Yakamoz da Aşkını Arayan Martı
30/05/2014
Şehrin tüm zorluklarından kurtulmanın bir yolu olmalıydı. İçim sıkılmakla kalmıyor içim içimle adeta savaş edip son rövanşlarını oynuyordu.
Uykusuz geçen zamana dur demeliydim. Gökyüzünün yüzyıllarıdır parıldayan kandilleri yanarken benim içimin kandilleri çoktan sönmüştü. Kaybolmuş muydum bu hayatta yoksa kaybolmaya hüküm mü yemiştim garip hayatımda. Yok, artık gitmeliydim hem beni bağlayacak bir şey de yoktu sevmem âşık olmam gerekli idi. Aşk yoktu hem derler ya aşk yalnızlığı kabullenmektir. Aşkı kim kendinden ayırabilmiş ki çözüme ulaşsın. Alışmak sadece sevmekle olur insanoğlu illa ki yaşamayı öğrenmek için sevmeyi bilmeli ve tanımalı. Kısacası sevmeden sevilmeyi bilmeden tadına varmadan yaşamak nedir bilebilmeli insan
Apar topar ayrıldım koca şehirden ardıma bile bakmadan. Ama nereye gidecektim oda ayrı bir muamma. Arkadaşımın gizli bir cenneti geldi aklıma aslında başkada gidecek yerimde yoktu. Bir kaç saatlik yolcuğun sonunda bir pansiyona kapak atacak kadar ruhum nefesim kalmıştı. Daracık göğsümün içinde ördüğüm kozamda kelebeklerim çıkmaya çalışıyordu yırtarcasına. Susuzdum kuru bir çölde gibi ah bir içimde ki çöl kumlarını savursa aramızda ki dağlar çekilse aramızdan hayatımın inişleri yokuşlu çıkışları bitse ki bende artık yok bitti desem. Aramızda dedim de dağın öteki ucunda bir tek ben varım kaşımda ise yine bana benzeyen aynaya yansıyan ben. Yok, yani hayatımda kimse. Oysaki isterdim ki ben gidince biri ardımdan haykırsa gitme dese ne güzel olurdu. Kalsan dese üşüyorum adeta kanım çekiliyor öyle bir üşümedir ki bu ruhuma işliyor hani biri seven biri yok yanımda.
Bütün bunları düşünürken akşamı akşamla birleştirdim. Sahile inmeliydim eskiden de sıkıldım mı direk sahile atardım kendimi. Eskiden de olurdu yetişemezdim güneşin ay ile e ele tutuşmalarına. Artık ay ışığının altından bir hayalet gibi süzülüyordum. Yürürken usul usul gecenin koynunda bilmediğim bir yöne yürüyordum. Yakamoz öyle güzel yol almış ki ay derler ya ay gibi parlak denizin üzeri gelinlik bir kız gibi süzülüyordu. Ayıpları örter gibi. Birden bir martı çığlığıyla irkildim karanlıklarım dağıldı. Zindanımı aydınlatan bir sesti bu. Ne oldu ki bu martıya canını acıtan ne idi. Öyle bir geçti ki üzerimden avuç içi kadar yüreği sanki göğüs boşluğundan fırlayacak damarlarını çatlatıp adeta göğsünü yaracaktı. Nedendi acı içinde kanat çırptıran bir kıskançlık mı acaba mabedinde dolaşmamı rahatsız etmişti. Bütün bunları düşünürken bir hayal ile gerçeği görür gibi oldum. Bu güzelliğe ay öyle bir yansımış ki yüzünü sakladığı sis perdeli bulutlar adeta başına mücevherlerden taç yapmış gibi parıl parıl parlamakta idi. Her adımında bir adım benden uzaklaşmakta idi. Denizin kumsalla birleştiği yerde antik bir şehir içinde buluverdim kendimi adımları adım adım takip ederken. Bu ıssızlıkta bu kadar güzel bir mabet olabileceği aklımın ucunda bile değildi. Ben ilerlerken martıda ben den daha hızlı hareket etmekte savaş uçağı gibi sortiler atmakta üzerimde. Bir antik tiyatro ortasında buldum kendimi bir sürü merdivenlere sahip geniş bir arenası olan bir yerdi. Acaba dedim bu tiyatroda ne oyunlar oynandı hamlet mi otello mu? Yakamoz öyle bir ışık saçmakta idi ki cansız taşları adeta canlandırmakta idi. Takip ettiğimi kaybettim yine istemediğim hüzün dalgası çarptı yüreğime. Öyle bir hüzün ki bu kamçılarken beni adeta kendine çekti. Bu işaret miydi ne idi burada olmam Hayal mi yoksa rüyamıydı. Sözde duygularımda arınmak için gelmiştim ama öyle düşüncelere daldım ki hızla çekilip aniden kopuveren bir o yana bir bu yana dağılan inci kolye gibi dağıl ı verdi. Sadece dağılan inci taneleri değildi gözpınarlarından akan gözyaşlarımı tek tek toplayıp sevdası olmayan sevdalıma takmak isterdim ak gerdanına bir pırlanta kolye gibi. Bir elin omumuza dokunduğunu hissettim. İrkilmiştim sıçradım birden. Gözlerimden yaş düşerken hani mecburdum ya kaçmaya bir yerlerden. Bir ömür gibi uzaktım oysaki şuan bir nefes gibi yakın sensizlikte seninle soluk alıyordum sadece. Bir az önce karalığa saklanıp esir olduğunda gözlerimden bir avuç cılız yakamoz ışığı ile aydınlatmaya geldim. Göz göze gelmiştim. Gözlerinin içinde bir ben birde evet o martı vardı. Şuan hayallere sığdıramadığım gerçek mi? Yoksa gerçek olmaya yakın tek gerçekleştiremediğim mi?
Konuşmadan sessizce bakıştık. Bakışlarım gözlerine mıhlanmıştı adeta. Anlımda soğuk terler boncuk boncuk akmakta. Ne oldu da kulağım işitmez oldu, göz kapaklarım adeta tutulmuş bir sıtmalı hastalık gibi korkarak açılıp kapanmakta. Hayalim perdelenip kaybolmasın diye. Kmidin? Sen diye sormadan usulca ellerimi ellerinin içine alıverdi titrek ellerim karşı elerlide titretmeye yetti. Medet umar gibi bakışları vardı yâda git buralardan rahatsız etme der gibi bizi bize bırak dercesine. Bir kelime söylemeye tam kendimi zorlarken ellerini iki dudağımın üzerinde gezdirdi. Korkum büsbütün artmıştı. Bu korkuma martının daha gür bir sesle çığlıkları adata geceyi yırtarcasına artıkça artıyordu. Sayamam kaç oktava çıktığı beklide o da farkında değildi farklı sesler çıkardığını. Gece her hecenin tınısı ile rüzgârında savurduğu dans ettiği bir hal aldı. Yağmurlar yağsın yıkasın beni yağmur suları taşları beni kendimi yıkasın günahlarımdan arındırsın. Bir anda bir daralma gözlerimde kararma hissettim. Karardı dünyam.
Gözlerimi açtığımda beni bu hale getiren yine o ses ile irkildim. Fakat ben hala o mabette idim. işin enteresan yanı martı yine başımda dönüp duruyordu. Usulca toparlandım yerimden gün çoktan ağırmış yakamoz sevişmesini bitirmiş ay denizle vedalaşmıştı. Hayat devam ediyor idi gördüklerim rüya mı idi değil mi alam veremedim. Ama bunu bulmalı idim ne idi bu gördüklerim. Sordum soruşturdum bilen birileri buldum şükür. Bundan yıllar öncesine dayanan mitolojik bir hikâye anlattı. Kadere bakı bende o hikâyenin kahramanları buldum gördüm. Birbirlerini delice seven iki genç varmış ne yazık ki kader yine onlara oyununu oynamış ne yapıp etmiş kavuşmamaları için. Öyle bir aşkmış ki yaşadıkları aşkı onlar bir ateş bir yangın bir vurgun bir yazı bir heyecan diye tarif ederlermiş. Gel zaman git zaman baskılarda artınca dayanamamışlar ve karara varmışlar bir Yakamoz vakti son kez buluşacaklarmış. Kararları kararmış dönmemek üzere bugün ki antik şehrin en uç noktasına gelmişler sonsuzluğa bırakıvermişler bir anda. Bırakma öyle ölümle son bulmamış o sona gidişte bıraktıkları aşk sözcükleri çığlıklarla karışmış uçuvermiş erkek olan gökyüzüne martı olarak karışı vermiş. Kız ise kimilerine göre peri oluvermiş Aşkları hala günümüze kadar süregelir bizim buralarda deyince balıkçı. Gördüğümü tam söyleyecektim fakat lafın sonu hayli ilginçti gökte ay denizle birleş timi bizim âşıklar çıkarlar ortaya buluşurla ta ki tan yeri ağrına dek her yakamız vaktinde. Gerçi martı her zaman vardır her yerde ama bizim buralarda çığlıkları daha bir gür çıkar. Diğer martılarda yardıma gelir zaman zaman arkadaşlarına peri kızını bulmaları için.
Ve o zaman anladım ki aşk her yerde aynı uzaklıkta yakında fiz anda semada her yerde mühim olan uzakta kini bulmak değil. Değerini elimizin içinde iken tutmak kaybetmem esicisine. Sadece yakamozlarda martının çığlığını hissetmek değil yakamozda martı gibi çığlık çığlığa aşkını aramakta. O an karar verdim sevgilim olmasa bile bende martı olacaktım. Tüm martıların sevgilerine inat bende bir peri kızı buluna dek. Belki yardım eder tüm martılar…



























































































































































