HABER KIBRIS

"Yurtta sus, cihanda küs"

27/11/2016

ads

ads

Cenk Uzunoğlu


Atatürk gibi asker kökenli bir lider, ‘yurtta sulh cihanda sulh’ derken sadece kibarlıktan veya aman kimse ölmesin düşüncesiyle, hümanist bir hedef ortaya koymadı.

O tarihte bilinen dünyayı, kurduğu devletin etrafındaki ülkelerin ne mal olduğunu ve bizim o günkü ve ilerideki askeri ve ekonomik gücümüzü görebilen bir asker gözüyle bu ilkeyi geliştirdi.

Bu cümleyi, bir devleti kurmanın, bir arada tutmanın ne kadar zor bir görev olduğunu bilen ve hayatının büyük bir bölümünü savaş meydanlarında geçiren bir askerin söylemiş olması da bir o kadar anlamlıdır.

‘’Yurtta sulh cihanda sulh’’ biz etrafımızda olanlara bulaşmayacağız ama siz de bizim sınırlarımızı değiştirmekle uğraşmayın diye ilk anda dış dünyaya yönelik bir söylemdir.

1930lu yılların başında söylenen ‘’yurtta sulh cihanda sulh’’ cümlesi Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dış politika üslubu ve amacı olarak AKP iktidarına kadar geldi.

Bu cümle dış dünyaya yönelik bir söylem olması kadar içeriye de yönelik frenleyici bir amaç için de söylenmiştir.

****

Siyaseti devletin üzerine koyma mücadelesine girişen AKP bu ilkenin ilk önce yurtta sulh kısmını yaptığı açılımlarla ‘’yurtta sus ses çıkarma’’ ilkesine çevirdi.

Şimdi de mecburiyetten içine çekildiği Suriye ve Irak askeri harekâtıyla da ayni anda ne yurtta ne de cihanda sulh kaldı.

Bu günlerde bu söze direk atıfta bulunulmasa da bu ilkenin bir teslimiyetin ve aczin ifadesi olduğu zikredilmeye başlandı.

Bunu öne sürenlerin düştüğü durum çaresizliğin tam kendisi olmuş durumdadır.

Suriye ve Irak askeri hareketine, filmin son karesine bakıp mecburduk başka alternatif yoktu demek haklı bir argüman gibi gözükse de, hata en başta bu işin buralara geleceğini esas amacın ve oyunun da bu olduğunu görememekle yapıldı. Bunu görüp karşı çıkanlara da ‘’yurtta sus, ses çıkarma’’ ile karşılık verildi.

‘’Yurtta sus, sesini çıkarma’’ açılımlarının sebebiyet verdiği büyük hatanın farkına varıp şimdi de mecburiyetten Suriye ve Irak a askeri müdahalede bulunarak, Türkiye içte ve dışta bir bataklığa sürüklenmektedir. Yurt içindeki şehit cenazelerine şimdi de sınır ötesinden şehit cenazeleri eklenmektedir.



****

Yıllar içerisinde hem sayıca hem de nitelik olarak Türk ordusu bulunduğu bölgede caydırıcı bir güç olarak görülmüştür.

Terörün ve terörle mücadelenin sürmesinin kalıcı hasar yapan boyutu da Türkiye’nin güvenlik güçlerinin caydırıcı bir güç olmaktan çıkması oldu.

Yavaş yavaş oluşmuş toplumsal ruh halini anlamak için şöyle bir düşünelim.

Şehit cenazelerinde “kanınız yerde kalmayacak” denildi ama uzayıp giden iç savaşta kan yerde kaldı.

Düzenlenen her cenaze töreninde aslında güvenlik güçlerinin o kadar da kudretli olmadığı hem Türk kamuoyuna hem de sınırın ötesindekilere gösterilmiş oldu.

Toplumun güvenlik duygusu ve orduya olan güven zayıflamaya başladı.

****

Hesapta demokrasi adına ‘’yurtta ses çıkarma sus’’ açılımları ile geldiğimiz noktaya çizgiyi çekip bakalım.

Sınırlarının içinde ve hemen ötesinde farklı aidiyetlerin ön plana çıkarıldığı bir bölge ve toplumlar ortaya çıkarıldı.

Bunun ışığında tarih tekrar belleklere yazılmak istendi.

Bir sonraki aşamada Türkiye’nin batısında büyük şehirlerde yaşayanlar, güneydoğuya terörle mücadele için akıtılan paranın ekonomik yükünün ve oradaki can kaybının sürdürülebilir olmadığını çok daha yoğun bir şekilde tartışmaya başlayacaktır.

Vardığımız noktaya yapılan siyasi hatalar kadar son 15 yılda ulusal bilincin, tarihin, benliklerin ve en temel devlet kurumlarının sorgulanması ve aşındırılmasıyla geldik.

Hedef daha fazla demokrasi değildi. Hedef toplumsal refleksin gücünü test ederek yıpratmak ve Atatürk’ün ortaya koyduğu ortak toplumsal dokuyu yıpratarak bölmek ötekileştirmekti. AB, ABD ve AKP’yi başlangıçta buluşturan yegâne unsur buydu.

Bir taraftan TC’nin ulusal bilinci, tarihi ve benlikleri sorgulanırken diğer taraftan da Türkiye’nin güneydoğusuna ve sınırın hemen ötesindeki bölgedeki mezhep ve aidiyetlere din ve mezhebe dayalı ‘’refleks’’ kazandırıldı.

Bunun sonucunda Türkiye bölünürse artık şaşırır mısınız?

Türkiye’yi ikinci üçüncü kattan değil gökdelenin tepesinden aşağıya atmaya yönelik bir sürecin içinde demlenerek ilerleniyor. Görüntüyü en basit haliyle böyle tasvir etmek mümkündür.

Toplumun sosyal dokusuna, ulusal belleğine ve ekonomiye yapacağı etki açısından Suriye ve Irak’ta girişilen askeri harekât Türkiye’nin ‘’Vietnam’’ ve

‘’Afganistan’ı’’ olma yolundadır.

Siyaseti Atatürk’ün kurduğu devletin üzerine koymayı hedef edinmiş AKP döneminde, ‘’yurtta sulh cihanda sulh’’ yerini ‘’yurtta sus, cihana küs’’ ilkesine devretmiştir.

 



TAGS: "Yurtta sus, cihanda küs", cenk uzunoğlu
MANŞETLER

HK Cenk Uzunoğlu

© 2016 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs. Design: LATIS Internet Media Systems