HABER KIBRIS

Yolun sonuna geldik mi?

06/11/2016


ads

Yusuf Kanlı




Kıbrıs görüşmeleri İsviçre’nin Mont Pelerin kasabasına taşınınca “yolun sonuna gelindi” yorumları da aldı başını yürüdü... Öyle mi? Gerçekten Kıbrıs görüşmeleri Mont Pelerin oturumları başarılı olsa da olmasa da sona mı eriyor?

Kıbrıs’ta fiili iki bölgeli, iki halklı, iki dinli, iki demokrasili duruma yasal bir çerçeve bulunmadığı sürece Kıbrıs görüşmeleri sona ermeyecektir... Bunu herkesin görüp anlaması gerekir.

Kıbrıs Türk halkı açısından, dünyadan soyutlanmış hali devam ettikçe, bir başka ülkede resmen bir okul sportif karşılaşmasına bile katılamadığı sürece, kendi limanlarından Türkiye harici bir ülkeye ne yolcu ne kargo seferi düzenleyemediği, yani ambargo altında kaldığı sürece sorun var olmaya devam edecektir.

Eğitim, sağlık gibi uluslararası haklar nedense Kıbrıs Türk halkı için geçerli olmamaktadır. Birkaç ülke dışında acil sağlık sebebiyle veya öğrenim hakkı çerçevesinde Kıbrıs Türk seyahat belgelerinin kabul edilmesi sağlanamamıştır. Tabii ki bunda Türk dışişlerinin hiç yabancı olmadığımız felaket performansı kadar uluslararası toplumun ikircikli tutumu, Rum kesiminden yana siyaseti de etkili olmuştur. Ama günün sonunda bu duruma mahkumiyeti kabul etmediği sürece Kıbrıs Türk halkı, adada çözüm de sağlanmış olmayacaktır.

Rumlar açısından durum öyle değildir. Kıbrıs meselesini sadece Kıbrıs Türklerinden “geri alacakları” mal mülk, toprak ve Kıbrıs Türklerinin bazı azınlık haklarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama olmayı kabul etmesi olarak gören Rum kesimi herhangi bir acele içinde değildir. Konuyu zamana yaymak, Kıbrıs Türkünün istek ve meşru haklarının zaman içerisinde solup kaybolduğu ve azınlık haklarını kabul ettiği aşamada Kıbrıs sorununu çözmek eskiden beri temel Rum siyaseti olmuştur.

Mont Pelerin görüşmelerinin nasıl seyredeceğini görmek için sürecin başlamasından önce Rum basınına sızdırılan harita taslaklarına bakmak, nelerin talep edileceğini görmek yararlı olacaktır. Çarşaf çarşaf gazetelerde, TV ekranlarında yer alan bu haritalarda neler yoktu ki? Karpas’ta kanton mu istersin, KKTC toprağının neredeyse %26’lara indiren tavizler mi?

Bunlar tabii görüşme pozisyonları. Kimse son varılacak noktayı öngörüp en baştan onu talep etmez. Muhakkak biraz aşırı isteyip ara noktada uzlaşmak hedeflenir. Ama, Rumların istediği, neredeyse ön şart haline getirdiği bazı konular var ki kabul edilmesi mümkün değil.

Mont Pelerin’e hareketinden önceki son beyanlarında Rum lider Nikos Anastasiades göreceli uzlaşı isteyen bir lider görüntüsü verirken, ne dönüşümlü başkanlık ne de Kıbrıs Türklerinin güvenlik ihtiyacı hususunda veya varılacak çözümün iki devletin oluşturacağı yeni bir federasyon olacağı ile ilgili tek olumlu adım atmamış, aksine Kıbrıs Cumhuriyeti’nin federasyona dönüşümünden bahsetmeye devam etmiştir.

Görüşmeci heyet ile güven sorunumuz olsa da Kıbrıs Türk tarafının harita ve yüzdelik konuşmamaktaki kararlılığı umarız Mont Pelerin’de de devam eder. Umarız Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılacağı uluslararası konferans tarihi belirlenmeden toprak meselesinde temel ilkeler haricinde herhangi bir tartışmaya gidilmez. Dahası, umarız diğer dört başlıktaki eksik konuların, başta yönetim paylaşımı başlığı ve bilhassa dönüşümlü başkanlık netleşmeden yeni ve tehlikeli adımlar atılmaz.

Rum tarafında Mont Pelerin görüşmelerinde Türk tarafının amacının süreci beşli konferansa, yani nihai aşamaya getirerek “ya tamam ya da bitti” aşamasına taşımak olduğu vurgulandı son günlerde. Başka ne olacaktı? Rum tarafının çözüm istemediği ve fırsat verilirse ayağını bir elli yıl daha sürtmeye devam edeceği ortada. Bu böyle devam edemez.

Son BM zirvesinde Akıncı’nın tüm gayretine rağmen bir takvim ilan edilmemesi Rum tarafının zaferi gibi gösterilse de gelişmeler o üçlü görüşmede bir takvimin kararlaştırıldığı ve santim santim de hayata geçirildiğini göstermiyor mu?

Ne idi hedef? Ekim sonuna kadar yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi ve Avrupa Birliği ve mülkiyet başlıklarında uzlaşı sağlamak; toprak düzenlemeleri ile güvenlik ve garantiler konularını konuşmak üzere ada dışında bir yerde görüşmelere devam edip yıl sonuna kadar bir kapsamlı anlaşmaya varmak; ve 2017 baharında da varılacak anlaşmayı eşzamanlı referandumlarla iki halkın oyuna sunup yeni ortaklık devletini kurmak değil miydi.

Ne oldu? Rumlar önce toprak ve garantiler konusunu birbirinden ayırmak istedi. Akıncı ekibi de bu akıl almaz tavizi kabul etti. Şimdi Akıncı manevra yapıyor, garantiler konusunun ele alınacağı toplantının tarihi kesinleşmeden harita, yüzdelik konuşmayacağını beyan ediyor. Haklı mı? Haklı? Ama, işleri bu aşamaya gelmesinin sebebi sonucu düşünmeden atılan akıl almaz ödün adımları değil mi?

Şimdi Anastasiades ve ekibi, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye üzerine baskıların artacağını görüp beklediği Mont Pelerin görüşmelerinde niye güvenlik boyutu görüşmesi ödününü versin, görüşmeleri son aşamaya taşısın ve belki de çok da arzu etmeyeceği bir çözümden kaçabilme imkanını tümüyle kaybetsin?

Diğer yandan, son zamanlarda daha sık duyduğumuz ve doğruysa tüm Kıbrıs tartışmalarını bir başka boyuta taşıyacak bir iddiadır. Buna göre Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında geçen bir görüşmede Erdoğan’ın çözüm için yıl sonuna kadar fırsat verdiğini, yıl başından sonra gündeme “KKTC’nin TC’ye katılmasının” gündeme geleceğini uyarmış. Dahası, bu uyarıyı Akıncı bir görüşmede Anastasiades’e de aktarmış.

Doğru mudur? Kanımca anlatılış şekli abartılı olsa da Türkiye’nin KKTC için öngördüğü “B” planı bu mudur acaba?

Ama, öyle bir “B” planı olsa bile, iki tarafın ayrılması görüşerek olmalı, adeta bir “kadife ayrılık anlaşması” yapılmalıdır.

Demek ki, çökse de Mont Pelerin’de bu süreç, belki yarın bu kez boşanma şartları için bir araya tekrar gelinecek, süreç bir şekilde belki daha sağlıklı bir çerçevede devam edecektir.

 



TAGS: yusuf kanlı
MANŞETLER

HK Yusuf Kanlı

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems