HABER KIBRIS

Seyahat Sağaltır

17/06/2017

Seyahat Sağaltır
ads

Halil Paşa


                                                                

Sağaltmak; “kötü gideni ya da iyi gitmeyen düşünce ve eylemi iyileştirmek, sağlıklı ilerlemeyen, yani hastalıklı süreci tedavi ve tahkim etmek, kırılganı, zayıfı sağlamlaştırmak” anlamına geliyor.

Peki seyahat etmek insanı neden sağaltır?

Seyahat eden insanın, gezip gördükleri karşısında, kıyaslamaya başvurmasını, böylece o ana kadar var olan düşünceleriyle karşılaştırıp yeniden gözden geçirmesini harekete geçirir de onun için. Bunu yapmakla da ufku genişler insanın. Önceki halinden daha geniş düşünmeye koyulur. Böylece seyahat, insanı, yeni fikirlerle zenginleşip düşünce ufkunu açarken, aynı zamanda yaşama bakış açısını da yenileyip sağaltır.

Son olarak Londra, Colchester, Bristol, Cheddar, Wells ve Cardiff şehirlerinde dolanıp durdum. Üç haftalık Birleşik Krallık ziyaretimin sonunda bilgi dağarcığıma tahkim ettiğim yeni düşüncelere gelince… Elimin altındaki kitap ise Tolstoy’un Savaş ve Barış kitabıydı.

İNGİLTERE’DE…

İngiltere’de konut ya da iş yeri inşa olsun, mevcut bir binaya en küçük ilave yaparken bile belediyeden izin almak zorundasınız. İnşaat alanının belirli bir yüzdesinin üzerinde ilave yapmak için, mutlaka belediyeye bununla ilgili bir plan yap(tır)ıp sunmanız gerekiyor. Eğer bahse konu yüzdenin altında inşaat ve ilave yapmayacak olsanız bile belediyeye, ilave ve değişiklik konusunda bilgi vermeniz yasal olarak da kesinlikle şart.

Değişiklik yapılacak olan konutta yasalara uyulup uyulmadığı belediye görevlisi tarafından ziyaret sonrasında aynı kurumun imar bölümünde karara bağlanıyor. İzinsiz olarak yakalandığınız an, giriştiğiniz inşaat-tamirat hemen belediye tarafından durduruluyor. Mahkeme bitene kadar da öylece kalıyor. Elbette böyle bir durumda, inşaat sahibinin mahkemeden cezasız kurtulması zor!..

KKTC’DE…

KKTC’de izinsiz, yani yasa dışı olarak kaçak ilave yapılmayan konut ve iş yeri yok gibi. Üstelik belediye başkanları ve meclis üyeleri de dahil, çalışan pek çok görevli bunun farkında.

Diyelim sosyal konutların bir sokağında kazma kürek ev yıkılıyor. Sonra kum ve çakıl boca ediliyor yolun kenarına. Ne belediye görevlisi birisi görse “izin alındı mı?” diye müdahale ediyor, ne de komşusu yüz göz olmamak için belediyeye şikayet ediyor.

Ancak İngiltere gibi pek çok batılı ülkede böyle bir tamirat işine giriştiğiniz anda birileri çıkıp size “izin aldınız mı?” diye mutlaka soruveriyor. Çünkü batı toplumunda bu bir alışkanlık olarak yerleşmiş.

Böylece batılı ülkelerde yaşayan insanlar binalarına çivi çakacaklarında bile belediyeye koşarken, KKTC’de adam konutuna, oteline fazladan kat çıkarak, oda ilave ederek, iş yeriyse depo vb. yeni ek inşaatlar yaparak, iki konutu varsa birisini bölüp parçaladıktan sonrasında ilave odalar inşa etmek suretiyle yurda ve pansiyona çevirebiliyor.

Bütün bunlar için de devletin hiçbir kuruluşuna haber verme gereği bile duymuyor. Malum ya, bugünlerde öğrenci bolluğunda her oda kiralayan  zat-ı muhterem, hemen kendisine yatırımcı payesi biçiyor. Sanki yatırımcı olunca, kendiliğinden ak sütten çıkmış aziz mertebesine ulaşılırmış gibi bir hava var bizdeki cemaatimizin bir bölümünde.

BATILI ÜLKELERDE…

Batıda belediyelere konutunu da neden ve nereye dönüştüreceğini bildirmek zorundasın!.

Mukavele yapmadan, pul parası ödemeden, devlete aldığın kira gelirinin üzerinden vergini yatırmadan iş yerini veya konutunu kiralayamazsın.

İş yerine belediyeden izinsiz reklam tabelası asamazsın.

Çöpleri belediye tarafından önceden dağıtılan broşürlerde yazılı olduğu günlerde ve saatlerde, kağıt-karton ayrı, cam-teneke şişeler ayrı ve genel çöpler de ayrı bidonlarda olacak şekilde binanın önünde hazır etmek zorundasın.

Eğer tüm bu kurallara uymaz ve gereğini yapmazsan, kaçak inşa ettiklerin sana yıktırılır parası da senden alınır, kaçırdığın vergi misliyle alınır ve de çöpünle baş başa kalırsın.

 “PLANLI KENT” İÇİN AKIL, HUKUK, SİSTEM VE PARA GEREKİR

Batının gökdelenleri kadar bina Girne, Lefkoşa ya da Mağusa’da olsa, nefes almak imkansızlaşır, b.ka boğuluruz. Çünkü plansız olduğu kadar alt yapısızdır da bizim kentlerimiz. 

Planlı kent yaratmak, aklı, sistemi ve parayı gerektirir. Kapitalist de olsa planlama ile rastgele ve kendiliğinden yapılaşmanın önüne geçmek mümkündür. Sistem kurmaya kalktığınızda, yasalar kapitalizmi bozmasa da, bunun insanlara vereceği zararı minimuma indirmek mümkündür. Bu amaçla vatandaşın sıkı bir şekilde kurallara uymasına batıda kurumlar azami derecede dikkat eder.

Böylece kurallara uyan vatandaş sayesinde ve uymadığında da onu denetleyen belediye nazarında, o şehirde hangi mahallede ne kadar konut ne kadar iş yeri olduğunun istatistik bilgisine anında sahip olunur. İstatistik ise kent yönetiminde etkinliği sağlar. Böylece devlet ve belediyeler de, vatandaştan topladıkları vergilerle, daha temiz ve yaşanası bir kent için harcayabilecekleri paraya kavuşmuş olurlar. 

Öte yandan para olmadan ne alt yapı mümkündür, ne park, ne yeşil alan, ne kaldırım, ne yürüyüş yolu, ne devlet okulu, ne temizlik, ne aydınlatma ne de insanın yaşam kalitesini artıracak diğer yatırımlar. Bu noktada batının devletleri ve belediyeleri bütçe yaparlar.

Yatırımlarını, giderlerini karşılamak için vergi toplarlar. Gelirlerinin giderlerini karşılayamayacağı noktasında, (KKTC’de böyle bir gelenek yoktur) işlerin planladıkları gibi gitmeyeceğini bilirler. Bunun için etkin bir vergi sistemleri (KKTC’de yoktur) vardır. Yani batının kentlerinde yaşayan insanlar az gelişmiş ülkelerin kentlilerinden çok daha fazla vergi öderler. Elbette karşılığı daha iyi bir yaşam kalitesi olarak döner onlara.

YA KKTC?..

Kim hangimiz evine ve iş yerine ilave yaparken mevcut kurallara uyuyor?

Bizde var olan yasaları uygulamak için ne belediyeler ve devlet memurları istekli, ne de vatandaş!

Öte yandan çıkın yürüyün Girne’nin sokaklarında. Çöp bidonlarının pek çoğunun kapakları açık ya da kırık veyahut da üzerinde kapak hiç yok. Böyle olunca da gerek içinde yaşayan vatandaşı, bir süre sonra bunu kanıksar ve görmez olur. Turiste de bu çöp ve b.k kokulu sokaklar kalır. Elbette bunu kumarhaneye hapsolmaya konsantre olmuş “kumarcı turistler” görmez. Çünkü onlar gezmek için değil kumar oynamak için gelirler.

Ya yolların kenarlarına saçılan inşaat artıkları?

Kaçımız ev ve işyerlerinde yapacakları ilaveler için plan çizip belediyeye ya da ilgili resmi kuruluşlara müracaat etmek için başvurur?

Sanki kimin kaçak inşaat yaptığını bilmeyen görevli mi var?

Alın size bir örnek! Eski Zeyko tesisi yerine inşa edilen oteli ele alın.  

Bir yıldır basın yazıp çiziyor. Vatandaş gösteri yapıyor. Mahkeme kaçak çıkılan katların yıkılması için gün veriyor.

Belediye çıkılan kaçak kata müdahale etmekten aciz. Aradığı bahaneyi de yakında Şehircilik dairesi “kaçak kata uygun yeni yasa çıkacak”  diye bulup ilan ediyor. Yasayı değiştirecek diye belediyeye haber salan Şehir Planlama Dairesi Müdürü, mevcut yasalara ve üniversite eğitimine ve de vicdanının sesine değil, kendini o göreve getiren bakanının sözüne bakarak hareket ediyor. Nihayet oteli inşa edenin başından beridir “bana söz verdiler” dediği kişiler de meydana çıkıyor!

Söz verenler seçtiklerimiz ve bu nedenle de bizi, kentlerimizi, bu topraklardaki yaşama yön verip yönetenler elbette…

Değil mi “balık baştan kokar”. Öyle olunca da “imama o…unca cemaati  de s…r”

Yani vatandaş da yasaları dinlemez ve kaçak kat çıkar. Nasıl olsa o da bir gün inşa ettiklerine uygun yeni yasa çıkacaktır. Hem çıkmazsa da çıkmaz!.

Zaten denetleyen mi var?

Beş yıldızlı otel inşaat artıklarıyla denizi doldurur, vatandaş da molozla dereleri!..

Memur da; “zaten ….” diye başlayarak “ileride yasa çıkar ben kötü olurum” diye düşünür ve bakarkör olmayı tercih eder.

Böylece toplum cemaat çürümeye başlar…

NE YAPMALI?

Mevcut yasaları anında uygula ve zamanında uygulandığını denetle!

Yeni yasalar çıkaracaksan kişilerin-şirketlerin değil, cemaatin yaşam kalitesini artıracak yasalar çıkar!

Etkin ve adil vergi sistemi kur ve uygula!

Bütçeni yap, gelirini giderini dengele!.

Bunlar çok da zor şeyler değil! Yeter ki yöneten kişi, siyasi erk, kişilere ve şirketlere kendilerini ve ailelerini bağlayacak etik dışı ilişkilerden mütevellit korkulara sahip olmasınlar. Siyasilere ve yönetenlere bir tavsiyem de, fırsat buldukça kendilerine zaman ayırıp kitap okumaları ve aileleri ile yılda bir kez olsun yurt dışı seyahate çıkmaları ve elbette okuyup öğrendiklerinden gezip gördüklerinden kendilerince dersler çıkarmalarıdır.

Çünkü okumak bilge kılar ama seyahat de o bilgeliği sağaltır.

…………………………………………..

“İnsanın kendi, yanlışını kabul etmesi, işi artık onarılması olanaksız bir noktaya değin götürmekten daha akla uygun bir şeydir.” Tolstoy (Savaş-Barış romanından)



TAGS: halil paşa, halil paşa Sağaltmak; “kötü gideni ya da iyi gitmeyen düşünce ve eylemi iyileştirmek, sağlıklı ilerlemeyen, yani hastalıklı süreci tedavi ve tahkim etmek, kırılganı, zayıfı sağlamlaştırmak” anlamına geliyor. Pe
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems