden daha bir “çoklukla” geldi geçti. Buna karşın konuşulanlarla yazılanlardan anladık,  geçmişe göre “kadınlar” erkeklerle yine eşit koşullarda değillermiş. Öyle de bunu bizatihi kendini erkeğinin arkasına saklayan kadın yapmıyor mu? Mesela şu seçim arifelerini hatırlayın. Kocaları, yakınları, partileri için kapı kapı dolaşan kadınlar, meydanlara doluşup sloganlar haykıran kadınlar; kendileri söz konusu olduğunda  öne çıkmakta görev yüklenmekte tutucu davranıyorlar? Mesela Meclis’te sadece 4 milletvekili  kadın var! Bürokraside de sayıları çok az, iş hayatında da..
Fakat kadınların bu durumlarından çok da şikâyetçi olduklarını sanmıyorum. Yeter ki bir yerlerde çalışsın, yetip artıyor! Kıbrıslılara özgü bir kadınsal tevekkül mü? Olabilir diyorum..


TAGS: eşref çetinel
MANŞETLER

HK Eşref Çetinel

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems