Azer: Bilgiler, kamuoyu ile paylaşılmalıdır

DAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Can Azer, Haber Kıbrıs için yazdı:  “Covid-19 sürecinde bilgileri saklamak, mücadeleye yarardan daha çok zarar verir”   

ads
26/11/2020

ads
Azer: Bilgiler, kamuoyu ile paylaşılmalıdır

DAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Can Azer, Covid-19 salgını sürecinde, kamu sağlığı ve düzeni bakımından çok ciddi zararlı sonuçları olabilecek bilgileri saklamanın, mücadeleye yarardan daha çok zararının dokunabileceğini vurguladı.

   Azer, kamunun sağlığının korunması ve salgının önlenmesi adına,  hasta olan veya tedavi olan bireyle ilgili hasta hakları kapsamında görülebilecek bilgilerinin bir kısmının kişilik haklarının zedelenmemesi kaydıyla kamuoyu ile paylaşılması gerektiğini kaydetti.

   Korona hastalarının açık kimlik ya da adreslerinin verilmemesinin doğru olduğunu ama yaşadığı şehir, bölgesi, çalıştığı yer, gittiği okul gibi bilgileri saklamanın sağladığı yarardan daha çok zararlara yol açacağını belirten Can Azer, tedbirlerin alınabilmesi için, kişilerin hiç olmazsa yaşadıkları, çalıştıkları ya da uğradıkları bölgelerde hasta çıkıp çıkmadığına dair bilgileri resmi makamlarca yapılan açıklamalarla öğrenmelerinin, kamunun sağlığı ve kamu düzeni bakımından bir gereklilik halini aldığını ifade etti.  

   DAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Can Azer, Haber Kıbrıs için yazdığı “Covid-19 Hasta Bilgileri ve Hasta Hakları” yazısında şu görüşlere yer verdi:

 

“Hastaların kişilik haklarının zedelenmeden bilgiler, kamuoyu ile paylaşılmalıdır”

 

   “Dünyada 2019 yılının Aralık ayından, ülkemizde ise 2020 yılının Mart ayından bugüne korona hastalığı ile çok ciddi mücadele verilmektedir. Bir yandan bu hastalık ve salgına dair tedavi edici ve önleyici tedbirler alınmaya çalışılırken, bir yandan da bu tedbirlerin bireylerin temel hak ve hürriyetleri üzerinde minimum kısıtlamayla alınmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu yaklaşım demokratik hukuk devletleri bakımından esasında doğru bir bakış açısıdır. Aksi takdirde, hastalıkla ve salgınla mücadele etme pahasına bireylerin sahip olduğu temel hak ve hürriyetler görmezden gelinmeye başlanması, çok ciddi başka hukuki, sosyal ve ekonomik sorunlar ortaya çıkmasına neden olacaktır ki bunun örneklerini de yine bazı ülkelerde görmek mümkündür. Örneğin, yasa ile alınması gereken tedbirler, yönetmelik ve genelgelerle alınırsa, kurul halinde alınması gereken kararlar, tek bir kişinin kararı ile alınırsa; bu ve benzeri durumlar bir süre sonra, salgınla mücadelenin yerini kaosun almasına neden olacak zeminin kaymalarına sebebiyet verecektir…

    Hastalıkların tedavisi sırasında özen gösterilmesi gereken haklardan bir tanesi de hiç şüphesiz hasta haklardır. Henüz ülkemizde konuyla ilgili doğrudan doğruya bir yasa bulunmasa da, çeşitli yasa tasarısı çalışmaları zaman zaman kamuoyunun gündemine gelmektedir. Hasta hakları,  temel insan haklarının bir alt başlığı olarak “hasta insanın” tıbbi müdahale ve tedavi gibi hayati bir alanda haklarını tanımlamakla birlikte, aslında geleneksel hasta-hekim ilişkisini değiştirmek gibi bir amacı da taşımaktadır.  Hasta hakları kısaca; nitelikli sağlık hizmeti alma hakkını,  seçim yapma hakkını, kendi kaderini belirleme hakkını, bilinci kapalı hastaya yaklaşımı, yasal yeterliliği bulunmayan hastaya yaklaşımı, hastanın isteğine karşın yapılan girişimleri,  bilgilenme hakkını, gizlilik hakkını, sağlık eğitimi hakkını, onurunu koruma hakkını ve dini destek haklarını içermektedir.

   Hasta haklarının en önemli unsurlarından biri de yukarıda zikrettiğimiz mahremiyet ve gizlilik hakkıdır.  Peki, 1 yıla yakın zamandır içerisinde bulunduğumuz salgın ortamında covid-19 pozitif vakaların yaşadığı şehir ya da bölgelerin hatta hasta isimlerinin açıklanmaması bu kapsamda değerlendirilebilir mi ya da değerlendirilmeli midir?  Bahsedilen bilgilerin açıklanması, hasta hakları pahasına salgınla mücadelede gerçekten önemli ve gerekli midir? Kanaatimce konuya hukukçu gözüyle, birey hakları, kişisel veriler, kamu sağlığı ve dolayısıyla kamu düzeni açısından bakmak gerekmektedir. Bu çerçevede herhangi bir bireyin geçirdiği korona rahatsızlığı, bireyin kendisini ve ailesini ilgilendiren bir rahatsızlık olmaktan çıkıp kamunun sağlığını tehdit eden boyuta gelmişse ne yapılması gerekmektedir? Burada teknik tabirle hakların yarışması devreye girmeli ve kamunun sağlığı ağırlık kazanmalıdır. Başka bir ifadeyle, kamunun sağlığının korunması ve salgının önlenmesi adına,  hasta olan ve/veya tedavi olan bireyle ilgili hasta hakları kapsamında görülebilecek bilgilerinin bir kısmı tabii ki kişilik haklarının zedelenmemesi kaydıyla kamuoyu ile paylaşılmalıdır.  Söyle ki, örneğin kanser ya da kalp rahatsızlığı olan bir kişinin gerek kimliğine, gerek hastalığına, gerekse de yaşadığı şehir ya da bölgeye ilişkin bilgiler kamuyu ilgilendirmemektedir. Başka bir ifadeyle bu bilgileri kamuoyunun öğrenmesinde bir üstün bir yarar bulunmamaktadır. Tam tersi hasta olan kişinin bunların bilinmemesini isteme hakkı vardır, çünkü bu bilgiler hiçbir anlamda kamuoyunu ilgilendiren bilgi ve belgeler değildir.  Ancak, aynı durum covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklar için söz konusu değildir. Korona hastalarının açık kimlik ya da adresleri haricinde,  yaşadığı şehir, bölge, çalıştığı yer, gittiği okul gibi bilgileri saklamanın sağladığı yarardan daha çok zararlara yol açacağı muhakkaktır. Salgın sürecinde hepimiz öğrendik ki, kamu sağlığı ve düzeni bakımından çok ciddi zararlı sonuçları olabilecek bilgileri saklamanın mücadeleye yarardan daha çok zararı dokunmaktadır. Maalesef yine ciddi yerel vakaların çıkmaya başladığı günümüzde, bireylerin işin ciddiyetine varıp kendilerini izole edebilmeleri ve tedbirleri alabilmeleri için, hiç olmazsa yaşadıkları, çalıştıkları ya da uğradıkları bölgelerde hasta çıkıp çıkmadığına dair bilgileri resmi makamlarca yapılan açıklamalarla öğrenmeleri kamunun sağlığı ve kamu düzeni bakımından bir gereklilik halini almıştır. 

   Yukarıda da belirtiğimiz üzere, her ne kadar hasta hakları ile ilgili ülkemizde doğrudan bir düzenleme olmasa da, konuyla ilgili çeşitli yasalarda düzenlemeler bulunmaktadır. Ülkemiz mevzuatına bakıldığında Bulaşıcı Hastalıklar Yasası ile Kamu Sağlık Çalışanları Yasası başta olmak üzere, hasta isimlerinin söylenmesini yasaklayan kurallar mevcuttur. Örneğin, kamu sağlık çalışanları ile hasta arasındaki mesleki ilişkiden doğan bilgiler gizli olduğu ve hastanın kimliğinin, tıbbî amaçlı olsun veya olmasın toplantı ve yayınlarda açıklanamayacağı mevzuatta düzenlenmiştir.  Ancak,  hasta hakkındaki bilgilerin saklanmasının üçüncü kişilere zarar vermesi ihtimalinin bulunduğu durumlarda bunların açıklanmasının da bir sakıncasının olmadığını belirten düzenlemeler de mevzuatta mevcuttur. O halde olaya şu çerçeveden bakmak gerekmektedir. Hastaya ilişkin tüm bilgilerin gizliliği mutlak mıdır? Bu bilgilerin özellikle de bir kısmının saklanmasının üçüncü kişilere zarar verme olasılığı var mıdır? Kişisel veri olarak kabul edilebilecek olan, açık kimlik bilgileri ile adres bilgileri haricinde yukarıda kısaca değindiğimiz birtakım bilgilerin (yaşadığı bölge, çalıştığı şehir, okuduğu okul v.s) gizliliği mutlak değildir. Bu hastalığın sadece devletin aldığı önlemlerle önlemeyeceği çok açıktır. Ülkede yaşayan bireylerin de kendilerini gerek izolasyon gerekse başka tedbirlerle korumaları gerekmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında, devlet ve birey işbirliği kamu sağlığı ve kamu düzeninin korunabilmesi adına önem taşımaktadır. İşte bu işbirliğinin sağlıklı yürütülebilmesi giz perdesinin belli oranda aralanmasıyla daha da mümkün hale gelecektir.”

26/11/2020 14:58
Bu habere tepkiniz:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad

TAGS: Can Azer, Covid-19, salgın, DAÜ Hukuk Fakültesi
MANŞETLER

HK KIBRIS

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.