HABER KIBRIS

Yoksulların eşitliğinde sosyalizm olur mu? Vietnam: 7

17/04/2016


ads

Halil Paşa


Geçmişten gelen siyasi önyargılarımdan kurtulmam zor olsa da, kısa süreliğine de olsa gezip gördüğüm ve önceki bilgi birikimimle Vietnam’daki yaşam konusunda sosyalizm ile harmanladığım ve beni yepyeni düşüncelere salan gözlemlerimi, kısa ve özet de olsa bir siyasi girizgahla, bu satırları okumak zahmetine katlanan okurlarımla paylaşmakta ısrarcıyım…

FAKİRLERİN EŞİTLİĞİ

Nüfusu 90 Milyon olan (Türkiye’den 10 milyon daha fazla) Vietnam’ın, yüzölçümü Türkiye’nin kapladığı alanın yarısından daha az. Dolayısıyla göreli olarak nüfusu yoğun, oldukça kalabalık (sabık Başbakanımız İrsen Küçük’ün ülkesinin bilmediği nüfusuna atfen söylediği gibi  ”oldukça kalabalık”  değil-hp) bir ülke.

Hanoi’de araç trafiği

Adı Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti ve tek partiyle, Vietnam Komünist Partisi ile yönetiliyor.

Geçtiğimiz yüz yılın ikinci yarısında, hem kendisinden misliyle güçlü askeri kuvvetlere sahip, hem de o yıllarda dünyanın iki süper gücünden birisi olana Amerika’ya karşı ülkelerinin bölünmemesi için kanlı, acımasız ve yıllarca süren bir savaşta halkına önderlik etmiş, sonunda zafere taşımış bir Parti.

Geçmişinde Amerikan Emperyalizmine “haklı savaş” yürüttüğü için dünyanın tüm devrimci gençlerinin ve Komünist Partilerinin aktif desteğini alan bu partinin, yüzyılın en donanımlı emperyalist ordusuna karşı kazandığı ve dünya tarihine geçen bu önemli zaferi, ne yazık ki ülke içerisinde ekonomik bir zaferle taçlandırılamamış. Savaş biteli 42 yıl oldu ancak Vietnam halkı hala gelir sıralamasında dünyanın fakir ülkeleri arasında. 

Konuştuğum birkaç Vietnamlı rehberin “ülkelerinin gırtlağına kadar rüşvete batmış bürokratların yönetiminde” olduğuna dair şikayetlerinin yanı sıra gerecek şudur ki;

Yaklaşık yarım yüzyıldır ülkeyi tek başına yöneten Vietnam Komünist Partisi’nin (VKP), bugün için kişi başına düşen ortalama gelir sıralamasında Türkiye’nin de KKTC’nin de, Ortadoğu ülkelerinin de, pek çok fakir Afrika ülkesinin, hatta Nijerya ile Gana’nın da gerisinde olduğudur. Gayri Safi Milli Geliri (256 milyar dolar), gerekse kişi başına düşen geliriyle (2950 dolar), Türkiye’nin üç misli gerisinde bulunduğu, en iyimser bir tanımla, VKP’nin ancak “fakirliğin eşitliğini” sağlayabilmiş olduğudur.

 
Hanoi sokaklarında Vietnamlı kadın satıcılar. Ekmek aslanın ağzında.

TRAFİK KEŞMEKEŞ HAVA KİRLİLİĞİ HAT SAFHADA

Komünist Partiye yakın olanların varsıl, halkın ise nispeten yoksul olduğu ülkede dört kişilik bir aile 50 metre karelik konutlarda yaşıyordu. Gündüz olunca konutunu dükkan olarak kullananlar bile vardı. Kentlerinde sert kış mevsimleri yaşanmamasına rağmen, hava kirliliği had safhadaydı. Başkent Hanoi ile en büyük şehri Saygon’un merkezlerinde dolaşırken gözlerimin egzoz dumanlarından yaşardığını, genzimin de hafifçe yandığını hissettim. Zaten trafikte seyreden tüm motosikletliler havadaki kirlilikten korunmak için ağızlarını sıkı sıkıya bezlerle kapatmışlar, kimi gözlerinin hemen altına kadar uzanan filtreler takmışlardı.

Trafikte motosikletlilerin ezici üstünlükleri var. Bu aslında iyi bir şey! Ancak son birkaç yıldır yollarda beliren Toyota Jeep’ler ağır-ağır trafiğin geleceğinin de sinyalini veriyor gibime geldi.

Pek çok kavşakta trafik ışığı yok. Şehirlerde bazen yürümek için kaldırım bulmakta zorlanırsınız. Yayaların karşıdan karşıya geçmesi de zor zanaat. 

 

SINIFSAL FARKLILIK BELİRGİN

Vietnam’da farklılığını ayırt etmek için yine trafiğe bakmak yeter de artar bile.

Vietnam’ın en kalabalık şehri Saygon sokaklarında gezmeye başladığım ilk andan itibaren, Toyota marka gıcır ciplerin sayıca az, motosikletlilerin ise deniz derya kadar çok olduğunu gördüm.

Öte yandan rehberim durmadan Vietnam Komünist Partisi yöneticilerinin ve yönetime yakın olanların ekonomik hayatta korunup kollandığından, ülkede rüşvet ve yolsuzlukların ayyuka çıktığından şikayet edip durdu.

Evlerin, dükkanların pek çoğu küçük derme çatmaydı. Ancak az sayda da olsa geniş varsıl izler taşıyan konaklar, tek-tük de olsa marka satan şık ve gösterişli mağazalara da rastlamak mümkündü.

Dükkanları çok küçük olduğu için lokantacıların mutfakları kaldırımların üzerindeydi. Yani yemeklerini kaldırımların üzerine yerleştirdikleri tencere ve kazanlarda pişiriyorlar, kaldırıma dizili küçük iskemlelere kurulmuş müşterileri için minik masalara servis yapıyorlardı. Onlar da motosiklet denizinin çıkardığı dumanların arasında afiyetle götürüyorlardı.

Ancak biz turistler için şık restoranlar da vardı. Dikkat ettin. Bu restoranların müşterisi Vietnamlı yerliler de yok değildi…

Özetle; varsıllığın az, yoksulluğun daha görünür olduğu bir yaşam hali mevcuttu...

 
Hanoi sokaklarında Vietnamlı kadın satıcılar. Ekmek aslanın ağzında.

KAYMAK TABAKA: BÜROKRAT-ASKER-POLİS VE MUHAFIZLAR

Komünist Parti’ye bağlı özellikle yüksek rütbeli askeri erkan, Vietnam’da kayrılan bir kast… Türkiye’de yalnızca subay ve as subaylar ve aileleri için en güzel yerleşkelerde, minimum maliyet ve iyi bir hizmet kalitesiyle tatil yapılıp kalınacak, yiyip içilecek Ordu Evlerinin benzeri oteller, lokantalar, lojmanlar Vietnam’ın büyük şehirlerinde de vardı.

Yine Komünist Parti’ye yakın olanlardan oluşan yüksek rütbeli polisler de, yüksek maaşları ve emeklilik haklarıyla özel bir yere sahipler.

Bir de Vietnamlı rehberin “party’s guard” dediği, Komünist Parti muhafızları var. Yanlış anlama ihtimalime karşı birkaç kez tekrar ettirdim kendisine. Üç kez aynı yaptı “part’s guard” yorumunu: “Hani Hitler Almanyasındaki SS’ler vardı ya, onlar gibi bizim muhafızlarımız da Komünist Parti’ye ispiyonculuk yaparak geçimini sağlayan ayrıcalıklı tiplerden oluşuyor”…

Ülkeyi yöneten Komünist Parti’nin siyasi-bürokrat eliti… Asker-Polis-Muhafız…

Vietnam’da Komünist Parti, dolayısıyla da yönetim bu üçlünün elinde…

İşçi sınıfının partisi, bu üçlüye teslim.

Elbette bir geziden böyle kesin hele de siyasi sonuçlar çıkarmak mümkün değildir.

Ama yazmış olduğum gibi mevcut bilgi birikimimle, sosyalizmin yerküredeki başarısızlıkları ve geçici olduğunu düşündüğüm yenilgilerinden çıkarsadıklarımla bu yorumları yapmadan edemedim.

Gezip gördüğüm ve Vietnam gibi hala parti tabelalarında “Komünist”; devlet yönetimlerinde de “sosyalist” etiketini koruyan pek çok ülkenin yaşamlarından haberdar olma fırsatını yakaladığım için bu gözlem ve düşüncelerime dayanarak bu satırları yazıyorum…

Gezip gördüğüm gelişmiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan varsıl ve fakir ülkelerle yaptığım karşılaştırmalardan dolayı Vietnam konusunda da bunları yazmadan edemiyorum.

Örneğin, üst düzey devlet yöneticilerinin, üst rütbeli asker ve polislerin dışında Vietnam’da emeklilik diye bir olayın bulunmadığı gerçeğiyle yüzleşince, hemen aynı şekilde daha önce gezip-gördüğüm, emeklilik hakkının benzer şekilde olduğunu yerinde öğrendiğim, Ortadoğu ülkelerinden Suriye, Lübnan ve Uzak Asya’dan Nepal gibi bazı yoksul ülkeler aklıma gelmişti.

 

HERKES EŞİT… YÖNETİCİLER VE RÜTBELİLER DAHA EŞİT.

Uzun lafın kısası Vietnam sosyalizminde, Gharh’lar (hamallar), seyyar satıcılara dahil çiçekçiler, meyve satıcıları, lokantacılar, kahveciler, Rich-Shaw bisiklet sürücülerinin yer aldığı esnaf; belediye temizlik işçileri, pirinç tarlasında çalışanlar, kahve üreticisi işçiler, turizm sektörüne dahil (sanırım rehberleri hariç tutmam gerekiyor-hp) otellerde, lokantalarda, deniz ve nehir teknelerinde çalışanlar, taxiciler velhasıl yoksul emekçiler kendi aralarında eşitti. Öte yandan Vietnam’ı yönetmekte olan Komünist Parti yöneticileri, üst düzey bürokratlar, ülkenin güvenliğinden sorumlu rütbeliler de sanırım kendi aralarında eşitti.

Vietnam Sosyalist Cumhuriyetinde yaşayan herkes eşittir, ama “Komünist” yöneticilerle, “vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü” ve güvenliğini, “vatandaşın hakkını”, savunmakla siyasiler ve rütbeliler daha çok eşitti.

VİETNAM’DA MALUMUN İLANI…

“Muhalefet olmalı, yani Komünist Parti’nin yanı sıra başka partiler de kurulmalı mı?” diye sorduğumda, beni, hem Vietnamlı rehber, hem de arabayı kullanan şoför, hiç duraksamadan; “Neden olmasın? Bu kadar çok ayyuka çıkmış rüşvet-yolsuzluk-çürüme muhalifler olmadan başka nasıl tartışılıp ortaya çıkarılacak ki?” şeklinde sorularla yanıtlamışlardı…

Eğer böyle bir şey olur da Vietnam’da çok partili rejime geçilir de buna açılım, değişim falan denirse…

Aslında bu ilan edilmemiş, utangaç bir biçimde sürdürülen rekabetçi kapitalizmin de ilanı, yani malumun ilanı anlamına mı gelecek?   Sanırım…

 

TOPRAK DA DEVLETİN, AYRIMCILIK DA!...

Eskiden Vietnam’da köylüler ürettiklerini devlete verirler karşılığında ücretlerini alırlardı. Şimdiyse ürettiklerini devlete satıyorlar. Sattıkları kadar da para alıyorlar. Devlet de köylüsünü, daha çok üretmesi, daha çok satması ve daha çok kazanması için teşvik ediyor. Eğer devletten daha yüksek ödeyen çıkarsa, köylüler ürettikleri pirinci, kahveyi, meyveyi ona satabilirler mi? Satmanın yanında ihraç edebilirler mi?

Bu mümkün.  O zaman da bunun adı Sosyalizm değil kapitalizm oluyor!.

Çünkü toprak-tarla sahipleri eğer daha karlı alıcı bulurlarsa, ürünlerini devletten farklı pazarlarda da satabiliyorlar Bu üretim ilişkilerinde devleti aradan çekip çıkararak, “Pazar için üretimin” teşvik edilmesine yol açıyor.

Kapitalizmde “pazar için üretim” elbette “azami kar” ilkesini harekete geçirir ve bu sosyalizmin “herkesin ihtiyacına göre üretim” ilkesine ters düşer.

Topraklar, tarlalar kimin diyecek olursanız cevabı basit. Devletin!. Ancak kimin ne kadar tarlayı tasarrufunda bulunduracağının son kararını devlet, siyasi yönetim, yani Komünist Parti bürokrat ve teknokratları belirliyor. Zaten kavga da burada başlıyor. Çok toprağa sahip olan, daha çok üretip, daha çok kazanıyor. Vietnamlı rehber Dung’un da seslendirdiği gibi, pek çok Vietnamlı, yalnızca kırsal kesimde değil, şehirlerde de Komünist Parti yöneticilerinin kendi akrabalarını kayırdıklarından, rüşvet ve yolsuzluğa saplandıklarından şikayetçiydi…

 
Ho Chi Minh Mozolesi önünde resmi geçit yapan Vietnamlı askerler. Rap rap rap… Asker her yerde asker.

VİETNAM’DAN, SOSYALİZMİN GELECEĞİ…

“1917 Ekim Devrimi” ile ilk kez yaşamın içerisinde kendisine yer açan Sosyalizm;  Avrupa’nın göbeğine inşa ettirdiği ünlü Berlin Duvarı”nın, inşa eden zihniyetin torunları tarafından yıkılmasıyla, 1989 yılı nihayetinde yerküredeki hükmünü de yitirmiş oldu.

Bu arada 72 yıl süreyle dünya nüfusunun yarıdan fazlasında yaşam bulan Sosyalizm, her ne kadar da Çin, Küba ve Vietnam gibi ülkelerdeki siyasal yaşamda hala isim değişikliğine gitmemiş olsalar da, bu daha çok bir tabela, bir etiket, bir isim olmaktan öte bir anlam taşımıyor.

Nitekim 2016 yılının Ocak ayında, dünyanın en çok kahve üretimini ve ihracatını gerçekleştiren ikinci büyük ülkesi olsa da Vietnam’da “Starbucks  Cafe” dükanları açılmaya başlanmıştı. “Dunkın Donuts”,Popeyes”, “Kentucky Fried Chicken”,”Domino’s Pizza”  gibi mağazalar vardı. HSBC Bank da vardı. Gelişmiş kapitalist ülkelerin tekstil ve sanayi markalarının fabrikaları da...

Benim gördüklerim Cannon ve Nike… Dünyanın pek çok markası Vietnam’ın ucuz işgücü ile üretiliyor ve oradan da “azami kar” ilkesine uygun olarak dünyanın diğer ülkelerine ihraç ediliyordu. 

Aslında Vietnam 1989 yılında daha Berlin Duvarı çökmeden önce ekonomisinde ve uluslararası sisteme entegrasyonda önemli aşamalar kaydetmişti. 1986 yılında Komünist Parti’nin 6’ncı kongresinde kabul edilen ekonomik değişim (Doi Moi) politikası ile özel sektörün desteklenmesi kararı alınmış ve bu yönde ekonomi-politikaları geliştirilmişti.

Ülkeleri, kapitalist rekabet politikalarıyla birer at yarışçısına dönüştüren uluslararası finans kuruluşlarının, Vietnam’daki “ekonomik büyüme hızını” ortalama % 7–8 civarında, bu ekonomik büyüme içerisinde sanayi üretiminin payını da % 14-15’te tutma ısrarları elbette, bu ülkenin ucuz işgüvü ve diğer ekonomik faktörler dolayısıyla kendilerine sağladığı karlardan kaynaklanmaktadır. Şu anda Vietnam, dünyada en yüksek büyüme oranına sahip ülkelerden birisidir. Bunun anlamı elbette Vietnam’ın hızla bir “çevre kirliliği”, “eşitsizlik” ve kapitalist ilişkiler ağı içerisine girdiğidir. 

Öte yandan tarımda dünyada Brezilya’dan sonra ikinci en büyük kahve ihracatçısı olmak, pirinç üretiminin de dünya pazarlarına açılması, ülke ekonomisinde, “insanların ihtiyacına göre planlı bir üretimin”  değil, “pazar için üretimin” her gün daha bir hakim duruma geçmesine yol açmaktadır.  

Herkes de bilir ki dünya ölçeğinde kapitalist ekonominin işleyiş kuralları geçerlidir. Eskiden sosyalist ekonomik planlamanın geçerli olduğu bu ülkelerde, artık kapitalizmin “pazar için üretim” kuralından kendilerini azade kılacak şartlar yoktur ve “azami kar” ile belirlenmiş dünya kapitalist sistemine entegre olmuş bir yoksul bir Vietnam’ın da her gün daha bir parçası olduğu kapitalist sistemden yakasını sıyırması da zor görünmektedir.

Peki şimdi bir adım ileri giderek bir soru daha soralım?

Yazının bu son başlığı yanlış mı oldu? Doğrusu Vietnam’da Sosyalizmin değil Kapitalizmin geleceği mi olmalıydı? Belki de…

 



TAGS: halil paşa, vietnam
MANŞETLER

HK Halil Paşa

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems