HABER KIBRIS

Toz toprak içinde yaşıyoruz

17/08/2016

ads

ads

Bülent Dizdarlı


Gelişi güzel bir inşaat furyasıdır gidiyor. Girne ve Mağusa’nın kıyıları adeta talan ediliyor. Emirnameler her geçen gün değişiyor. Bir master plan çalışması yapmak nedense akıl edilemiyor. Tarihi doku, doğal güzelliklerimiz rant uğruna yok ediliyor.



Yollar inşaat malzemesi taşıyan araçlarla dolu. Bu kamyonların, zaten bakımsız olan yollar üstünde haddinden fazla yükler taşıyarak verdikleri zararı bir kenara bırakalım, çoğunun üstü kapalı olmadığından etrafa saçtıkları toz zerreciklerinin insan sağlığında yarattığı problemleri de göz ardı ediyoruz. Aynı zarar inşaat alanlarında da sürüyor. Bildiğim kadarı ile mevcut iş yasası tozlu iş yerlerinde çalışanlara maske takılmasını koşul olarak getiriyor.



Ne var ki bu tozlardan çalışanlar dışında çevrede yaşayanlarda olumsuz etkileniyor ve buna yönelik hiç bir tedbir alınmıyor. Özellikle sıcak ve nemli havaların hüküm sürdüğü bu dönemde ülkemizde yaşayan çok sayıda alerjik bünyeli ve astımlı vatandaşımızın çok daha zor koşullarda hayatlarını sürdürmesine sebep olunuyor. İnşaatlardan ve bunların yapımı sırasında taşınan malzemelerin saçtıkları toz zerreciklerine yönelik önlemlerin alınması için siyasilerimize , özellikle hekim kökenli vekillerimize büyük görev düşmektedir. Doğal olarak bu yönde dürtü verme ve onlara yardımcı olma işi de sivil toplum örgütlerinin boynunun borcudur.

Tabii ki inşaatlarla ilgili tek sorun “toz zerrecikleri” değildir. Adamıza yönelik mimari bir karakteri oturtamamamız da rahatsız edici bir durumdur.

Oysa Akdeniz üzerindeki bütün adaların kendilerine özel karakteristik mimarileri vardır. Örneğin Yunan adaları beyaz boyalı duvar, mavi pancurlu evleri ile bilinir. Malta taş yapıları ile simgedir. Djarba’da iki kattan fazla ev görmek mümkün değildir. Sicilya Korsika vs bir çok ada bu ve benzer karakteristik özellikleri ile ön plandadır. Bizse sahip olduğumuz karakterimizi yitiriyoruz. Havuzlu villanın yanına dokuz on katlı apartmanlar dikecek kadar gözümüz kararmış. Oysa birinden birini seçmeliyiz. Ya tüm şehri en fazla iki üç katlı evlerle donatmalıyız ya da dikine büyümeyi tercih edip on-on iki katlı apartmanlar yapmalıyız. karikatürTercihimiz ikincisi olacaksa da binalar arasında geniş parklar alanları yaratmalıyız. Trafiğin rahat akacağı geniş yollar oluşturmamızın olmazsa olmaz olacağını bilmeliyiz.

Öte yandan, ülkemizde uygulanmakta olan tadilat işi ise tam bir aymazlık. Daha önce de yazmışımdır. Akdeniz’de ikinci Dubrownik olarak turizme kazandırılacak MaĞusa kenti ve limanı hazır tutulmalıdır diye… Çözüm sonrası buraya çok sayıda cruz gemilerinin gelmek isteyeceğinden adım gibi eminim. Eski MaĞusa kenti bu durumda turistlerin ilgi alanı olacaktır. Ancak o zamana kadar ( beş yıl yada elli yıl fark etmez) bu eski şehir içindeki tarihi doku mutlaka korunmalıdır. Tarihi gerçekten bu işi bilen insanlarca restore edilmelidir. Mevcut bin yıllık kiliseler abuk sabuk kullanım alanları olarak değil, kültürel amaçlara hizmet verecek şekilde düzenlenmelidir. Yalnız Namık Kemal Meydanındakiler değil, tüm eski şehir içindeki yeni modern binalar kaldırılmalı veya en azından kaplama taşlarla örtülüp eskiye uygun hale getirilmelidir.

Artık şapkayı önümüze koyup düşünme zamanı bile değil, bir an önce hareket zamanıdır. Aksi halde sonraki nesiller bizlere bıraktığımız mirastan dolayı çok sitem edeceklerdir.

ANLAYAMADIKLARIM: Geçen hafta Cenk Diler ile Hüseyin Ekmekçi’nin Fetullahçı olduğunu söyleyen çıkmış. Neydi bu anlamadım. Yoksa bir fıkra yarışmasından mı çıktı bu sözler. Anlayamadım ama öyleyse kesin bu yarışmayı kazanır.



TAGS: bülent dizdarlı
MANŞETLER

HK Bülent Dizdarlı

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems