HABER KIBRIS

Üst aklın görünmeyen elleri ve habersiz süvarileri

12/02/2017


ads

Cenk Uzunoğlu


İş hayatının bitmek bilmez baskısı ve talepleri ister istemez hem iş hem de özel hayata rücu ediyor.

Düşünüyorum da iş hayatındaki baskı ve yoğunluktan dolayı bir noktadan sonra yazın alınan 15 günlük yıllık izinler de yetmemeye başlıyor.

Dinlenmek için Cumartesi, Pazarlar nafile fayda etmiyor.

Hele ergenlik çağına gelmiş çocuklarınız da varsa, okul ve sosyal aktiviteler için ek mesai yapma sorumluluğunuz var.

Hafta sonları normal bir iş günü gibi çoğu zaman.

Tek fark giyilen kıyafetler.

Yine de işten ve hayattan beklentiler uslanmıyor.

Gerçekleşen hayallerin arkasına yenilerini eklemeniz bekleniyor.

Tam bir şeyleri başarmışken, başka doğrular yaratmanız isteniyor.

Odaklanıp düşününce anlıyorsun ki senden beklenen yarından önce doğruları yaratman ve çalıştığın kurumu sürdürülebilir kılma mücadelesine katkı yapman.

İşi tesadüfe bırakıp arkasına saklanmana izin yok.

İş hayatındauluslararası şirket kültür buna müsaade etmiyor.

Bana bugünü kurtaracak işleri değil geleceğin ne olacağını ve nasıl yine ve hep kazanacağımızı gösterin diye talepte bulunuyor.

Seni de buna şartlandırıyor.

Kadere bırakmak yok.

İnşallah demek de yok.

En son çek ettiğimizde Allah bizim bordroda değildi deyiverirler yoksa.

Bir anda sen de ayni şeyleri ekibinden talep ediyorsun.

İş hayatı aslında Türkçe altyazılı Amerikan filmine dönüyor.

Yapım Amerikan ama oynayanların üçü dördü hariç hepsi Türk.

Düşünüyorum da iş hayatında bunu talep eden ve yaptırtan bu zihniyet dış siyasette kendi ülkesindeki siyaset ve bürokrasiden Allah bilir neyi hedefleyip talep ediyordur.

Ne tür kaynakları buna ayırıyordur.

İş hayatında beklenti bu iken, ayni topraklar üzerindeki ülke yönetimi ve siyasette ise çoğu zaman bakalım sabah ne gösterecek diye uykulara dalıp aslında fırsatları ıskalıyoruz çoğu zaman.

Bunu yaparak tesadüflerin belirlediği hayatımızın tesadüflerle devam etmek zorunda olduğuna kendimizi inandırıyoruz. Buna da kader diyoruz.

Bahsettiğim iş hayatındaki ve devletteki insanlar ayni vatanın ve başlangıçta ayni kültürün evlatları olarak birlikte eğitim alıp yola çıkıyor.

İş hayatında yaptıkları tercihlerle ve yakaladıkları fırsatlarla muhatap oldukları sistem ve beklenti farklılaşıyor.

Onları da farklılaştırıyor.

Biri batı sermayesinin süvarisi olurken diğeri de çeşit çeşit cemaatlerin ya da milli görüşün veya Kemalizm’in süvarisi olup çıkıyor.

Bir üstte de bunların tümünü idare eden görünmeyen bir el var. Kimisi de buna yalnızca karşı tarafı kontrol ettiği yönlendirdiği savıyla ‘’üst akıl’’ diyor.

Büyük resme bakacak zaman bulup kafasını kaldırabilenler de bu ‘’üst aklın’’ görünmeyen ellerinin her iki tarafı da yönlendirdiğini ancak hissedebiliyor. Görmek mümkün değil.

Hangisi daha doğru?

Odaklanıp neleri başarabileceğini görmek, hissetmek ve tatmin olmayıp daha fazlasını istemek ve stresi yaşamak mı yoksa bunun farkına varmadan hayatı ıskalayarak çoğu zaman küçük şeylerden mutlu olarak yaşama devam etmek mi?

Ormanda ‘’ağaçların yaprak yağmurunun’’ sonlandığı, kışın sonuna yaklaştığımız bir İstanbul sabahında ruh halim bu.

Sabah ormanda köpeğimizle dolaşırken bir taraftan bu yazdıklarımı diğer taraftan da Türkiye’nin içine sürüklendiği durumu düşünerek tabiri caizse ‘’kendimi bulmaya’’ çalıştım.

Vücudumda tatlı bir yorgunluk var şimdi.

Ormandaki yol uzun, taşlık ve engebeli olduğu için değil.

Köpeğimiz çıldırmış bir şekilde etraftaki yeni kokuları koklamak için beni sağa sola çektiği için de değil.

Ben sebebini biliyorum.

İş hayatında beni bekleyen işleri, mücadele ve çekişmeleri düşünerek yürüdüm farkında olmadan ormanda. Diğer taraftan da dün tarihi açıklanan referandumu tüm bunlarla ilişkilendirmeye çalıştım kafamda.

Birçok şeyde olması gerektiği gibi önemli olan doğru dengeyi ve karışımı kurmak dedim kendime.

Siyasi rejim ve devlet yönetiminde de esas, dengeyi korumak olmalı diye devam ettim düşünmeye.

Allah’ın bize lütfettiği hayatın ve tabiatın kanunu bu.

Hayat dediğimiz şeyin kalitesi ve sürdürülebilir olması; yaptığın her iş, yediğin her şey ve düşüncelerinde hep dengeyi gözetmekle alakalı.

Allah bazı şeyleri yarına bıraksa da kibirle dengeyi bozma hırsına kapılanların er ya da geç yanına bırakmıyor.

Görünmeyen üst aklın elinin üstünde de ‘’O’’ var.

Devletin ya da özel sektörün bordrosunda olmasa da.

****

Cuma gün açıklandı Türkiye 16 Nisan’da referanduma gidiyor.

Sistem ile ilgili basit bir ‘’tesviye’’ değil oylanacak olan.

Sıra Atatürk’ün kurduğu rejimin ‘’tasfiyesine’’gelince, üst aklın içteki ve dıştaki süvarileri, yerli ve yabancı sermaye gruplarının pek ses çıkardığı yok.

10 yıl önce komplolarla askerin tasfiyesine ses çıkarmadıkları hatta sözde demokratikleşme adına destek verildiğigibi.

Bunun bedelinin ne olduğunu geçen yaz gördük.

Vesayetin belini kıracağım iddiası ile arkasına üst akılın ta kendisini alarak siyaseti devletin bütünlüğünün üstüne koymanın bugün sınırları içinde ve dışında bedelini ödüyor Türkiye. Sınırlarının hemen ötesinde kendi ‘’Vietnam ve Afganistan’ını’’ sonunda mecburiyetten yarattı.

‘’Üst akıl’’ ise evet çıkması ile ‘’Reisin’’ rahatlayacağıreferandum sonrası ekonominin duvara vurmasıyla Türkiye’de rol ve köşe kapma hesabına girdi bile.

Üst akıl‘’bırakalım kendileri yapsın’’ ile Türkiye’yi 2. kattan değil gökdelenin en üst katına çıkartarak aşağıya atma hazırlığında.

Atatürk’ün kurduğu devleti kurumları üzerinden değil tek adam üzerinden yönlendirebilme fırsatını kaçırmak istemiyor. Kısa değil her zaman olduğu gibi uzun vadeli düşünüyor.

Sesi de bundan dolayı pek çıkmıyor. Gerek yok. Habersiz süvariler neye hizmet ettiklerinin farkında olmadan arı gibi çalışıyorlar nasıl olsa.

 



TAGS: cenk uzunoğlu
MANŞETLER

HK Cenk Uzunoğlu

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems