Bülent Dizdarlı'nın gözünden Hindistan...

Bülent Dizdarlı'nın kaleminden...

ads
12/06/2019

ads
Bülent Dizdarlı'nın gözünden Hindistan...

                                      JAİPUR

Bir sonraki durağımız Jaipur kenti oluyor. Ama önce şehrin kenarından dolanarak Amber Sarayı ya da kalesi denilen yere gidiyoruz. Burası Rashistan eyaletinin ilk başkentiymiş.  Savaşçı eyalete başşehir olmasından dolayıdır ki “Savaşçıların Kalesi “  ünvanını da taşımaktadır. Amber, Rajasthan'ın bu günkü başkenti Jaipur'dan 11 kilometre uzaklıkta bulunan 4 kilometrekarelik bir alana yayılmış, zamanın koşullarına göre savunmaya  son derece elverişli bir şehirdir. Bir tepe üzerinde yer alan bu eski kale, Jaipur'un başlıca turistik cazibe merkezidir. Denilenlere  göre Amber, konum itibarı ile genişlemeye gelişmeye müsait olmadığı kadar, su kaynaklarının da yetersiz kalması ile terk edilmek zorunda kalınmış ve Jaipur onun yerini almıştır.

Bu tarihi yer gerçekten de bir kartal yuvası görünümündedir. Taşıma Peronuna ulaşıp da Fil üstünde kaleye doğru tırmanmaya başladığımızda, hakikaten de bu güne kadar görmediğim çok farklı bir yapı ile karşılaşacağımızı fark etmiştim. Nitekim iç içe geçen üç avlusu, Divan-ı Khas Sarayı , Aynalı salonu ,  Hint usulü haremi  ve en önemlisi her yerde görülen “Swastika” ile gerçekten çok farklı bir yapıya sahipti.

Swastika ya da bizim dilimizde ki söylenişi ile Gamalı Haç’ı biz Nazi Sembolü olarak biliriz. Oysa bu sembol Hindistan’da nerdeyse iki bin yıldan fazladır kullanılmakta ruhun temizliğini ariliği sembolize etmektedir. Belli ki Hitler, zamanında bunu bilerek partisinin sembolü yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası yeryüzü üzerinde Swastika kullanımı yasaklanmışken, bu yasağı sadece Hindistan ret etmiş , “2000 yıllık geleneğimizden sırf bir başkası yanlış yaptı diye vazgeçmeyiz” diyerek haklı bir savunma yapmışlardır. Bana göre de son derece haklıdırlar. İşte bu nedenledir ki Swastika’yı Amber Kalesi’nde çok fazla gördüğünüz zaman şaşırmamalısınız…

Amber Kalesine fillerle çıktık ama inişimiz jeeplerle oldu. Her iki yolculuğunda doyumsuz bir tat bıraktığını söylemeden geçemeyeceğim Amber gezisi tamamlandıktan sonra tarih içinde onun yerini alan yeni bir kent olan Jaipur’a hareket ediyoruz.

Jaipur’a giderken  yapay göl içine yerleştirilmiş yapı olan Jal Mahal’ı ( Su sarayı) fotoğraflamak ayrı bir haz olduğunu da belirtmek isterim. Bu iki güzel tarihi yapıyı gördükten sonra Kuzey Hindistan’ın en yeni en modern kenti Jaipur’a geldik. Şehir, yapı taşlarına hâkim olan renkten dolayı “Pembe Kent” olarak da anılır. Kuzey tarafı surlarla korunan ve ihtişamlı giriş kapıları olan Jaipur’da bir biri ile kesişen geniş caddelerine rağmen, insan yoğunluğu ve karmaşa açısından aynı diğer Hindistan kentleri gibiydi. Doğal olarak bu kalabalık, şehrin yapısal nizamını bozmak için bire birdi.  Yine de trafik Delhi, Agra ve hele hele sonra göreceğimiz Varanasi’ye göre çok daha akıcıydı. Etraf çok daha bakımlı ve temizdi.

Mart ayı ortalarıydı ve Hintlilerin Holly bayramı gelmişti. Tek günlük bu bayramda kast denilen sınıflar araı fark kalkıyor ve herkes bir birine dokunup boyayabiliyordu. Hintliler işi gücü bırakıyorlar, sokaklarda eğleniyor, birbirlerinin yüzüne dokunarak rengarenk boyaları üstlerine saçıyorlar. Bizdeki “Nevruz” gibi bir yerde baharın gelişini kutluyorlar. İşte tam bu bayramın kutlandığı gün Jaipur’daydık. Rehberimizin verdiği özel elbiseleri giymiştik. Hintliler bizi gördükleri yerde koşarak yanımıza geliyorlar, başımızdan aşağı toz boyayı dökerken bir yandan da “Happy Holly”diyerek kutlamalarını yapıyorlardı. Tabi bizde onlardan geri kalmıyor, rehberimizce elimize tutuşturulan boyayı onlara boca ediyorduk. Her boyama işlemi sonrasında, onların istekleri doğrultusunda beraber selfie çekiyorduk. Hintliler bu olayı özellikle turistlerle yapmaktan çok onur duyuyorlardı. Bunu bir yerde üst sınıf insanlarla aynı platformu paylaşma zemini olarak görüyorlardı.

Daha önce de ifade ettiğim gibi, eski yerleşim yerlerinin yetersizliği nedeniyle terk edilme durumu neticesinde 1728 yılında Mihrace II. Jawa Singh tarafından  kurulan bu şehirde görülmeye değer en önemli yerlerden biride “Jandar – Mantar” denilen yerel saatin saptandığı yerdir. Güneş ışınlarının yarattığı gölgelere göre günün hangi saatinde olunduğunun saptandığı bu alan dışında sarayları ve çarşısı da görülmeye değerdir.  Hawa Mahal ise kentin tam ortasındaki gerçek pembe renkle boyanmış beş katlı mihrace sarayı olarak kendini göstermektedir.

                                             VARANASİ

Bu kısmın hemen başında şunu belirtmek isterim “Varanasi’yi görmemişseniz Hindistan’ı görmemiş sayılırsınız”.   Karmaşa Hindistan’a özel bir yaşam tarzıdır ve bütün şehirlerine hâkimdir ama Varanasi’de olan bitene “Karmaşa” deyip geçmek gerçekten büyük bir hata olur. Bence burada her an tam anlamıyla “Kaos” yaşanmaktadır. Bir buçuk milyona yaklaşan nüfusu, eski yaşam tarzına kökten bağlılık bu kenti kesinlikle diğerlerinden farklı tutmaktadır. Buraya geldiniz mi kokudan etkilenmemek için maskenizi takmalı, yürürken bastığınız yere çok dikkat etmelisiniz. Dikkat etmelisiniz çünkü en ufak bir dikkat dağılımınız mayına (İnek pisliğini böyle adlandırıyorduk) basmanıza neden olabilir. Varanasi trafiğinde araba, otobüs, motor, bisiklet ve yaya trafiği için geçerli olan tek kural kuralsızlıktır.

Varanasi, ya da diğer adıyla Benares, Hindistan'ın Uttar Pradeş eyâletinde çok ama çok farklı mistik bir kenttir. Hindularca kutsal sayılan Ganj nehrinin yanında yer alır ve binlerce yıldır burada ibadet etmek için ülkenin her yanından gelenleri misafir eder. Hindular cenazelerini burada yakarak küllerini Ganj nehrine bırakmayı tercih ederler. Küllerin Ruhla birlikte Himalayalara ve orada yaşayan tanrılara ulaştığına inanırlar.  Varanasi de bu cenaze törenleri gün boyu sürer. Dini Ritüel törenleri ise her sabah ve akşamdır. Ganj’ın karşı tarafından gelen tanrıları karşılamak için sabahları, aynı şekilde onları yolcu etmek için ise gün batımı dini törenler ayinler yapılır. Hem de binlerce yıldır her gün aralıksız bu yapılır. Bu nedenlerledir ki Varanasi “dini başkent” bazen de “ölüm kenti”olarak da anılır.

Cenaze törenleri çok ilginçtir. Özel odunlar üzerine yatırılan mefta önce çiçeklerle donatılır. Sonra rahip nehirden aldığı bir kaşık suyu ağzına verir. Ateşi ailenin en kıdemlisi yakar. 4-5 saat içinde yakma işlemi tamamlanır. Sonra küller nehre bırakılır. Aile ortamı terk eder. İşte bu olaylardan bir tanesini seyrettikten sonra gördüğüm manzara ile şaşkına döndüm. Aile ortamı terk ettikten sonra ortaya çıkan birkaç köpek ve maymun oradaki kalıntıları yemeye başladılar. Bizi çok rahatsız eden bu görüntüden etkilendim ve rehberimize “bu nasıl iş atalarınızı köpeklere ve maymunlara mı yediriyorsunuz ?” diye serzenişte bulundum. Rehber belli ki bu tepkiyi ilk kez almıyordu. Gülümsedi. “Sizin bizden farkınız mı var sanıyorsunuz? Sizde toprağa atıp yılanlara çıyanlara yem ediyorsunuz” dedi. Galiba haklıydı ve en iyisi susmaktı.

Her şeye rağmen sandallarla Ganj nehrinin ortalarına kadar açılıp, dilek adadığımız mumları suya bırakırken, kıyı boyunca uzanan tapınaklardaki gün doğumu, gün batımı ve cenaze törenlerini seyrederek edindiğim izlenimi herhalde hayatım boyunca unutamayacağım. Rahiplerin bu seronomiler sırasında gerçekleştirdikleri ritüellerle doludur. Adeta bir doğu operası havasındaki ayinlerini izlerken insanın kendini o mistik havaya kaptırmaması mümkün değildir.

İşte böyle…Delhi, Agra ve Jaipur’dan oluşan altın üçgeni , Varanisi’yi de ekleyerek gezdim gördüm. İyi ki gördüm. Ve size anlattım. Umarım okuduktan sona sizlerde iyi ki anlattın demişinizdir.

12/06/2019 15:09
ad

Bu habere tepkiniz:
TAGS: Bülent Dizdarlı, haber, kıbrıs, hindistan, anı
MANŞETLER

HK YAŞAM

© 2019 Digihaber Portal Services Ltd. Haber Kıbrıs.